UNUTULMAYAN VALİ RECEP YAZICIOĞLU ARAŞTIRMALARI (1967-2003)

Ziyaretçi

"BAĞIŞ YAPARAK ARAŞTIRMALARA VE İÇERİĞE" DESTEK OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ.

25 Kasım 2020 Çarşamba

Adnan Şahin: ‘Mutlaka görülmeli’ bitti artık ‘mutlaka yaşanmalı’


Adnan Şahin: ‘Mutlaka görülmeli’ bitti artık ‘mutlaka yaşanmalı’

(...)

RECEP YAZICIOĞLU dönemin siyasetçilerinden aldığı güçle ve elbette vizyonu ile Almus Gölü’nde su kayağı, 1985 yılında Tokat’a dört yıldızlı otel, tarihî anıtlar için kitaplar, turizm personeli yetiştirmek için kurslar açan VALİ. Ne kadar olmuş o vizyondan bugüne koskocaman otuz yıl. Bakıyorum ne olmuş o günden bugüne, ne değişmiş olumlu yönde? Korkarım TOKAT hep kaybetmiş. Tokat’ın çevresindeki illere bir bakın. Amasya turizmde Tokat’ı ona, Sivas yirmiye katlamış. Tokat, Amasya ve Sivas’ın tam ortasında. Sizce ne olmuş?

Kaynak:
https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/adnan-sahin/607269.aspx
Share:

3 valiye dava


3 valiye dava

15.02.2001 

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, ‘’Paraşüt Operasyonu’’ndan sonra Kilis Valiliği’nden alınarak merkez valiliğine atanan Güner Özmen hakkında dava açtı. ‘’Paraşüt Operasyonu’’ soruşturmasını yürüten Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Talat Şalk’ın Kilis eski valisi Güner Özmen hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı suç duyurusuna ilişkin soruşturma tamamlandı.


Savcılık, ayrıca Erzincan eski Valisi Recep Yazıcıoğlu hakkında da, Erzincan Valiliği yaptığı dönemde, Erzincan İl Özel İdare bütçesinden merkez ilçe ve köylerine ekonomik ve sosyal gelişmelerinde kullanılacak paraları aktarmadığı, bunun yerine bu paraları dernek ve vakıflara aktardığı ileri sürülüyor. Yazıcıoğlu’nun da, yine Türk Ceza Kanunu’nun görevi kötüye kullanma fiilini düzenleyen 240. maddesine göre cezalandırılması isteniyor. Yazıcıoğlu hakkında ayrıca TCK’nın 80. maddesinin uygulanması talep edildi.


Kaynak: 
https://www.turkiyegazetesi.com.tr/Genel/a98765.aspx

Share:

Hikmet Köksal: Marmara depreminden sonra ne değişti?..


Hikmet Köksal: Marmara depreminden sonra ne değişti?..
02.11.2020

Bu sorunun cevabını ancak çoğumuzun yaşadığı deprem tecrübelerini mukayese ederek verebiliriz. Değişmeyen şey coğrafyamızın gerçeği olan deprem. Dün vardı yarın da olacak. Değiştirmeye çalıştığımız şey ise kusurlu binaların zemini, yapımı ve afet sonrası ilk yardım ve kurtarma kapasitemiz.
Hayatı tanımadan 1939 depremi sonrası yapılan adı muvakkat ahşap Kızılay binalarında deprem hikâyeleri dinleyerek büyüdük. Mevsimin sert kışı, ulaşım imkânlarının zorluğu, yıkımın bütün bir Kelkit vadisini kuşatması, ölü ve yaralı sayısının çok yüksek olması felaketi bir yıkımdan çok daha yukarılara taşıdı. Eskiler buna “Şehir Göçtü” derdi. Artık şehir yerinde değil başka bir yere konuşlanacak demektir.

Sonra 1992 depremi derken 1999 Marmara geçtiğimiz yıl Elâzığ ve Malatya depremlerini yaşayarak ne olduğunu öğrendik. Enkazdan çıktık, enkazdan insanları çıkardık. Çadırlarda çamur içinde enine boyuna depremi ve sonrasını sahada yaşatarak öğrendik.

Deprem bu defa İzmir’i vurdu. Merkez üssü Seferihisar ilçesi açıkları olan 6,6 büyüklüğünde Seferihisar'ın yanı sıra kent merkezi ve çevre ilçelerde yoğun olarak hissedildi. İzmir'de bazı binalar yıkıldı, çok sayıda binada da hasar oluştu. Bu satırları yazarken ölü sayımız 51 yaralı sayımız ise 896 idi... 

İzmirlilerin deprem sahasında kalan bölgelerde hayatı bundan sonra uzunca bir süre farklı olacak. Deprem uzmanları depremin ne olduğu hakkında geçmişte olduğu gibi ekranlarda hararetli tartışmalar yapacaklar birkaç gün sonra hava yumuşayacak ve İzmir depremi de daha öncekilerin arkasında, arşivlerdeki yerini alacak.

“Depremle yaşamayı öğrenmek” demek yapıların uygun zeminde, projelerine uygun ve projede belirlenen malzemelerle inşa edilmesidir. Rahmetli Mete Işıkara hep “deprem öldürmez bina öldürür” derdi.

