Dijital Araştırma ArşiviProje Koordinatörü: Arş. Gör. Muhammet NEGİZ | KTÜ
Güncel Çalışmalar

Araştırma notları, belgeler ve incelemeler

Anahtar kelime bulutu yerine, içerikler doğrudan araştırma alanları ve arşiv üzerinden erişilebilir durumda tutulur.

AKÇAGÜNDÜZ: “İÇİŞLERİ BAKANLIĞI BÜNYESİNDE RECEP YAZICIOĞLU ENSTİTÜSÜ KURULMALIDIR”



RECEP YAZICIOĞLU KONUSUNDA DOKTARA TEZİ HAZIRLAYAN BUNU “VALİ RECEP YAZICIOĞLU” ADIYLA KİTAPLAŞTIRAN DOÇ.DR. EMRE AKÇAGÜNDÜZ, TURAN YALÇIN'IN SORULARINI CEVAPLANDIRDI: “ İÇİŞLERİ BAKANLIĞI BÜNYESİNDE RECEP YAZICIOĞLU ENSTİTÜSÜ KURULMALIDIR”

SORU- Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
2009 Yılında Trakya Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünü dereceyle tamamladım. Ayrıca 2014 yılında Eskişehir Anadolu Üniversitesi Adalet Meslek Yüksek Okulunu Yüksek Onur Derecesi ile bitirdim. 2010 yılında Trakya Üniversitesinde Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi programında yüksek lisansa başladım. 2012 Yılında "Türk Kamu Yönetiminde Denetim Anlayışının Dönüşümü ve Ombudsmanlık Kurumu" başlıklı tezimi savunarak yüksek lisansımı tamamladım. 2013-2019 Yılları arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde doktora eğitimimi tamamladım. Doktora tez konum Mülki İdare Sistemi ve Vali Recep Yazıcıoğlu ile ilgilidir. 2019-2022 yılları arasında Trakya Üniversitesi İİBF’de araştırma görevlisi doktor olarak çalıştım. Mart 2022 doçentlik başvurusu sonrası ÜAK kararı ile doçent ünvanı almış bulunmaktayım. 2023 yılı itibariyle TÜBİTAK 1001 projesinde araştırmacı olarak görev almış bulunmaktayım.

Recep Yazıcıoğlu ile tanışmanız yanı farkına varmanız ve tez hazırlamaya karar vermeniz nasıl oldu?
Vali Recep Yazıcıoğlu ile ilgili bir tez yazamaya Bursa’da katıldığım “Buzlar Çözülmeden” adlı bir tiyatro oyunu sonrasında bir vatandaşın “Ah Recep Yazıcıoğlu sen nasıl adamdın!” diye özlem dolu serzenişi ile başladım. Sonrasında yapmış olduğum derinlemesine araştırmalarda Yazıcıoğlu ile ilgili gerçek manada bilimsel bir incelemenin olmayışı beni bu çalışmaya itmiştir. Zor bir süreçti, çünkü tez yazmak özellikle doktora tezi çok zor. Bu tezi 5 kişilik bir jüriye kabul ettirmek ayrıca zor. 6 Sene sonunda hatta 7 diyelim çalışma bitti.

Tez hazırlama aşamasında neler dikkatinizi neler çekti?
Öncelikle dikkatimi çeken şey Vali Bey hakkında doğru diye bilinen yanlışlar ve şehir efsaneleri. Ayrıca Vali Bey hakkında yazılan eserler ve Vali Beyin yazdığı eserlerin bir eserde toplanmaması. Vali Bey hakkında yazılan ilk tiyatro eserine bile ulaştım. Kendisinin yazdığı bütün eserlere ulaştım. Yapmış olduğum araştırma sonucunda çok ilginç veriler elde ettim. Mesela vefatından 21 yıl geçmesine rağmen halen unutulmayan bir bürokrat. Bu çok ilginç. Bu durumun nedenlerini merak ettim ve eserde açıkladım.

Çok geniş araştırma yapmışsınız bu araştırmada Recep Yazıcıoğlu konusunda nelere şahit oldunuz?
Öncelikle Vali Bey özellikle yakın çalışma arkadaşlarına ve mülki idareye çok önemli ölçüde etki etmiş. Kendisi ile yakinen çalışmış 30 mülki amirle yapmış olduğum mülakatlarda bu durumu gözlemedim. Fakat esas önemli olan halkın gönlüne taht kurması. Vali Bey vefat etmesine rağmen halen Türkiye’de Vali denilince akla gelen ilk isim bu çok önemli.

 Teziniz kitap olunca nasıl bir ilgi gördü?
Aşırı bir ilgi gördü. İlk baskısı bitti. İkinci baskı genişletilmiş halde Nobel yayımlarından çıktı. Sosyal medya hesaplarımdan (@edirnesbky Instegram hesabı özellikle) çokça övgü geldi. Çok kişi aldı. Kitap özellikle geniş kitlelere ulaşsın diye telif ücreti alamayıp fiyatın düşük tutulmasını sağladım. Okuyan herkes çok şaşırarak: “Bu kadar geniş çaplı bir araştırmayı nasıl yaptınız?” sorusunu sordu. Eseri okuyan 7 den 70’e herkes beğendi ve Vali Beyi gelecek kuşaklara taşıdığım için teşekkür etti.

Kitabınız 2. baskı yaptı kitap hocalar ve öğrencilerinizle nasıl etki yaptı?
Akademik camiada ve mülki idarede adım çok duyuldu. Bu tanınırlık oranımı artırdı. Pek çok yere konferans, sempozyum vb. etkinlikler için çağırıldım. Bu eser bana Recep Yazıcıoğlu’nu anlatma misyonunu yükledi.

