Yazar Turan Yalçın Vali Recep Yazıcıoğlu’nun Liderlik Sırlarını Anlattı
Bazı hikâyeler yalnızca bir kişinin hayatını değil, aynı zamanda bir dönemin ruhunu da anlatır. 1967 yılında Tokat’ta doğan ve henüz ortaokul yıllarında geçirdiği bir hastalık sonucu işitme kaybı yaşayan Turan Yalçın’ın kaleme tutunarak kendine yeni bir yol açması, bu tür hikâyelerden biridir. Sessizliğin içinden yükselen bu yazma çabası, zamanla gazeteciliğe, oradan da kitaplara uzanan bir üretim serüvenine dönüşmüştür.
Bu serüvenin dikkat çekici duraklarından biri ise, kamu yönetimi alanında iz bırakan isimlerden Vali Recep Yazıcıoğlu ile kurulan erken dönem temastır. Henüz lise öğrencisiyken yazdığı yazıların Yazıcıoğlu tarafından okunması ve teşvik edilmesi, bu hikâyenin yönünü belirleyen önemli kırılma anlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Yalçın tarafından kaleme alınan ve nisan ayında üçüncü baskısı yapılan “Recep Yazıcıoğlu’nun Liderlik Sırları” adlı kitap ise yalnızca bir liderin biyografisini sunmakla kalmıyor; aynı zamanda liderlik ve bürokrasiye dair bir bakış açısı öneriyor.
Bu röportaj, bir yandan tüm zorluklara rağmen üretmeye devam eden bir yazarın çabasına tanıklık etmeyi amaçlarken, diğer yandan Yazıcıoğlu’nun liderlik ve yönetim anlayışının bıraktığı etkiyi yeniden gündeme taşımayı hedefliyor. Çünkü bazen bir kitabın değeri, yalnızca anlattığı kişide değil; okurda uyandırdığı “ben de yapabilirim” duygusunda saklıdır. Bu söyleşinin, okura yeni bir bakış açısı kazandırmasını ve kendi potansiyelini sorgulamasına vesile olarak ilham vermesini temenni ederim.
Muhammet Negiz
(Karadeniz Teknik Üniversitesi İİBF İşletme Bölümü Araştırma Görevlisi)
Kendinizden bahseder misiniz? Gazetecilik yolculuğunuz nasıl başladı?
1967 yılında Tokat’ın Pazar ilçesinde doğdum. Ortaokul 1. sınıfta menenjit hastalığı sonucu işitme engelli kaldım. Bu beni yazmaya sevk etti. Lisede düzenli olarak Tokat Sesimiz Gazetesinde yazmaya başladım. En iyi okurlarımdan bir tanesi de o zamanın Tokat Valisi Recep Yazıcıoğlu idi. Halen yazmaya ve kitaplar yayınlamaya devam ediyorum.
Recep Yazıcıoğlu ile ilk temasınız ne zaman ve nasıl oldu?
15 Mayıs1984 tarihinde Tokat’a vali olarak atandığında ben lisede öğrenci ve Sesimiz Gazetesinde gönüllü köşe yazarıydım. Vali’yi destekleyen yazılar ve şiirler yazdım. O da okur, teşekkür eder, bana “Yarının büyük gazetecisine” diye imzalayarak Tokat’ı tanıtan kitaplar verirdi. Onları halen saklarım.
Onu ilk gördüğünüzde ya da dinlediğinizde sizde nasıl bir izlenim bıraktı?
Samimi, içten ve kibir olmayan bir insan izlenimi bıraktı. Gerçek sevgisini samimiyetle gösteren, duygularını açıkça anlatan ve konuşmayı seven bir insan izlenimi verdi.
Bu kitabı yazmaya sizi iten temel motivasyon neydi? Bir boşluğu doldurduğunuzu düşünüyor musunuz?
Genç Gelişim Dergisinde onun liderlik yönünü anlatan bir makalem, dergiyi yayınlayan Az Kitap sahibi Adem Özbay’ın dikkatini çekti. Bunu kitap yaparsam yayınlayacağını söyledi. Önce Akis Kitap’tan sonra Az Kitap’tan yayınladık. Oldukça da ilgi topladı. Bugün 3. baskısını yapmak bizi mutlu ediyor.
Bu kitap bir biyografi mi, bir tanıklık mı, yoksa bir duruş metni mi olarak okunmalı?
Kitap hem biyografi hem bir insanın yaptıkları ve hayatı örnek alınarak bir liderlik kitabıdır. Zaten kitapta hayat hikâyesi de, anılar da, yorumlar da tespitler de, gençlere ve yöneticilere verdiği dersler de yer alıyor.
Yazım sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Yazmakta hiç zorlanmadım. Zaten şehir arşivi aşina olduğum bir yerdi. İnsan sevdiği ve değer verdiği insanın hayatını anlatırken hiç zorlanmıyor. Bunu kendi hayatımı anlattığım ama yayınlanmayan “ Anne Sesler Nerede” adlı kitabımda da yaşadım. Masa başına oturunca duygu ve düşünceler kendiliğinden akıyor.