Ancak bizim “depremden sonra neyi değiştirdiğimiz” hep deprem sonrası yaralı kurtarma ve ortaya çıkan enkazı kaldırma kabiliyetimiz ile ölçüldü. İzmir depremi sonrası ilk yardım, enkaz kaldırma, yaralıların tedavisi, barınma gibi konularda müdahale yeteneğimizin aldığı mesafe Marmara depreminden sonra açıkça ortaya konmaktadır.

Geçmişe baktığımızda ise konuşulan, Merhum Vali Recep Yazıcıoğlu’nun “Afet yönetiminde beceriksizliğimizden değil bu mübarek çadır yetersizliğinden sınıfta kaldık…” diyerek hayıflanmasıydı. Artık kimse çadır bulamadığı, ambulans gelmediği, enkaz kaldırılmadığı, için valiyi istifaya davet etmiyor. Depremle mücadele farklı bir boyutta.

İşin asıl ve önemli yarısı depremden önce alınması gereken tedbirlerle alakalı. İddialı bir söz ama derler ki: “Bir afetle savaş, afet öncesinde kazanılır veya kaybedilir...”

Dün gece enkaz başında bir baba enkazda kalan kızının çıkarılması umudu ile beklerken kendisine uzatılan mikrofona “Kızım hep söylerdi, bu bina çok sakat deprem olsa başımıza yıkılır...” diyerek dertleniyordu.

Yapıların deprem mukavemeti güncellenen yöntemlerle ölçülebiliyor. Hayli mesafe alınan bu ölçüm ne kadar tamamlanırsa ve gereği yapılıp sicili bozuk olanlar yıkılırsa gelecekteki kayıplarımız o ölçüde azalacaktır.

Bence deprem öncesi tedbirlerin merkezî ayağı mevcut yapıların eğer hâlâ ölçümü yapılmayan varsa incelemeye alınması ve zayıf olanların güçlendirilmesi ıslahı mümkün görülmeyenlerin ise hemen yıkımının yapılmasıdır.

Bu yapılmadığı takdirde diğer tedbirler felaketin boyutunu küçültmez. Afetle mücadelede aldığımız mesafeyi görmek için depremi beklemeye gerek yok...

Kaynak:
https://m.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/hikmet-koksal/616025.aspx


Share:

Türkiye'nin iki yüzü



Türkiye'nin iki yüzü

17.10.1999 

Kim ne derse desin, Türkiye sanayi ülkesi ve dünyanın 16'ncı büyük ekonomisine sahip.


Kim ne derse desin, Türkiye sanayi ülkesi ve dünyanın 16’ncı büyük ekonomisine sahip. Petrol, doğalgaz veya maden gibi tek ürüne dayalı da değil, sanayisi çok çeşitli üretim yapan bir ekonomi. Ekonomileri tek ürüne dayalı ülkelerin malına talep azalsa, o ülke bir gecede fakirleşir ve hemen baş aşağı düşer. Türkiye’de ise biri düşse, öbürü yükseliyor ve bileşik kaplar misali yine ekonomi ayakta kalıyor. 30 sene önce çengelli iğneyi ithal eden Türkiye, bugün binlerce ürün ihraç ediyor. Hizmet sektörü baş döndürücü hızla gelişiyor. Turizmde, taşımacılıkta, müteahhitlik hizmetlerinde çoğu ülkeyi solladık. GAP’d#ki gelişmeler çok ülkenin dikkatini çekiyor. Genç nüfusumuz cazibe merkezi. Akarsuyumuz, tarıma müsait arazimiz bol. Enerji, ulaşım, havaalanı gibi alt yapı tesisleri kurulu. Daha dün Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu bir rapor açıkladı:

 Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 6 bin 470 dolar. 

Bu rapora göre ülkemizin Gayri Safi Milli Hasılası (GSMH) da 400 milyar doların üstüne çıkıyor. İyi değilse de, kötü sayılmaz. Madalyonun öbür yüzünü çevirdiğinizde ise, ekonominin hızını kesmeden büyümeyi sağlayacak olan yatırım için gerekli paranın olmadığını görüyoruz. Hazine tam takır. Anadolu’nun her bir köşesi iştahla yatırım yapıyor. Devletten kredi bekleyen de yok ama vatandaşın tasarrufunu devlet sünger gibi emiyor. Banka kredilerinin yanına yanaşılmıyor. Reel olarak yüzde 30’ları bulan krediyi kim alıp da yatırım yapar?.. 

Sanayici de rantiye oldu. Fil gibi ortalıkta dolaşan devlete borç veriyor ve ayakta duruyor. Ülkede sanayi büyüdü, nüfus arttı. Yeni enerjiye, yeni yola, yeni barajlara ihtiyaç var. Fert başına düşen milli gelirin 15 bin dolara çıkması gerekiyor. Devletin parası yok ki, bu dev yatırımları yapsın, bu kadar işi başarsın!.. 