Recep Yazıcıoğlu’nu kamuoyunun yeterince anladığına ve tanıdığına inanıyor musunuz?
Kesinlikle inanmıyorum! Eğer ben bu çalışmayı yapmasam zaman içinde Vali Bey kaybolup gidecekti. Çünkü ben kendisinin katıldığı televizyon programları dahil hakkındaki bütün bilgileri yazıya döktüm. Ayrıca İç İşleri Bakanlığı Eğitim Şube Müdürlüğüne genç mülki amirlere eğitim vermek için bir plan hazırlayıp sundum. Bence İç İşleri Bakanlığı Bünyesinde Vali Recep Yazıcıoğlu adı altında bir enstitü kurulmalıdır. Bizim gibi mülki idareye kendini adamış insanlar burada eğitim verip Vali Bey gibi değerleri gençlere anlatmalıdırlar.


Unutmak çok zor



Unutmak çok zor

12.10.2003


‘Halkın devlet adamı’, ‘halkın valisi’, ‘süper vali’ ... ‘Koca bir adamdın, adam gibi adamdın, dosdoğru...’


‘Halkın devlet adamı’, ‘halkın valisi’, ‘süper vali’ ... ‘Koca bir adamdın, adam gibi adamdın, dosdoğru...’ ‘Bu ülke için çok fazla bir adamdın, kıymetini bilemediler, her zamanki gibi kaybedince anladılar...’ ‘Sizinle bir çay içmeyi ne kadar isterdim...’ ‘Erzincan’ı depremle anılan bir il olmaktan çıkardığınız için...’ ‘TV’lerdeki gülüşünüzü hiç unutmayacağım...’ ‘Elimiz varmıyor yazmaya ama maalesef süper valimizi kaybettik...’ 

*** 

Ve daha niceleri... Tanıyan tanımayan herkesin söylediği nice güzel söz ve nice özlem dolu ifade.. Erken ayrılığın getirdiği şaşkınlık ve üzüntü!.. ‘Süper vali’siydi halkın Recep Yazıcıoğlu. Herkese ulaşabildiğinin göstergesiydi son yolculuğunda uğurlamaya gelenler... Ama her şeyden öte bir babaydı, bir eşti.. Herkesin yüreği yandı ama şüphesiz Recep Yazıcıoğlu’nun ardından ailesinin yaşadığı yangın bambaşkaydı. Zordu böyle taze bir acıyla konuşmak....’Onun ışığında, yolunda yürümeye’ söz veren oğlu Mehmet Yazıcıoğlu ve ‘Eşime verdiğim desteği şimdi oğluma vereceğim’ diyen eşi Meryem Yazıcıoğlu bütün güçlerini toplayarak anlattılar Recep Yazıcıoğlu’nu .. Yarın, babasının cenazesinde ‘Sen bir çılgındın ama arkandan bir çılgın daha geliyor baba’ diyen Mehmet Yazıcıoğlu’yla konuştuklarımız olacak sayfamızda. Ama bugün söz önce anne Yazıcıoğlu’nun... Eş Yazıcıoğlu’nun... 35 yıl aynı yastğa baş koyan, 10 gün arayla geldikleri dünyada ‘sanki hiç ölmeyecekmiş gibi gelirdi’ diyerek acısına dayanmaya çalışan Meryem Yazıcıoğlıu’nun anlattıkları... 

Herkesin “Süper Vali”si’ Recep Yazıcıoğlu, feci bir trafik kazasıyla hayatını kaybetti. Sevenleri onu konuşmayı sürdürüyor. Ama biri var ki; içine gömdüğü büyük acısıyla o hep sustu. 35 yıl aynı yastığa baş koyduğu hayat arkadaşı Meryem Yazıcıoğlu idi bu acılı kadın. Aldığı ilaçlarla ayakta durmaya çalıştığı belliydi. Böyle bir zamanda röportaj yapmak zor elbette... Eşiyle birlikte hep halkın içinde olan Meryem Yazıcıoğlu ‘onun temposu bana da geçmişti’ diye başlıyor sözlerine. Sonra söz çok eskilere, çocukluklarına, evliliklerine geliyor.. Bazen ağlayarak, bazen yaşadıklarını hatırlayıp eşinden kalan güzel anılara gülümseyerek... Hiç boş durmazdı 

-Hep koşturan, değişik uğraşlar, arayışlar içinde olan bir görüntüsü vardı eşinizin. İş dışında evde de böyle miydi? 

-’Hiç dinlenmek nedir bilmiyordu. Zaten geç geliyordu eve. Gelince de rahat durmazdı, bir şeyler yapardı. Çiçekleri sulardı. ‘Saat 11 oldu. Bu işi yapacak adam var, sen bırak’ derdim, ama dinlemezdi. Kafasına taktı mı sen istediğini söyle, vazgeçmezdi. Yetişemediği yere ‘hanım oraya sen git derdi. Ben oraya, o başka bir yere giderdi, ikimiz de koştururduk.. Evlendiğimizde son sınıfta okuyordu. 19 yaşında evlendik, 20 yaşında da kızımızı kucağımıza aldık. Hep acelesi vardı, herşeyi aceleydi. Giderken de acele etti.. Hep derdim ki; herkes ölür de vali bey ölmez, bir yerden çıkar gelir diye. Ama demek ki giden gelemiyor. Bu acıyı nasıl yeneceğiz bilemiyorum. 

 -Evde geçirecek zamanı kalmazdı koşturmaktan herhalde? 