Bu kitap daha çok bir gözlem mi, yoksa sizin yorumunuzun da güçlü olduğu bir anlatı mı? Yoksa bir bakış açısı mı kuruyorsunuz?”
Hepsi de var. Hem gözlemlerim, hem bakış açısı hem Vali’ye yöneltilen eleştirilere cevap. Şiirler de yer alıyor ayrıca...
Yazıcıoğlu’nu tek bir cümleyle tanımlamanız gerekse ne söylerdiniz?
Samimi ve halkı ile devletini seven bir insan.
Sizce onu diğer valilerden ayıran en belirgin özellik neydi?
Düşüncelerini açıkça ve cömertçe söyleyebilme cesareti… Halkına ve devletine olan sevgisini açıkça göstermesi...
Onu daha çok “iyi bir yönetici” mi yoksa “etkileyici bir lider” olarak mı görüyorsunuz?
Yöneticiliği de güzeldi. Eleştirilebilir ama bence “öz gelişim lideri” ve yönetici olmak isteyenlere örnek gösterilecek liderdi.
Sizce Yazıcıoğlu bir istisna mıydı, yoksa temsil ettiği bir yönetim anlayışı var mıydı?
Bence olması gereken şeyleri anlatan, bunu açıkça söyleyen ve inandığı yönetim anlayışını yazılı ve sözlü anlatan insandı. İstisna değildi bence... Herkes onun yaptığını cesaretle yapabilir.
Sizi özellikle kamu yönetimi ve bürokrasi gibi konulara yönelten neydi?
İşlerin yavaş yürümesi gerçekten de hem halka hem de devlete hem mali külfet hem zaman kaybı... Bunu da ancak hızlı yaşayan, açık sözlü olan ve işi uzatmayan insanlar yapar. Bunun en güzel örneği Recep Yazıcıoğlu’ydu. İşler uzamasın, zamanında yapılsın.
Kitapta sık sık sistem eleştirisi görüyoruz. Sizce Türkiye’de bürokrasi gerçekten halktan kopuk mu?
Kopuk olan var, olmayan var. Son yıllarda bu konuda düzelmeler var. Yöneticilerimiz, bence, Recep Yazıcıoğlu hakkındaki kitaplar, dizi ve filmler sayesinde –onu örnek alarak- daha hızlılar ve halk ile iç içe yaşamaya başladılar.
Yazıcıoğlu sistemi değiştirmeye çalışan bir isim miydi, yoksa sistemle çatışan biri mi?
Gerektiği zaman siyasiler ile çatışan, gerektiği zaman da söz ve tavırları ile kamuoyu oluşturmaya çalışan insandı. Bunun için magazin programlarına bile çıkmaktan çekinmiyordu.
Bir bürokratın “kuralları zorlaması” sizce yenilik midir, yoksa risk midir?
Yenilikler risk alınmadan ortaya konulmaz. Risk alarak yenilikler ortaya koyan liderdi o.
Kitapta bürokratik direnç çok görünmüyor. Bu, anlatının bilinçli bir tercihi miydi?
O yönü pek dile getirmek istemedim. İnsanlara, gençlere “siz de yapabilirsiniz” mesajı vermek ön plandaydı. Bilinen şeyi tekrar etmenin da anlamı olmazdı. Zaten kitapta çok tekrar olduğu eleştirileri de var ama bu daha çok pekiştirme, vurgu... Bazı konuları tekrar etmezsek insanlar unutuyor.
Kitapta “samimiyet”, “hız”, “halkla iç içelik” gibi kavramlar öne çıkıyor. Bunlar sizce bir liderlik tanımı mı yoksa bir ideal mi?
Bence bu özellikleri taşıyan insanları -makamı ne olursa olsun- halkımız seviyor ve anıyorlar. Bilim adamı, yazarlar ve devlet adamları için de bu geçerli... Zamanında anlaşılmayanlar da aradan geçen yıllarda anlaşılıyor.
Yazıcıoğlu’nun liderliği daha çok kişisel özelliklere mi dayanıyordu, yoksa bir sistem kurma çabasına mı?
Kişisel özelliklerini samimiyetle ortaya koyan bir insandı. Gönlünden geçenleri anlatıyordu. Onların çoğu günümüzde hayata geçti bence. “Bir kişi yaparsa herkes yapar” NLP tekniği[1] gibi bir şey.
Sizce bu liderlik modeli başka yöneticiler tarafından uygulanabilir mi?
Gayretli azimli ve fikirlerini anlatabilen herkes –bence- Recep Yazıcıoğlu gibi olabilir. Bugün Tokat Belediye Başkanı olan oğlu Mehmet Kemal Yazıcıoğlu da halk tarafından seviliyor bu yüzden…
Kitapta başarısızlıklara pek yer verilmemiş. Bu bilinçli bir tercih miydi?