Özel sektörün hem gücü yok, hem de böyle bir ortamda yatırım yapmak intihar demek. Bu kilitlenmenin sebebi belli: Yüksek enflasyon ve aşırı faiz. Bugün yarın Bütçe görüşmeleri başlayacak. Hükümet, memura yüzde 25 zam verip, fedakârlık isteyecek. Memurun fedakârlık yapmaya takati kalmadı. Yine sokaklara dökülüp, hak arayacak!.. Kamu yatırımları durdu. Devlet; borç alıp, borç ödeyen bir makineye döndü. 

ÇARE NE? 

Durumun iyi olmadığını hepimiz görüyoruz. Çare ne?.. Kaynakları arttırmak lâzım. Onun yolu da vergiden geçer. Sanayici, esnaf, serbest meslek sahibi para kazanmıyor ki; vergi ödesin. Hazine bonosu, tahvil ve repoya para yatıran rantiyeye yüklensen; paranın maliyeti artıyor: Konulan verginin manası kalmıyor. Devlette yok, millette yok. Peki bu koca ülkenin yarım kalan yatırımlarını kim tamamlayacak? Tek çare, yabancı yatırımcıya kaldı. Yabancı sermaye ise nazlı. Kendisini riske atmak istemiyor. “Gelirim ama şartlarım var” diyor ve istikrarlı bir ekonomi için gerekli olan reformların bir an önce tamamlanmasını istiyor. Adamlar Türkiye’ye geliyor, yatırım yapıyor. Bütçe yapacaklar, enflasyon mani oluyor. Sermayeleri durduğu yerde eriyor. Onun için, “Babam biz bu işin içinden çıkamıyoruz. Enflasyonu düşürün, reel faizleri 4-5 puana çekin” diyorlar. Bu arada işin içine devletler de giriyor ve “Biraz da insan hakları” deyip, işi yokuşa sürüyorlar. 

GELİN YATIRIM YAPIN 

Yatırımların devâm etmemesi halinde ülkenin nerelere gideceğini en iyi eli taşın altında olan işadamlarımız biliyor. Bir araya geliyorlar ve, “Hadin attaya gidelim” diye el ele tutuşup, ülke ülke dolaşıyorlar. Yiyip, içip; “Komşu. Biz sizdeniz. Siz bizden. Gelin yatırım yapalım” diye ricada bulunuyorlar. Onların da aldıkları cevap aynı: “Reformları yapın.” İşadamı, bürokrat ve yabancı yatırımcı; “Reform” diye bastırınca, hükümet köşeye büzülüp kalıyor. Reform demek; köylüye, işçiye, memura daha az vermek demek. Kemerleri sıkmak, demek. Şimdi bütün gözler hükümette. Hükümet bugüne kadar, ne lâzımsa yaptı. Biraz daha dişini sıkar, acı reçeteleri yutarsa; 1-2 sene içinde Türkiye, toparlanır. Yok, “Ben bu işi yapamayacağım” deyip, havlu atarsa; işimiz zor. 

Bürokratın çilesi 

Son günlerde iki bürokratın sert çıkışını ve onların sonlarını hayretle gördük. Kimi kastettiğimi hemen anlamışsınızdır, sanırım: Orhan Güvenen ve Recep Yazıcıoğlu. Orhan Güvenen, başında bulunduğu Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) için bir konuşma yaptı ve “Olmayan bakanlığın sekreteryası gibi çalışıyoruz” dedi. 

Recep Yazıcıoğlu ise; “Polisten vali olmaz” diyerek; zihinleri bulandırdı. Bu iki bürokratın söyledikleri aslında birer kelimeyle geçiştirilemeyecek kadar çok. Hele Recep Yazıcıoğlu’nun söyledikleri ciltleri doldurur. Hiç birisi de yenilir yutulur şeyler değil. Kepekli ekmeğe kadar beyanı olan Recep Yazıcıoğlu, düşünen bir adam. Ağzını bağlasan, vücuduyla konuşuyor. Bir valinin kepekli ekmekle uğraşmasını doğru bulmuyorum. İle gelen bakanları karşılamak yerine konuşmak, bir şeyler yapmak hoş değil. Devletin, temel yapısına ters lâf eden bir adamın valilik yapması sakıncalı!.. 

Devlet kalkmış, fırınlar için nizamname hazırlamış. Her birisinin ne iş yapacağını kararlaştırmış. Fırınların, kepekli ekmek çıkaramayacağını kanuna bağlamış. Recep Yazıcıoğlu, kalkıyor; “Vatandaş kepekli ekmek yesin. Hem ucuz, hem besleyici, hem de ekonomik” diyor. Bak, bak, bak... Devletin kanunlarını, kararnamelerini, yönetmeliklerini hiçe sayıyor... 

Recep Yazıcıoğlu, kepekli ekmek satabilmek için ayrıca ‘Unlu Mamüller’ ibaresinin de gerektiğini bilmiyor mu?.. Bal gibi biliyor. Maksat, fırıncıları tahrik etmek!.. Birlik ve beraberliği bozmak. Böyle konuşanı dokuz vilayetten kovarlar ve sonunda Ankara’ya kızağa çekerler. Yapılanlar çok doğru. Böyle, çalıyı tersine sürüyen adamları ahalinin içine salıvermemek lâzım. Vatandaşı da isyankâr eder, baştan çıkarır. 