-’Tabii çok göremezdik onu. Hep orada, burada, çalışmakta. Gece yarıları geliyordu. Çocuklar, biz uyanmayalım diye sessizce dolaşırdı evin içinde, hiç duymazdık. Sabahları da kahvaltı falan beklemeden kalkar giderdi, duymazdım. Değişik bir insandı. Beni hiç kırmazdı, şimdi diyorum keşke beni kırsaydı da onları hatırlasaydım ama yok. Böyle bir insan daha dünyaya gelir mi tahmin etmiyorum. Duruşu sertti, gören çekinirdi ama yumuşak bir yüreği vardı.’ Sevgisini göstermezdi 

-Tokat valiliği sırasında 4. Murat diye tanınıyordu. 

-’Türkiye’nin en genç valisi olmuştu. Gerçekten çok sertti Tokat’ta iken. Tokat’tan Erzincan’a yavaş yavaş azalmaya başladı o sertlik. Son yıllarda daha da yumuşamıştı. Ancak çalışması aynıydı, hatta artmıştı. Evde sakindi. Çocuklarına ve bana karşı sevgisi değişikti. Çok korurdu bizleri. Sevgisini fazla göstermezdi. Ben bazan takılırdım. ‘Biz içimizde seviyoruz, söylemekle olmaz’ derdi. Dairede diyelim bir olay oldu, kızarsa birine, onlar gittikten sonra ağlardı ‘Niye yaptım’ diye. Çok yumuşak bir yüreği vardı.’ 

-Hastanede kaldığı sürece ve sonrasında inanılmaz bir kalabalık vardı. Bu kadar sevildiğini biliyor muydunuz? 

-Sevildiğini biliyordum da bu kadarını değil. Ölümünden sonra bir hafta Denizli’de kaldık, isteyen gelsin başsağlığına diye, herkes geldi. Her gelen güzel bir şey söylüyor, o güç veriyor bana. ‘ Üzüntüsünü söylemezdi 

-Bir süre merkeze alındı Recep bey. Bu kadar çalışmayı seven, aktif biri için o süre nasıl geçti? Sizinle paylaşır mıydı hissettiklerini? 

-’Üzüldüğünü, sıkıntısını hiçbir zaman ailesine söylemezdi, üzülmeyelim diye. Gece yarısına doğru gelen telefonla merkeze alındığını öğrendiği zaman, ona pek dokunmadı, bana da dokunmadı. Çünkü en uzun valilik yapan oydu, sonuna kadar vali olarak kalacak değil ya diye düşünmüştüm... O da istemiyordu valilik. Merkeze alınması benim için çok iyi oldu. Dinlendik, o üç yılı birlikte geçirdik. Konuşacaklarımızı konuştuk, ama birbirimize doyamadık tabii.’

 -İleriye dönük planlar yapar mıydınız? 

-’Tekrar vali olur musunuz diye soruyorlardı. Ben yapacağımı yaptım, bundan sonra gençlere bırakıyorum derdi. Ondan sonra kararname çıkınca, ‘kabul etmezsem Denizlililer gücenecek, herhalde içecek suyumuz var. Bismillah deyip gidelim hanım, hayırlısı neyse o olur’ dedi. Denizli’ye daha yeni gelmiştik. Orada su kayağı yaptı biz torunla motorla takip ettik. Denizli çok farklıydı. Çok sevmiştik, onlar da bizi çok sevmişti. Diğer yerler gibi değildi. Çok hareketliydi, daha yeni başlayacaktı oradaki çalışmalar. Ama olmadı. Çok erken ayrılacağı için mi biz Denizli’yi, Denizlililer bizi çok sevdi bilmiyorum. 

-Recep bey ya rafting yapardı, ya yamaç paraşütü, ya da su kayağı... Hep tehlikeli sporlarda görüyorduk. Bir seferinde sizin kızgınlığınız da yansımıştı basına? 

-’Rafting yapıyordu Erzincan’dayken. Biz de vali yardımcısının hanımıyla kenardaydık. Bot devrilince düşmüş kolu kanamış. Arabaya gelmiş üstünü değiştiriyor ama bana göstermeyecek. Bütün vücudu gitse, ağırsa söylemez, göstermezdi. Ben kolunu tuttum,’niye rahat durmuyorsun?’ diye.. Sonra muhabir ‘vali bey eşinden dayak yedi’ diye haber yapmış... Vali bey ‘Bu hanımların hoşuna gitmiştir, cesaretlenmiştir. Ama sen bir Karadenizli olduğun için her şeyi yapabilirsin’ diye takılıyordu. Sonradan ben de bulaştım o işlere. Rafting, su kayağı yaptım, paraşütle uçtum. Bir açılış sonrası çıkmıştık dağa. Ben ödünç ayakkabıyla paraşütle uçmaya karar verdim. Arkadaşlar ‘hanımefendi uçmayın yarın altın günümüz var’ diyorlar ‘ben de merak etmeyin yetişirim’ dedim. Önce o uçtu ama hemen indi. Kalp kapakçıklarım rahatsız olduğu için o zaman çok korkmuş, ben inene kadar dudakları mosmor beklediğini anlatmıştı arkadaşlar. İndiğimde hemen sarıldı, tebrik ederim dedi, ‘ya sana bir şey olsaydı’ . 

‘Henüz hiç yalnız kalmadım. Oğlum yanımda, kızlar oyalıyor, torunlar oyalıyor. Gelen gidenler var. İlaç kullanıyorum sürekli. Zor bu olaylar, yenebilir miyim bilmem. Kızlar ‘sen Karadeniz’li kadınsın yenersin’ diyorlar. Ama acı, Karadenizli falan dinlemiyor, acı insanı yakıyor. İnsan eşini ne kadar kıymetli olduğunu öldükten sonra anlıyor.

’ Beşik kertmesiyiz... 