Biz örnek gösterdik. Olumsuzlukları değil olumlu şeyleri anlatalım ki onlar akılda kalsın. Satır aralarında eleştirilere de cevaplar var. Onu eleştirdiğimiz zamanlar da oldu. Kitapta ona da yer verdik.
Yazıcıoğlu’nun uygulamaları çoğu zaman “farklı” ve “alışılmadık” olarak anlatılıyor. Sizce bu bir yönetim tarzı mıydı yoksa kişisel refleks mi?
İşleri hızlı ve zamanında yapmanın olumlu sonuçları diyelim…
Onu bir “girişimci bürokrat” olarak tanımlamak sizce doğru olur mu?
Tabii ki girişimciliği de vardı, Tokat’ta da şirketler kurdu. Bence TOKİ çalışmaları onun zamanında Yazıcıoğlu Semti’nin doğmasına sebep oldu. Bugün o model TOKİ olarak uygulanıyor ve milyonlar ev sahibi oluyor. Yazıcıoğlu Semti, Tokat’ın en güzel yerinde, halen duruyor.
Bu tür bir liderlik, kişi ortadan kalktığında devam edebilir mi?
Onu örnek alan oğlu Mehmet Kemal Yazıcıoğlu, bir tür babasının liderliğini devam ettiriyor bence... Babası kadar da eleştiriliyor ama o da gerekeni yapıyor. Liderlik, kişilere bağlı bir şey değil. Bir bilim dalıdır ve kişiler ortadan kalktığında kalmaz. Akademide de, iş dünyasında da çok iyi liderler var.
Kitapta Yazıcıoğlu oldukça olumlu bir çerçevede sunuluyor. Bu bir bilinçli tercih miydi?
Evet, “Sevgi, insanı hep olumlu düşünmeye sevk eder” derler. Aslında olumsuz yönler de var. Eleştirilere de yer verildi ama dikkatli okumayan göremez. Gençler olumlulukları görsün ki inanarak uygulasın istedim. Hani derler ya, “Olumsuzlukları babam da görür. Olumluyu görmekte hüner” diye…
Sizce bu kitap bir lideri anlatıyor mu, yoksa bir liderlik idealini mi?
Lideri anlatmanın yanında lideri gençlere örnek göstermek de var. Tokat’a üniversite ve lise okumak için yurtdışından gelen yabancı öğrenciler bile kitaba ilgi göstererek okuyorlar. Onu örmek alıyorlar.
Farklı ya da eleştirel seslere daha fazla yer verilseydi kitap nasıl değişirdi?
Kitap bir akademik çalışma değil, farklı seslere de yer verdik. Kitap hakkında eleştirilere de saygımız var. Sonuçta bir insanı anlattık. “İnsan” demek “hata yapan” demek ama hatayı da hep dile getirmek sorunları çözmez. Güzellikleri anlatmak daha güzel etki bırakıyor.
Bu kitabı okuyan birinin aklında ne kalmasını istersiniz?
“Bir lider örnek alınarak yeni liderler çıkarabiliriz” düşüncesi kalsın gelecek nesillere…
Bu kitap bir ilham metni mi, yoksa bir sorgulama çağrısı mı?
Herkes kendisini sorgulasın. Ben de gerçekten lider olabilir miyim? Çocuğum, yakınım olabilir mi? İlham alabilir mi? Kendini sorgulayan insan, başkalarını eleştirmeye zaman bulamaz. Birçok genç “Bize ilham verdi bu kitap. Biz de böyle kaymakam-vali olabiliriz” dedi. Kaymakamlara kitabı takdim ederken onlardan “Mutlaka okuyacağız” sözleri duyduk her zaman…
Bugünün genç yöneticileri bu kitaptan ne öğrenebilir?
Liderliği, samimiyeti, edebiyatın gücünü ve lider olmanın zor olmadığını ama çaba istediğini görebilir…
Okurlara bu kitap üzerinden vermek istediğiniz en temel mesaj nedir?
Liderlik öğrenilebilir ve bu da samimi olmaktan başlar…
Bugün Türkiye’de sizin gözünüzden “iyi yönetici” nasıl olmalı?
Samimi, halkını gerçekten kucaklayan, onlar gibi yaşayan ve sözünde duran... Kısaca kitapta anlatılan gibi…
Son olarak, sizce bu kitap bir geçmişi mi anlatıyor yoksa geleceğe dair bir öneri mi sunuyor?
Geçmişi iyi öğrenmeden geleceğe güvenle bakamayız. “Geçmişten ders al, öğren ve geleceğe daha çok şey bırak” mesajı da var kitapta…
Katkılarınız için teşekkür ederim.
Rica ederim.
[1] Kişisel gelişimde NLP (Nöro-Linguistik Programlama: Beyin-dil programlaması): Bireylerin düşünce, dil ve davranış kalıplarını anlayarak, bilinçaltı süreçleri yönetip kişisel dönüşümü destekleyen bir teknikler bütünüdür.








0 yorum:
Yorum Gönder