Güvenen’e de söyleyecek bir çift lâfım var: DPT, görevini 1983’te tamamladı. O çatı altında yetişen Rahmetli Özal, arkadaşlarını da alıp, o kurumun içini boşalttı. Ondan sonra da, Türkiye; plânlama yerine serbest piyasa ekonomisine geçti. Şimdi de liberal oldu. Siyasetçiler kalkıp; “Ekonominin lokomotifi tekstildir. Yatırım yapın, teşvik verelim” dedi. Türkiye, tekstil makineleri hurdalığına döndü. Global kriz oldu da, yanlış yatırıma fren geldi. Bırak hocam, dağınık kalsın. Olmayan bakanlık, diyerek; sağa sola kılçık atmanın hiç manası yok. Kimse duymaz. Sana tavsiyem: Kuyruğunu topla, bir köşede otur.

Kaynak:
https://www.turkiyegazetesi.com.tr/Genel/a25239.aspx
Share:

Erzincan Valisi Yazıcıoğlu: "Ders almalı ders vermeli"


Erzincan Valisi Yazıcıoğlu: "Ders almalı ders vermeli"


Erzincan’ın yeniden imarında önemli payı bulunan Yazıcıoğlu, “Önceki depremlerden ders alsaydık, bunları yaşamazdık” diyor ..

Erzincan Valisi Recep Yazıcıoğlu Türkiye’nin batısını sarsan onbinlerce insanımızın ölümüne bir o kadar insanımızın da yaralanmasına neden olan deprem felaketiyle ilgili gazetemize ilginç açıklamalarda bulundu. Yazıcıoğlu’nun deprem konusundaki sorulara verdiği cevaplar şöyle: 

- Deprem bilançosu neden bu kadar ağır oldu? 

7.4 şiddetinde çok büyük bir deprem yaşadık. Nedeni ise açık; bölgedeki zemin şartları da çok elverişsiz. Binalarımız depreme dayanıklı değil, ‘Deprem Mühendisliği’ yok, deprem projeleri yok, yüksek katlı binalara müsaade edilmiş. Zaten bizim binalarımız leylek bacağına benzer. İşçilik sıfırdır. Kolon kiriş bağlantıları, demir donatısı ondan sonra deniz kumu. Yani nereden bakarsanız bakın bütün olumsuzlukların hepsi bir arada. 

- Sizin gözlemlediğiniz sıkıntılar neler? 

Önce biz depreme hazırlıklı değiliz. Nedir bunlar? En basiti barınmadır. Biz Erzincan depreminde nasıl çadırda sınıfta kaldıysak şimdi burada da sınıfta kaldık. Çünkü yeterli miktarda stok yoktu. İşte 25 bin diye ifade edildi. Ben hep haykırdım Erzincan depreminden sonra ‘1 milyon stokumuz olsun’ diye. Bir de artık bu çadırlar da yenilenmeli öyle bir asırlık, iki asırlık görüntüler hoş görüntüler değil. Sivil Savunma konusunda da sınıfta kaldık. Sivil savunmanın yetersizliği Erzincan depreminde zaten ortaya çıkmıştı. 

DERS ALMIYORUZ

 - Erzincan depremi ders olmadı mı? 

Deprem öncesindeki bütün bu eksiklikler duyarsızlıklar depremde meyvesini veriyor. Biz unutuyoruz. Bizim toplumsal hafızamızda sıkıntılar var. Çok çabuk unutuyoruz. Çok çabuk gündem değişiyor. Gündem değişince bu konudaki düzenlemeler de alt sıralarda kalıyor. Unutkan milletiz ya... İhmali olanları da unutuyoruz. Burada da öyle olacak. İhmali olanların cezalandırılacağını zannetmiyorum. Tabii burada haberleşmenin çökmesi çok ilginç. Bunun ciddi bir şekilde araştırılması lazım. Uydu haberleşmesinin olduğu bir dönemde çok enteresan, hadi kablolu telefonlar olabilirde cep telefonları niye çöküyor. 

- Sizin Koordinatör Vali olacağınız söyleniyor aslı var mı? 

Yok bize böyle bir teklif, böyle bir şey olmadı. Biz bunu basından duyuyoruz. Oraya bir kişiyi gönderelim bu işin üstesinden gelsin öyle bir şey yok. Oradaki yönetim takviye edilmeliydi bu da yapıldı. Oraya tepeden inme bir adam konulduğu zaman hiçbir şey yapılamazdı. Bunlar fanteziden ibaret. 

BETON FACİA GETİRİYOR

 - İnşaatçılığı bilmiyor muyuz? 

Bizim üniversiteleri de ben eleştiriyorum. Çünkü bizim üniversitelerimiz betonu öğretiyorlar. Çelik binayı öğretmiyorlar veya yeteri kadar öğretmiyorlar. Bizim mühendislerimiz çelik binayı, prefabrikasyon binayı bilmiyor. Halbuki bizim fabrikalarımız prefabrik yapılıyor. Dolayısıyla o anlamda bir yetersizliğimiz var. Bizde tek alternatif beton bina. Bu konuda uzmanların ifadesi şu; ‘dünyada en fazla beton ve demir kullanan ilk 5 ülke arasına giriyormuşuz. Bu bir faciadır. Bu betonarmeyi beceremiyoruz ve çok pahalı bir olay. İnsanlar pres oluyor, insanlar ölüyor. Gerek Avrupa’da gerek ABD’de prefabrikasyon çok yaygındır. 