‘Biz beşik kertmesiydik. Hala-dayı çocuklarıyız.. Babamın erkek çocukları doğduktan sonra ölüyormuş. Ağa olduğu için de insanlar çok üstüne gelirmiş. Vali beyden on gün sonra da ben doğmuşum. Babam gelip annemi öpmüş ‘senden erkek çocuk istemiyorum benim oğlum doğdu, kızımı ona vereceğim’ diye. Daha sonra onlar ailesiyle Milas’a taşındılar. Birinci sınıfı okumadığı için benden bir sınıf öndeydi. Lise sona kadar hiç görüşmedik. O zaman geldi ‘ben seninle evlenmek istiyorum’ diye. ‘ben üniversiteyi okuyacağım olmaz’ dedim. Okumamı istemedi, aileme mektuplar yazdı. 

‘Sen çocuklarını büyütürsün’ derdi. Sonra istediler. Yüzüğümü gönderdi mektupla, abisi taktı Köprübaşı’nda. Biz de onun yüzüğünü gönderdik. Aydın’da bir parkta annesiyle takmış. Kader, sonra Aydın’a vali olduk. Ne zaman oradan geçsek, ‘bak bu taşın üstünde yüzüğümü taktım’ derdi. Şimdi o yüzük oğlumun parmağında.

’ Şoförleri hep uyarırdı Gözünde bir rahatsızlık olmuştu, doktor rapor verdi. Ama hayatı boyunca rapor almamıştı. Bir hafta izin aldı, ailesinin yanına gitti. O akşam sekizde geldi. Ertesi gün ben ve oğlum İzmir’e doktora gidecektik, erken yola çıkacaktık. Oğluma ‘erken yat’ dedi. Oğlum ‘anne babam bana öyle içten bir ‘oğlum’ dedi ki’ diye anlattı. Zaten ‘oğlum, kızım’ diye bastırarak söylerdi... Sonra bir telefon geldi, ben sadece sesleri duydum ‘sabah onda yola çıkarız’ diye. 

Nereden duymuşlardı geldiğini de hemen aradılar bilmem. Ben kendi şoförüyle gidecek sandım. O bey de arabayı da şoförü de kiralamış meğer. Nasıl oldu anlamadım, çok titizdi trafik konusunda. Hep uyarırdı şoförleri, ‘sadece benim hayatım değil, kendilerininkini de tehlikeye atıyorlar’ derdi. Uyudular mı bilmiyorum. Beraber gittikleri Ziraat Odası Başkanı’nın babası çok zenginmiş, büyük bir arsa varmış onu ikna edip okul yaptıracakmış.

Kaynak:
https://www.turkiyegazetesi.com.tr/Genel/a180690.aspx


Recep Yazıcıoğlu, 'Bazı kafalar virüslü' demişti



Recep Yazıcıoğlu, 'Bazı kafalar virüslü' demişti

5 Eylül 2003

Merhum Recep Yazıcıoğlu 4 Mayıs'ta Yeni Şafak'ta çıkan röportajında çarpıcı değerlendirmelerde bulunmuş, 23 Nisan resepsiyonunda yaşanan "türban krizi"ni değerlendirerek, "Bazı kafalar virüslü" demişti.

Merhum Recep Yazıcıoğlu 4 Mayıs tarihinde Yeni Şafak'ta çıkan röportajında çarpıcı değerlendirmeler yapmıştı. Ankara'da yaşanan "türban krizi"ni değerlendiren Yazıcıoğlu, "Bazı kafalar virüslü" demişti. İşte Recep Yazıcıoğlu'nun Yeni Şafak'tan Veli Toprak'a yaptığı yaptığı açıklamalar:

Ankara'da neden krizler bitmiyor. Ankara'da yaşananları nasıl görüyorsunuz?

Türkiye'nin daha doğrusu Ortadoğu'nun talihsizliği siyah-beyaz yaklaşımıdır. Bu siyah-beyaz yaklaşımından kurtulmamız lazım. Mutlak doğrular, mutlak yanlışlar... Dost-düşman... Önce birey olarak bunlardan kurtulmamız lazım. Ekstremlerden kurtulmak gerek. Tınaz Titiz'in güzel bir tespiti var; kafamız virüslerle dolu. Kinler, nefretler, ideolojiler... Kafayı doldurmak kolay, boşaltmak zordur. Kafayı boşaltmamız, virüslerden kurtulmamız lazım. Birey olarak demokrat olunca ülkeye de demokrasi gelir. Herkesin birilerine bir şeyi dayatmaması lazım. Toleransı ve diyalogu esas alan bir yaşam biçimine transfer olmalıyız.

Hükümetin hazırladığı Kamu Yönetimi Reformu ile belediye-vali ilişkilerine kadar bir dizi değişiklik getiriliyor.

Kamu Yönetim Reformu ile yıllardır yapılamayan bir devrim gerçekleştiriliyor. Radikal bir değişikliğin arefesinde olduğumuz görülüyor. Şimdi yerelleşme sözkonusu, öncelikler iyi belirlenecek. Şimdi Denizli'de 800 kişiye 40 trilyona cezaevi yapılıyor. 40 trilyon ile biz burada normal öğretimi yakalarız. Denizli'nin önceliği üç yıldızlı cezaevi yapmak mıdır? Demek ki bu sistem öncelikleri belirleyemiyor. Biz hâlâ A'dan Z'ye kadar başkente yazıyoruz. Gelmesi de mümkün değil.