- Sizce bundan sonra gereken tedbir alınır mı? 

Bundan sonra gereken önem verilecek ister istemez. İmar planlarının hazırlanması, zemin etütleri, belediyelerdeki laboratuvarlar, belediye meclisindeki duyarsızlıklar masaya yatırılmıştır. Depremden sonra bu tür duyarsızlıkların olmayacağını düşünüyoruz. Ama bu çok pahalı bir ders olmuştur. Bu kadar pahalı ders yerine, Erzincan, Dinar ve Ceyhan ders olmalıydı. Ama o bölge zaten fay hattı üzerine kurulmuş. Orada bu kadar yüksek katlı binaları ve deniz kumu ile bina yapılması çok enteresan.

Kaynak:
https://m.turkiyegazetesi.com.tr/Genel/a21467.aspx
Share:

Sıradışı bir insanın kaybı



Sıradışı bir insanın kaybı

05.09.2003

Recep Yazıcıoğlu’nu mübarek 3 ayların ilki olan recep ayı’nda kaybettik. İsmi “Recep” olduğuna göre demek ki bu ayda doğmuş. Doğduğu ayda bu dünyadan ayrılmak ne ibretlik bir durum... Recep Yazıcıoğlu, valiydi. Devleti temsil ediyordu. Okumuş, hem vali olmuş hem adam olmuştu. Tek başına bir düşünce kulübü gibiydi. Bir Türkiye sevdalısıydı. Devletin mümessili olduğu halde hiç çekinmeden devlete en ağır eleştirileri yöneltiyordu. Devletin küçülmesi gerektiğini ilk dile getirenlerden biriydi. Bürokrasiyi iyi tanıyordu. Bürokrasi hantaldı, işi geciktiriyordu, vatandaşa eziyetler ediyordu.


Recep Yazıcıoğlu’nu mübarek 3 ayların ilki olan recep ayı’nda kaybettik. İsmi “Recep” olduğuna göre demek ki bu ayda doğmuş. Doğduğu ayda bu dünyadan ayrılmak ne ibretlik bir durum... Recep Yazıcıoğlu, valiydi. Devleti temsil ediyordu. Okumuş, hem vali olmuş hem adam olmuştu. Tek başına bir düşünce kulübü gibiydi. Bir Türkiye sevdalısıydı. Devletin mümessili olduğu halde hiç çekinmeden devlete en ağır eleştirileri yöneltiyordu. Devletin küçülmesi gerektiğini ilk dile getirenlerden biriydi.

 Bürokrasiyi iyi tanıyordu. Bürokrasi hantaldı, işi geciktiriyordu, vatandaşa eziyetler ediyordu. Yazıcıoğlu ise bir halk adamıydı. Şahsında devlet adamlığıyla halk adamlığını birleştirmişti. Kahvede-pazarda-çarşıda halkıyla iç içeydi. Tabir caizse hiperaktifti. 

Cevval, kabına sığmaz bir yapısı vardı. Kendisi kabına sığmadığı gibi fikirleri de taşıyordu. Onun için kaymakamlığından beri gittiği yerleri mamur etti. Halkı devlete yaklaştırdı. 

Televizyonlarda uzun uzadıya fikri tartışmalara katıldı. Konferanslar verdi. Bu geri kalmışlık zincirini koparmak isteyenlerdendi. İkinci kere trafik kazası geçirdi. İkincisi üzüntü verici bir sonla noktalandı. Her ne kadar şoför hatası deniyorsa da düz yolda arabanın kontrolden çıkması şüpheli bir hadisedir. Turgut Özal gibi, yakın arkadaşı Adnan Kahveci gibi O'nunki de şüpheli. Her ne olursa olsun, neticede recep ayında doğan o sıradışı insan, yine recep ayında dünyaya veda etti. 

Mü’min kişiydi. Böyle birinin trafik kazasından ölüm rütbesi bellidir. Namusuyla yaşayıp sevilerek ölmek ne kadar güzel. İnsanlara hizmet için çırpındı. O insanlar şimdi O’na dua ediyorlar. İyi insandı, güzel insandı, mert insandı. Sıradışı bir valiydi. Öyle olduğu için de mütevazıydı. Cenab-ı Hak’tan af ve mağfiret diliyoruz. Güle güle Yazıcızâde Recep Bey!... Allah, yâr ve yardımcın olsun.


Kaynak:
https://www.turkiyegazetesi.com.tr/Genel/a178234.aspx
Share:

Haliç Toplantıları başladı

Haliç Toplantıları başladı

05.11.1999

Feshane Festival Sarayı'nda düzenlenen "Haliç Toplantıları"nın ilkinde konuşan Merkez Valisi Recep Yazıcıoğlu: "Türkiye'yi yönetenler en şiddetli şekilde sistemi ve devleti eleştirmektedir."