Kaynak:
https://www.yenisafak.com/arsiv/2003/eylul/05/g02.html


Unutulmayan Vali Recep Yazıcıoğlu İle Söyleşi | Nisan 2003

Unutulmayan Vali Recep Yazıcıoğlu İle Söyleşi | Nisan 2003

Unutulmayan Vali Recep Yazıcıoğlu ile vefatından 5 ay önce gerçekleşen önemli bir söyleşi | Nisan 2003
* Merhum Vali Recep Yazıcıoğlu’nun Denizli Valiliğine atanmasından 2 ay sonra, Aydın’daki Ay TV’de sayın Musa İlhan ile gerçekleşen bu söyleşi, 2003 yılının Nisan ayına tekabül ediyor…

Bu tarihten yaklaşık 5 ay sonra, 8 Eylül 2003’te yaşanan kaza haberi ise ülkeyi yasa boğuyor…

Sayın Valiyi rahmetle anıyorum.

Muhammet Negiz


RAHMETLİ VALİ RECEP YAZICIOĞLU İLE SÖYLEŞİ | YAVUZCA - İdris YAVUZ


RAHMETLİ VALİ RECEP YAZICIOĞLU İLE SÖYLEŞİ |  YAVUZCA - İdris YAVUZ

Sayın Vali Devlet-Halk işbirliği yoluyla çok sayıda proje gerçekleştirdi. Hep yüksek sesle düşündü. Kişisel çabasıyla, bürokratik engelleri aşarak, pilot uygulamalar yaptı. Sağlıklı yaşamla ilgili “Kolalı içeceklere, sigara ve alkole hayır; süt ve ayran içelim, kepekli ekmek yiyelim” gibi kampanyalar başlattı.

Halkla en çok yüz yüze gelen, görev yaptığı her ilde halkla bütünleşen, resmiyeti, dışlayan bürokrasiyi en aza indiren valiydi. Gerçekleri saklamadan olduğu gibi söyler, çözümler üretirdi. Erzincan eski Valisi merhum Recep Yazıcıoğlu ile yaptığım röportaj ilk kez yayınlanacak;

Rahmetli Recep Yazıcıoğlu; Niğde ‘Hüdavend Hatun’ Düğün Salonu’nda ‘Sivil Toplum ve Demokrasi’ konulu panelde, bir konuşma yaptı Kendileriyle burada mülakat yapma fırsatını buldum. Şimdi bu söyleşiyi okurlarımla paylaşmak istiyorum;

İdris Yavuz: Sayın Valim; halkı ile barışık, yasaksız ama hukukun egemen olduğu, demokratik, laik hukuk devleti konusunda ne düşünüyorsunuz?

Yazıcıoğlu: Şöyle bir düşünelim! Bir ilçe belediye başkanı bile seçileceği zaman “Her haneden bir işçi alacağım” der. Aldatma ile demokrasi gelişmez. Demokrasi, halk idaresinin iktidara yansımasıdır. Fakat burada parti iradesi vardır. Halk iradesi yoktur.

Bugün holdinglerin milletvekilleri ve bakanı vardır. İnsanın fiyatı olmaz. İnsanı ortadan kaldırdığınız zaman devleti başkaları idare eder. İnsanlıktan kayıp başlarsa demokrasiden de kayıp başlar. Demokrasi Türkiye’nin son şansıdır.

İşi ehline vermezseniz demokrasi de olmaz, devlet de olmaz. İnsana ‘ökse otu’ gibi yaşamak yaraşmaz. Aydın insanın kendi doğrusu olmalıdır.

Ne yaparsan yap, bu anlayışı değiştiremezsin. Allah’a teslim, hükümetlere teslim, parti başkanına teslim, insanı ya Allah kurtaracak ya da politika kurtaracak. Biz Allah’ı değil de, devleti ilah yaptık. Osmanlı’da yöneten, yönetilen ayrımı vardır. Biz her şeyi devlete bıraktık. Siz, teşebbüsü devlete bırakırsanız, bu iş olmaz. “Devlet yapsın, biz işimize gücümüze bakalım” teslimiyetini seviyoruz.

Bizim şimdi devletimizin başı var. Kooperatifin başı, partinin başı, cemaatin başı, ailenin başı ve her şeyimizin başı vardır. Dikkat ederseniz bir masanın başında bir adam, çevresinde de teferruat oturur. Baştaki her şeye hâkimdir. Akıl da onda, yönetim de onda. O, her şeydir.

Yuvarlak masanın etrafında oturacaksın, masanın başında oturan kişiye, “Sayın Müsteşarım, Sayın Bakanım, Sayın Genel Başkanım”, diyeceksin. İşte esas aklı olan kişiler onlardır. Diğerlerinin aklı bir işe yaramıyor demektir. Onlar insandan sıyrılsalar da, yuvarlak masada toplansalar da, hayır gelmez. Yağcılığa gerek yoktur. Burada tabi olma vardır. Siz bir partiye girersiniz, partinin başkanı sizi kurtarır, şirkete girersiniz onun başı sizi kurtarır. Siz organize olamamışsanız sorumlusu, suçlusu kimdir? Bu başların hepsi, teslim olanların yardımına koşmaktadır. Bayılırım bu işe.

Peki, siz üye olduğunuz partiye neden para ödemiyorsunuz? Partilere kim para verir? Para babaları. Çünkü bu başlar, parayı kim verirse, onlara hizmet etmeyi amaçlarlar.

Delegeleri parti tayin ediyor. Genel Başkanı parti tayin ediyor. Onun için Genel Başkanı hiç kimse yerinden oynatamaz. Biri çıkar da Genel Başkan’a karşı aday olma gafletine düşerse vay haline! O, zaman canını kurtarabilene aşkolsun. Herkes aday olursa ne olur memleketin hali? Parti, herkesi şartlandırıyor, devleti yönlendiriyor. Peki ne olacak bizim halimiz? Bu bir yaşam biçimi haline geldi. Beyni özgür, fikri özgür, davranışları özgür, olmazsa sonuç felaket olur.