Feshane Festival Sarayı'nda düzenlenen "Haliç Toplantıları"nın ilkinde konuşan Merkez Valisi Recep Yazıcıoğlu, "Türkiye'yi yönetenler en şiddetli şekilde sistemi ve devleti eleştirmektedir. Yani bize (sivri dilli) dendi, biz çok geride kaldık. En yüksek dozda sistem tenkidini, sistemden sorumlu olanlar yapmaktadır" diye konuştu. 


Yazıcıoğlu, Türkiye'de yasama, yürütme ve yargının da iç içe girdiğini ileri sürdü.

Kaynak:
https://www.turkiyegazetesi.com.tr/Genel/a27837.aspx
Share:

En Popüler Yayınlar

ETİKETLER

17. Yıl (1) 1921 (1) 1939 Erzincan Depremi (1) 1990-2000 (1) 1999 seçimleri (1) 28 Şubat (2) 3Y Kuralı (1) 68 Kuşağı (1) 7. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1) 77. Yıl (1) Açık Kapı Politikası (2) Adana (1) Adana Bahçe (1) Adem-i merkeziyet (1) Ademi Merkeziyet (1) Adnan Kahveci (9) Adnan Öksüz (1) Afrika (1) Afyonkarahisar Valisi İrfan Balkanlıoğlu (1) Ağrı (2) Akçakoca (2) Akçakoca Kaymakamlığı (1) Alaca (1) Alaca Kaymakamı (1) Ali Aygören (1) Ali Coşkun (2) Ali Çoşkun (1) Ali Demirsoy (1) Alkol (1) Altın Yıllarında Tokat (1) Anayasa (2) Anı (1) Anılar (11) Ankara (2) Ankara Valisi Nevzat Tandoğan (1) Anma (1) Apartman Yöneticiliği (1) Ardanuç (1) Arkadaşları (1) Aşırı Merkezileşme (1) Atamalar (1) Atilla Şahin (1) Avrupa Birliği (2) Ay TV (2) Aydın (25) Aydın Havaalanı (1) Aydın Marangozlar Odası (1) Aydınlarımız (1) Ayhan Aykanat (1) Ayşe Kulin (14) Ayşegül Ünsal (1) Ayvacık (1) Bahçe (1) Bahçelievler Belediyesi (1) Bakanlık Sayısı (1) Bankamatik Valisi (1) Basın Toplantısı (1) Başbağlar (6) Başbakanlık (1) Başbaşa (1) Başhekim (1) Başhekimin Odası (1) Başörtüsü (2) Başpınar Köprüsü (4) BAYÜ Sosyal Bilimler Dergisi (1) Bekir Aksoy (1) Belediye Başkanı Talip Kaban (1) Besim Tibuk (1) Beşköy Beldesi (1) Betül Kocabay (1) Biga Kaymakamı Fatih Genel (1) bildiri (1) Bir Kent- Bir Adam- Bir Yorum (1) Birol Ergin (1) Bitmeyen Senfoni (1) Bolu (1) Bordro (1) Botanik (1) Bozdağ Kayak Merkezi (2) Bu Sistem Değişmeli (3) Butto (1) Bülent Ecevit (2) Bürokrasi (12) Bürokrasi Hastalığı (1) Bürokrat (1) Bürokratik Cumhuriyet (1) Büyük Tokat Oteli (1) Can Air (1) Cemal İncesoylar (1) Çadır (1) Çalıştay (1) Çanakkale (1) Çoğulcu Yapı (1) Çorum (2) Daimi Koçak (1) Daire Müdürleri (1) Dava (1) Demokrasi (10) Demokratik Cumhuriyet (1) Denetim (1) Deniz Baykal (1) Denizli (27) Denizli Belediye Başkanı (1) Denizli Depremi (1) Depolitizasyon (1) Deprem (3) Deprem Mühendisliği (1) Deprem Projesi (1) Destek (1) Devlet (1) Devlet Planlama Teşkilatı (1) Devlet-Millet İşbirliği Projesi (1) Devletin Bekası (1) Doğa Sporları (14) Doğa Sporları Festivali (1) Doğa Sporları ve Çevre Birliği (1) Doğa Tutkunu (1) Doğu Anadolu Araştırmaları (1) Doğu Gazetesi (1) Doktora Tezi (2) Dost-Düşman (1) Dördüncü Murat (1) Düşünce Özgürlüğü (1) Düşünen Vali (1) Eğin (2) Eğitim (2) Ekonomik Kriz (1) Ekşisu (1) Eleştiri (2) Elvan Feyzioğlu (1) Erdal Beşikçioğlu (6) Ergan Dağı Kayak Merkezi (3) Ergan Dağı Projesi (1) Erozyonu Önleme (1) Ersal Yavi (3) Erzincan (42) Erzincan Depremi (17) Erzincan Havacılık Taşımacılık ve Turizm A.