Ha… Bir de resmi doğrular vardır. Bunlar tartışılamaz. Hâlbuki Batı’da böyle bir doğru yoktur. Türkiye’de bazı doğrular tartışılamaz. Özgürlük kolay değil, bu nasıl olacak? Özgür olmadan bireycilik, toplumcu görüş nasıl olacak? Bağımlı kafada özgürlük olur mu? Bir de mutlak doğrular vardır, şahısların mutlak doğruları vardır. Mutlak doğruları tartışamazsınız.

İdris Yavuz: Sayın Valim, aksine davranışlar ve terör konusunda ne diyeceksiniz?

Yazıcıoğlu: Bunların aksine hareket edersen seni düşman ilan ederler. Onun için de iç düşmanlar, dış düşmanlar vardır. Böyle şey olur mu? Suçlu vatandaş başka, düşman başkadır. Terörle savaş, terörle mücadele aynı şey değildir. Hâlbuki terörle savaş olursa, karşına düşman çıkar, bizim terörle mücadele etmemiz gerekir.

Terörle savaşılınca, terörist diyor ki,” Ben bir tarafım, hak isterim. Savaş hukukunu uygularım.” Bizim kullandığımız kelime yanlış, terörle mücadele edilir. Mücadele hakkında yüz tane baş, yüz tane tedbirdir. Sen terör konusunda bataklığı kurutmadığın takdirde, istediğin kadar sinek öldür ne kıymeti var? Bataklık kurutulmadıysa, o haşereler yeniden türerler. Şimdi bu konuda yeni kahramanlar ortaya çıktı.

Bu güne kadar asla bataklık kurutulmamıştır. Bu kendimizi kandırmaktır. Şimdi siyah-beyaz, dost-düşman, benim doğrum, doğrudur. Senin doğrun yanlıştır. Benim doğrum mutlak doğrudur olarak kabul edilirse “Ayvayı yedik” demektir. Kafalarında birçok virüs olan kimse, bunları boşaltamıyorsa, hiç bir şeye çözüm bulunmaz.

İdris Yavuz: Sayın Valim, bu sorunlar nasıl çözülür, bunun çaresi var mıdır?

Yazıcıoğlu: Söylenmek, yüksek sesle konuşmak değil, karnından konuşmaktır. Söylenmekten, söylemeye nasıl terfi edeceğiz? Bizim halkımız diyor ki,”Sorunları devlet çözer, hükümetler çözer, partiler çözer.”Peki şimdi ne olacak? Bizim gerçekte bir işimiz, bir davamız vardır.”Sorunları halk çözer” dersek doğrudur. Eğer Devlet çözer, parti başkanları çözer, hükümetler çözer” dediğimizde o zaman zaten “Ballı kaymak” çıkıyor ortaya. Sorunları, çözümleri önümüze getiriyor ve bize saat ve dakika veriyorlar. Şu saat, şu dakikaya kadar bu iş bitecek diye dayatıyorlar. Biz de ona boyun eğmek zorunda kalıyoruz. Aksi takdirde “Para yok ha!” diyorlar. Son elli yılda 500 milyar doları bu yolda heba ettik. Bunun yarısı iç borç faizine, diğeri de dış borçlara aktarıldı. 1946’dan itibaren bu bataklığın içine saplandık.

İdris Yavuz: Sayın Valim, bu ülkenin ekonomik durumunu nasıl görüyorsunuz?

Yazıcıoğlu: Osmanlı’nın batışı Kırım Harbi ile başladı. İlk borçlanma da o döneme rastlamaktadır. Borçlar nedeniyle ülkenin vergilerine el konulmuştur. CHP, niye 1946 diye tepki gösteriyor. Demek ki 50 yıl öncesi “Asr-ı Saadet” diye görülüyor. Yahu! 50 sene önce tek parti devri vardı. Osmanlı’nın borç mirasını devraldığı için ayağını yorganına göre uzatmıştı ve fazla açılmamıştı. O dönemde mali bir disiplin vardı. 1946 yılından itibaren iç borç-dış borç açılmaları körüklenmiştir. Şimdi “bugünün problemlerini hükümetler çözer” demenin bir anlamı yoktur.

Türkiye, kendi sorunlarını çözemiyor, dışarıdan çözüm arıyor. Her şey Türkiye’nin önüne konuyor. “Bunu yap!” diyorlar. Tanzimat Fermanı bize dışarıdan dayatma olarak yaptırıldı. Islahat Fermanı da öyle getirildi. Şimdi Türkiye’de iki görüş ortaya çıktı. İkisine de endişeyle bakıyorum. Mutlak doğrular, yanlıştır, diyoruz ya! Zira mutlak doğru yoktur. Sosyal bilimler ve teknik bilimler açısından mutlak doğrular vardır. Mutlak doğruya saplanıp kalırsanız, kendinizi aşamazsınız. Bazen mutlak doğruyu savunanları dinlerken ” Bunlar ne diyor acaba?” diye düşünüyorum.

Doğuda kaymakam olduğum bir dönemde “Yeni Yöntem” diye solcu bir gazete çıkıyordu. Merak edip, içinde ne yazıyor, diye onu günlük takip ediyordum. Bir gün, jandarma komutanı geldi. 1971 Mart Muhtırası verilmişti. Komutan “Bize bir tamim geldi. Yeni Yöntem Gazetesi’nin okuyanların listesini istiyorlar” dedi. Ben de; “En başta beni yaz” dedim. Siz eğer çeşitli görüşlere yer vermiyor, aynı görüşlere saplanıyorsanız, nasıl bir gelişme sağlayacaksınız? Siyaha, beyaza saplanmamak lazım. Bizim mutlak doğrularımız var. Ailede, sosyal hayatta, devlet ve hükümetlerde, sosyal doğrularımız vardır. Şüphesiz ki, medeniyet kuşku üzerine kurulmuştur.