Ş (Erhat) (2) Erzincan İl Özel İdare (1) Erzincan Kanunu (1) Erzincan Turizm (1) Erzincan Valisi Ali Arslantaş (1) Eserleri (1) Evlilik (1) Eyalet (1) Eyalet Sistemi (1) Eyüp Eroğlu (1) Faili Meçhul (1) Fatih Kılıç (1) Fatih Kısaparmak (1) Fatma Yazıcıoğlu (1) Fehmi Koru (1) Ferudun Çelikmen (1) Fıkra (1) Fikret Bila (2) Film (2) Fransa (2) Girişim ve Dayanışma Derneği (1) Girişimci Bürokrasi (1) Girişimci Bürokrat (1) Girişimcilik (2) Girokrasi (1) Girokrat (1) H. Aliyar DEMİRCİ (1) Haber (2) Hakem Devlet (1) Halası Meryem Yazıcıoğlu (1) Haliç Toplantıları (1) Halil İbrahim Özdemir (10) Halil Rıfat Paşa (1) Halim Gençoğlu (1) Halkın Yönetime Katılımı (1) Hammurabi (1) Hamur (2) Hamur Kaymakamlığı (1) Hantal devlet (1) Hasan Basri Aktan (1) Hatay (1) Havayolu Şirketi (1) Hayat Felsefesi (1) Hediye Kitap (1) Hızır Paşa (1) Hidroterapi (1) Hikmet Köksal (3) Hizmet Makamı (1) Hürsöz Gazetesi (3) Hüseyin Sipahi (1) IMF (1) IV. Murat (1) İbn Kemal Sempozyumu (1) İbrikçibaşı Hikâyesi (2) İçişleri Bakanı (1) İçişleri Bakanlığı Genelgesi (1) İdari Reform (1) İdris Küçükömer (1) İl İdare Kanunu (1) İl Sayısı (1) İlber Ortaylı (5) İlçe Meclisleri (1) İletişim (1) İliç (1) İmla (1) İnsan (1) İsmet Ülker (1) İstanbul (2) İstisna Vali (1) İsviçreli Bolongarden firması (1) İş Ahlakı (1) İşkence (1) Jeotermal (3) Jürgen Habermas (1) Kalkandere (2) Kalkandere Kaymakamlığı (1) Kalkınma (2) Kamu Girişimciliği (1) Kamu Yöneticisi Davranışı (1) Kamu Yönetimi (1) Kamu Yönetimi Reformu (2) Kamuda Tükenmişlik (1) Kamuda Yeniden Yapılanma (1) Kanal 7 (1) Karakol (1) Karanlık Kanyon (3) Karasu (1) Karikatür (1) Kasım Özsoy (1) Kayıtdışı Ekonomi (1) Kaymakam Dizisi (1) Kazım Erdem Özsoy (4) Keban Barajı (2) Kemah (1) Kemaliye (9) Kenan Evren (3) Keşiş Dağı (1) Kırıkhan (1) Kızılay (1) Kişilik (1) Kişisel Gelişim Lideri (1) Kitap (13) Kitap Tahlil Atölyesi (1) Kitaplar (1) Konferans (1) Konuşan Vali (1) Konuşma (3) Koruma (1) Koşullanmama Hakkı (1) Köksal Pabuçcu (4) Köprü (15) Köprü Dizisi (17) Köprü Filmi (2) Köşe Yazısı (49) KTÜ (1) Kurtarıcı Beklemek (1) Kuvvetler Ayrılığı (1) Kütüphane Seferberliği (1) Laiklik (3) Liderlik (1) Liyakat (1) Mahalli idare reformu (1) Mahalli İdareler (1) Mahkeme (1) Mahmut Balcı (2) Makale (5) Makam Arabası (1) Mamudizim (1) Marmara Depremi (2) Mehmet Akif Bal (1) Mehmet Emin Ulu (1) Mehmet Kemal Yazıcıoğlu (12) Mehmet Varinli (1) Mektup (1) Melih Aşık (1) Memur (1) Merkez Valiliği (12) Merkezi İdare (7) Meryem Yazıcıoğlu (6) Mesai Arkadaşları (1) Mesut Yılmaz (2) Mezar Taşı (1) Milas (1) Milli Gazete (1) Milliyet (1) Minibüs (1) Motosiklet (1) Muğla (1) Muhalif Bir Yazar (1) Muhammet Negiz (20) Muhtar (1) Munzur Dağı (1) Munzur Dağları (1) Mustafa Yazıcıoğlu (7) Mülkiyeliler Birliği (1) Mümtaz Soysal (1) Müzakereci Demokrasi (1) Müzakereci demokrasi teorisi (1) Müzakereci paradigma (1) Nafiz Özmen (1) Nahit Menteşe (1) Ne Yan Yana Ne Karşı Karşıya (2) OHAL Valisi (1) Okul Yapımı (1) Organik Tarım (1) Orhan Öztürk (1) Osmanlı (1) Osmanlı Sistemi (1) Ozan Balcı (1) Ömer Faruk Ünal (1) Ömer Lütfi Mete (1) Ömer Yaşın (1) Örnek Vali (1) Özel İdare (1) Özel İdare Kanunu (1) Özgürlük (2) Özsöz Gazetesi (1) Pamukkale (1) Panel (1) Paraşüt (2) Paşabatıran (1) Paşayaylası Oteli (1) PDF (1) Phoma Recepii (1) Polis (6) Polis Devleti (2) Polislerin Yürüyüşü (1) Popülizm (1) Prens Sabahattin (1) Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara (1) Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil (1) Prof. Mustafa Said Yazıcıoğlu (11) Profesör Dr. Osman Altuğ (2) Proje (1) Protokol (1) Psaphellus Recepii (1) Radikal demokrasi kuramı (1) Radyo Programı (2) Rafting (7) Recep Tayyip Erdoğan (1) Recep Yazıcıoğlu (9) Recep Yazıcıoğlu Belgeseli (2) Recep Yazıcıoğlu Düşünce (1) Recep Yazıcıoğlu Düşünce Grubu (1) Recep Yazıcıoğlu Köprüsü (2) Recep Yazıcıoğlu Kültür ve Dayanışma Derneği (1) Recep Yazıcıoğlu Müzesi (1) Recep Yazıcıoğlu Örneği (1) Rize (1) Robinson Crusoe (1) Röportaj (5) Rusya (1) Rüveyda Yazıcıoğlu Durmaz (1) Sadettin Tantan (3) Sağlık Turizmi (1) Sait Yazıcıoğlu (2) Sansa Boğazı (1) Saydamlık Eksikliği (1) Sedef Kabaş (2) Sedef Kabaş ile Potreler (1) Selma Yazıcıoğlu Özcan (1) Seminer (5) Sempozyum (2) Sendikalar (1) Sıradışı Bir Vali Recep Yazıcıoğlu (1) Sigara (1) Sistem (2) Sivil Anayasa (1) Sivil Toplum (4) Siyaset (2) Sosyal Adalet (1) Söke (1) Söyleşi (14) Sözlü Tarih (1) Sözün Özü (1) Stajyer Kaymakam (1) Su Kayağı (1) Su Sporları (1) Susurluk (1) Sükuti Tükel (1) Süleyman Demirel (4) Süper Vali (2) Sürmene (2) Şarkı (1) Şemsi Denizer (1) Şevket Gültekin (1) Şiir (2) Taha Akyol (1) Tamer Aksoy (1) Tanıklar (1) Tansu Çiller (1) Taş Yolu (3) Taşra Örgütleri (1) Taşyolu (1) TBMM (1) Tebdil-i Kıyafet (1) Tebliğ (1) Teknik Devlet (1) Tembellik ve Beleşçilik Kültürü (1) Terör (3) Terörle Mücadele (1) Tez (2) Tınaz Titiz (2) Tiyatro (1) Tokat (45) Tokat Hava Yolları (1) Tokat Modeli (1) Tokat Özel İdare Uygulaması (1) Tokat Turban Turizm AŞ (1) Toplum (1) Toplumsal Barış (1) Toplumsal İnisiyatif (1) Toplumsal Uzlaşma (1) Trabzon (7) Trafik Cezası (1) TRT (1) Turan Yalçın (11) Turgut Özal (12) Turizm (1) Turizm Bakanı Ahmet Tan (1) Turizm Potansiyeli (2) Turizme Maya (1) Türban Krizi (1) Türk Hava Kurumu (1) Türk İdareciler Günü (1) Türk Modernleşmesi (1) Türkiye markası (1) Türkiye Turizm Ansiklopedisi (1) TÜSİAD (1) TV Programı (2) Twitter (1) Uçak (1) Uğur Mumcu (1) Üniversiteler (1) Üniversitesi Hukuk Fakültesi (1) Vali (2) Vali Abdulkadir Demir (1) Vali Filmi (1) Vali Recep Yazıcıoğlu Kongresi (1) Valilik (1) Van Depremi (1) Vasiyeti (4) Vefat (18) Vefat Yıldönümü Mesajı (1) Vergi (2) Yamaç Paraşütü (5) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı (1) Yasa Tasarısı (1) Yasakçı Vali (1) Yavuz Donat (1) Yayla Turizmi (1) Yazmacılar Hanı (1) Yeni Erzincan Nasıl Kuruldu ve Niçin Bitirilemedi (1) Yeni Şafak (1) Yerel İdareler (4) Yerel Yönetimler (10) Yerel Yönetimler Reformu (1) Yerel Yönetimler Yasa Taslağı (1) Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi (1) Yerelleşme (2) Yetki (1) Yıldırım Akbulut (1) Yılmazlar Köyü (1) Yolsuzluk (2) Yöneticilikte Örnek (1) Yönetim (1) Yönetim tarzı (1) Yönetime Politik Etkiler (1) Yüksek Lisans Tezi (1) Zeki Demirbaş (1) Zenci (1) Ziya- ül Hak (1) Ziyaretçi (1)

Translate


Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!... İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar. Yahya Kemal Beyatlı

ÖĞRENMEYİ SEVMEK

"Bilgiye sahip olarak doğmuş birisi değilim. Yalnızca öğrenmeyi ve öğretmeyi seviyorum."
Konfüçyüs

"Bilgi, ahlaki hareketten kalan şeydir."
Nurettin Topçu

Bu Blogda Ara

Link list 3