İdris Yavuz: Pozitivizm hakkında düşüncenizi öğrenebilir miyim?

Yazıcıoğlu: Pozitivizm, adeta dünyayı kurtaracak bir din olarak görüldü. Biz de bu fikre adeta heyecanla inanıyoruz! Ve mutlak doğruyu yakaladık. “Artık bize karada ölüm yok” diyoruz. Eğer biz özgür değilsek, kafalarımız özgür değilse, fikrimiz özgür değilse, içimize kapandık demektir. Şimdi biz diyoruz ki, daha adil, daha kalkınmacı, daha özgür bir düzen için özgürlük olsun. “El mi yaman, bey mi yaman”. Biz, bey yamandır, diyoruz. Ancak, el farkına varırsa, mesele yoktur. Fakat, el teslim olmuşsa, onun ruhu da, bedenide teslim olmuşsa, ne olacak o zaman? Elbette, bey yamandır denecek.

İdris Yavuz: Sayın Valim, teşekkür ediyorum. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mıdır?

Yazıcıoğlu: Evet ne zaman ki konuşan, üreten, icat eden, halkın demokrasiye bağlılığını, özgür bir şekilde yaşamasını sağlayan bir ortam doğarsa, işte o zaman demokrasinin bütün kuram ve kuralları işler hale gelecektir. Demokrasi olmadan fikir hürriyetinden ve özgürlükten bahsetmek mümkün değildir.

Bu duygularıma tercüman olduğunuz için ben de size teşekkür ediyorum.



KAYNAK:
http://www.kayserihaber.com.tr/kose-yazilari/rahmetli_vali_recep_yazicioglu_ile_soylesi-7637.html

"BAĞIŞ YAPARAK ARAŞTIRMALARA VE İÇERİĞE" DESTEK OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ.

En Popüler Yayınlar

Necdet Başoğlu: Adını tarihe yazdıran vali

Necdet Başoğlu: Adını tarihe yazdıran vali 12 Eyl 2020 Bugün sizlere “Efsane Vali” olarak gönüllerde taht kurmuş bir kişiden bahsetmek istiyorum. Süper vali ve aynı zamanda 4. Murat lakabı da takılan bu vali, Yine Türkiye’de nam yapmış ve doğum yerleri aynı olan, Devlet eski Bakanı Adnan Kahveci ile aynı kaderi paylaşmıştı. İkisi de elim bir trafik kazası sonucu hayatlarını kaybetmiş, Türkiye’yi yasa boğmuştu. Evet, Recep Yazıcıoğlu, Türkiye Cumhuriyeti tarihine adını yazdırmış önemli bir bürokrat idi. O’nunla ilgili her ne okuduysam, Ne gördüysem, Duygulanmışımdır. Merhum Yazıcıoğlu, sıra dışı yönetim şekli ve aykırılığıyla bir kesimin oklarını üzerine çekerken, bir kesimin de gönlünde taht kurmuştu. Ayrımcılık yapmaması, Üstünlük taslamaması ve kendini görev yaptığı yerleri iyileştirmek için paralamasıyla tanınmış, Merhum Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ANAP’ın Kurucusu ve Genel Başkanı Merhum Turgut Özal’ın desteğiyle Türkiye’nin en genç valisi olmuştu. Kimdi bu Recep Yazıcıoğlu? Türkiye...

Yavuz Donat: "Recep Yazıcıoğlu"

Yavuz Donat: Recep Yazıcıoğlu   30 Aralık 2012, Pazar Denizli'deydik... Vali Bey'le beraber... Öğle yemeği yiyecektik. "Gel" d emişti: -Çarşıda esnaf topluca yemek yiyor... Onlarla birlikte yiyelim... Esnafın derdini de dinlersin. Gitmiş ve yazmıştık. Onu da zamansız kaybettik... Trafik kazasında. Dostumuzdu... Çoğu kez makam aracına binmez, yürürdü. Bir gün... Erzincan Valisi iken... Ankara'ya gelmiş. Yürüyerek Başbakanlığa gitmiş. Bu sırada görevli durdurmuş: -Hoop hop hemşehrim... Dur... Kimsin?... -Ben Erzincan Valisi'yim... -Yok yaaa... Sen Erzincan Valisi'ysen ben de Fransa Cumhurbaşkanı'yım... Delinin zoruna bak... Valiymiş... Dur bakalım... Kimliğini çıkar. "Efsane valiydi." Halkın içindeydi. Kaynak: https://www.sabah.com.tr/yazarlar/donat/2012/12/30/recep-yazicioglu

KÖPRÜ'DE DUYGUSAL BULUŞMA

KÖPRÜ'DE DUYGUSAL BULUŞMA ARKA PLAN MERHUM RECEP YAZICIOĞLU'NUN HAYTINDAN KESİTLERİ EKRANA TAŞIYAN "KÖPRÜ"NÜN OYUNCULARIYLA "SÜPER VALİ"NİN EŞİ VE ÇOCUĞU İLK KEZ BİR ARAYA GELDİ. ESKİŞEHİR'DEKİ BÜYÜK BULUŞMAYI MİLLİYET TELEVİZYON ADIM ADIM İZLEDİ.  

Yazıcıoğlu: "Bordromdan utanıyorum"

  Yazıcıoğlu: "Bordromdan utanıyorum" Aydın Valisi Recep Yazıcıoğlu, "Ben 3.5 milyon lira maaş alırken, aynı bordrodan 500 bin lira maaş alanlar var" dedi.

Kamu hizmetleri motivasyon kuramı çerçevesinde vali Recep Yazıcıoğlu'nun mülki idare amirliği dönemi üzerine bir inceleme

  Kamu hizmetleri motivasyon kuramı çerçevesinde vali Recep Yazıcıoğlu'nun mülki idare amirliği dönemi üzerine bir inceleme  Çalışmada, Vali Recep Yazıcıoğlu'nun bir mülki idare amiri olarak sergilemiş olduğu tutum ve davranışlar, Kamu Hizmetleri Motivasyon Kuramına göre analiz edilmiştir. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmanın kuramsal boyutu olan Kamu Hizmetleri Motivasyon Kuramı incelenmiştir. Yine bu bölümde çalışmanın araştırma tasarımı olan nitel araştırma yöntemi ve bu yöntemin alt dalları olan "Tarihsel Araştırma Tekniği, Betimsel Araştırma Tekniği, Sözlü Tarih Tekniği, İçerik-Doküman Analizi ve Yarı Yapılandırılmış Mülakat Tekniği" incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünü literatür taraması oluşturmaktadır. Bu bölümde mülki idare amirlerinin hatıraları, kamu yönetimi reform raporları ve mülki idare araştırmaları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Tanzimat'tan günümüze kadarki süreçte mülki idarede yaşanan dönüşüm tartışılmıştır. So...

Denizli Valisi'nin rafting keyfi...

Denizli Valisi'nin rafting keyfi... 20.06.2003 Denizli Valisi Recep Yazıcıoğlu, doğa yürüyüşü ve dağ tırmanışlarından sonra, bu kez Büyük Menderes Nehri'nde rafting yaptı. Çal ve Bekilli ilçelerindeki incelemelerinin ardından Büyük Menderes Nehri'ne inen Vali Yazıcıoğlu, Antalya'dan gelen 6 kişilik ekiple bota binerek rafting yaptı. Oldukça heyecanlı dakikalar yaşadığını anlatan Yazıcıoğlu,  ''Çoruh Nehri'nde ve Fırtına Deresi'nde rafting yaptım. Orada 5. derecede tehlikeli yer sayısı 4'ü geçmez. Burası öyle değil. 7 kilometre boyunca 5. derecede tehlikeli yerler mevcut. Bugüne kadar keşfedilmemiş ama bu da rafting için Büyük Menderes'in çok uygun olduğunu gösteriyor''  dedi. Kaynak: https://www.milliyet.com.tr/gundem/denizli-valisinin-rafting-keyfi-5171836

“Rahmetli öğretti” - Erzincan'da 12 ayda 12 spor

“Rahmetli öğretti” - Erzincan'da 12 ayda 12 spor Rafting, yamaç paraşütü, buz tırmanışı, trekking, offroad, dağ bisikleti, base jump, kayak, dağcılık, motokros, planör, parasailing... Bu sporların hepsini aynı şehirde ve neredeyse yılın 12 ayı yapabilmenin mümkün olduğunu biliyor musunuz? Erzincan yıllardır ‘zorunlu ara’ verdiği spor turizminin merkezi olma hayaline kavuşmak için gün sayıyor. Kahvelerden tek tek topladığı gençler, sokaklardan alıp zorla raftinge götürdüğü çocuklar bugün birer yetişkin sporcu olarak ‘Süper Vali’ yi hâlâ saygı, sevgi ve özlemle anıyorsa... Erzincanlı’nın her iki lafından biri “Rahmetli öğretti” ya da “Rahmetli söylemişti” diye başlıyorsa... Onun açtığı yolda bugün Erzincan’da Dünya Yamaç Paraşütü Şampiyonası düzenleniyor ve seneye de büyük finalin Erzincan’da yapılmasına karar verildiyse... Vali Recep Yazıcıoğlu ’nu anmadan bir Erzincan yazısı olmaz! Halk arasında ‘Süper Vali’ diye tanınan Recep Yazıcıoğlu 1991’de Erzincan’a atandığında şehrin o...

ARAŞTIRMALARA DESTEK OLUN!

VALİ RECEP YAZICIOĞLU ARAŞTIRMALARI (1967-2003)  "VALİ-İ VİLAYET, HADEME-İ DEVLET" Vali Recep Yazıcıoğlu hakkındaki araştırma projemize belge, fotoğraf, kaynak desteğinde bulunmak için iletişim adresi: mnergiz@live.com İlginiz için teşekkür ederim. Muhammet Negiz | Proje Koordinatörü

Kronolojik Arşiv

UNUTULMAYAN VALİ RECEP YAZICIOĞLU ARAŞTIRMALARI (1967-2003)

Bu Blogda Ara

Destek Olunuz & Donate !التبرع بالمال

ÖĞRENMEYİ SEVMEK

"Bilgiye sahip olarak doğmuş birisi değilim. Yalnızca öğrenmeyi ve öğretmeyi seviyorum."
Konfüçyüs

"Bilgi, ahlaki hareketten kalan şeydir."
Nurettin Topçu

Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!... İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar. Yahya Kemal Beyatlı
UNUTULMAYAN VALİ RECEP YAZICIOĞLU ARAŞTIRMALARI (1967-2003)

Koordinatör:

Arş. Gör. Muhammet NEGİZ | KTÜ

_________________________________________
*Bilgi, belge ve doküman paylaşımı için:
mnergiz@live.com

Son 1 Yılın Popüler Yayınları

Proje Koordinasyonu

Arş. Gör. Muhammet NEGİZ | KTÜ

Recep Yazıcıoğlu’nun kamu yöneticiliği mirasını arşiv, sözlü tarih ve yönetim bilimi perspektifleriyle belgeleyen dijital araştırma platformu.

“Unutulmayan” bir kamu yöneticisini anlatmanın en güçlü yolu, hatırayı belgeyle; anlatıyı bağlamla; liderliği ise kurumlarla birlikte okumaktır.
Platformun editoryal yaklaşımı