Dijital Araştırma ArşiviProje Koordinatörü: Arş. Gör. Muhammet NEGİZ | KTÜ
Güncel Çalışmalar

Araştırma notları, belgeler ve incelemeler

Anahtar kelime bulutu yerine, içerikler doğrudan araştırma alanları ve arşiv üzerinden erişilebilir durumda tutulur.

Vali Bey Birgün...



Vali Bey Birgün...

 22.05.1999

Nasrettin Hoca hikayelerinden sonra şimdi de Vali hikayeleri moda. Artık Erzincan'da sohbetler ‘‘Vali Bey birgün’’ cümlesiyle başlıyor. Kent halkı birbirlerine Vali Yazıcıoğlu ile ilgili hikayeler anlatıyor. Tabii bire bin katarak. İşte ‘‘Vali Bey bir gün.’’ diye başlayan ilginç hikayelerden birkaç tanesi...

Vali Bey bir gün, Sansa Boğazı'nda rafting yapıyormuş. Su çok şiddetli olduğu için botu alabora olan Vali Bey aşağı düşmüş. Vali Bey'in bottan düşerek ölüm tehlikesi atlattığı yerin adı, 'Valibatıran' olarak kalmış. Aynı şekilde zamanın 3. Ordu Komutanı Orgeneral Necati Özgen Paşa'nın bottan düştüğü yere de 'Paşabatıran' adını takmış Erzincanlılar.

Vali Bey bir gün, yamaç paraşütü yapıyormuş. Şiddetli bir rüzgar, Vali Bey'i alıp götürmüş. Korumaları, hayatından endişe ettikleri Vali Bey'i, saatlerce sonra, dağın yamacındaki köylülerin tahsis ettiği eşeğin üzerinde bulmuşlar.

Spordan sosyal meselelere kadar her şeyle ilgilenen Vali Bey bir gün, bir 'Çöpçatan servisi' oluşturmuş. Erzincan'da yaşayan ve çeşitli nedenlerle evlenemeyen insanları biraraya getirerek yuva kurmalarını hedefleyen bu servis, evlilik umuduyla civar kentlerden Erzincan'a yüzlerce erkek akın edince kapatılmış.

Vali Bey birgün, Erzincan'da görev yapan bütün devlet birimlerin üst düzey yetkililerini ve Valilik çalışanlarını halka örnek olmaları için, haftanın üç günü spor yapmayı zorunlu kılmış. Pazartesi, çarşamba ve cuma akşamları saat 18.00'de başlayıp 20.00'ye kadar süren bu zorunlu çalışmaya, ilk zamanlar herkes itaat edilmiş. Ancak bu görevde sıkılmaya başlayan bir çok kamu çalışanı, son zamanlarda, doktor raporu getirerek, kaytarmaya başlamışlar. Vali Bey'in halen titizlikle uyduğu bu programa katılanların sayısı, artık 3-5'i geçmiyormuş.

Vali Bey bir gün, bütün kahvehanelerde kitaplık kurulmasını zorunlu kılmış. Bu kuralı da bizzat kahve kahve dolaşarak uygulatmış.

Erzincanlılar, Kemaliye ilçesini çok seven ve sık sık Keban'a giderek su kayağı yapan Vali Bey'e, 'Kemaliye'nin Valisi' adını takmışlar.


Karım beni yatağa almıyor

Evlenebilmek için yapmadığını bırakmadı Osman dede. Gençliğini ve dinamizmini ispat edebilmek için televizyon kameraları önünde kilometrelerce koştu. Metrelerce yükseklikteki ağaçlara tırmandı. Muradına erebilmek için valinin kapısın çalmaktan bile çekinmedi. Çalıştı çabaladı, Erzincan Valisi Recep Yazıcıoğlu'nun da yardımıyla sonunda muradına erdi. Erdi ermesine ama, bu evliliğe ancak 17 ay dayanabildi. Vali yardımıyla evlendi ya yine vali yardımıyla boşanmak istiyor. Valinin kapısın çaldı ve ‘‘Bu kadın beni yatağa almıyor sayın valim, sen beni önce bu kadından kurtar sonra da yeniden evlendir’’ dedi.

Artvin'in Yusufeli ilçesinde oturan 76 yaşındaki Osman Okumuş, eşinin zamansız ölümüyle dul kaldı. Uzun süre kendisine yeni bir hayat arkadaşı arayan Osman dede amacına nail olabilmek için yapmadığını bırakmadı. Abartılı evlilik isteği nedeniyle gazete ve televizyonlara haber konusu oldu. Sonunda 56 yaşındaki Erzincanlı Naime Hanım'la ikinci kez dünya evine girdi. Ama evlilik istediği gibi gitmedi. Hayatının ikinci baharı çabuk noktalandı. Yeni eşiyle şiddetli geçimsizlik yaşamaya başladı. Osman dede geçen hafta Erzincan'ın Sansa mevkiinde yapılan rafting yarışmalarına gelerek, kendisine evlenmesi konusunda yardımcı olan Vali Yazıcıoğlu'na ‘‘Evlenmem için büyük yardımlarda bulundunuz şimdi de boşanmam için yardım edin. Mutsuzum. Hanımım benim yatağıma dahi gelmiyor. Beni bu kadından ayırın ve yeniden evlendirin’’ diye dert yandı.

Vali, Osman dedeye rafting sporunu öğrenmesi halinde evlendirmek için yardımcı olabileceğini söyledi. Yazıcıoğlu ‘‘Rafting yap, Fırat'ı yen, seni yeniden evlendireyim’’ dedi. Osman dede şimdilerde harıl harıl rafting yapmaya çalışıyormuş. Osman Dede'nin memleketi olan Artvin Yusufeli benim de baba memleketim olduğu için bu insanları çok iyi bilirim. Kafalarına koyduklarını mutlaka yaparlar. Bu yüzden de eminim eğer Osman dede rafting kazasına kurban gitmezse Fırat'ı yener ve ikinci kez evlenir.

Kaynak:
https://www.hurriyet.com.tr/

TRAFİK CEZASI ve RECEP YAZICIOĞLU



TRAFİK CEZASI ve RECEP YAZICIOĞLU

2 Ekim 2004

Empatik dostumuz Şinasi Haznedar anlattı.

Bir gün Trabzon'a davet ettikleri rahmetli Recep Yazıcıoğlu ile beraber Anzer Yaylası'ndan dönerken fazla hız yapmışlar ve trafik polisi durdurmuş.

Şinasi Bey, bakanların katılacağı çok önemli bir toplantıya yetişmek için hızlı gitmek zorunda kaldıklarını söylemiş polise.

Ceza yazmasanız diye ricada bulunmuş.

Trafik polisi biraz anlayış göstermeye niyetlenmişken, Şinasi Bey araçtakilerden birinin "Eski Tokat Valisi Recep Yazıcıoğlu" olduğunu söyleyince durum bir anda değişmiş.

"Ne" demiş polis, "Recep Yazıcıoğlu arabada mı?"

- Evet.
- Hani şu meşhur vali?
- Evet.
- Öyleyse size bu cezayı mutlaka yazmam lazım.
- Niye?

- O adamın sağı solu belli olmaz beyefendi. Aşırı hız yapmanızı görmezden gelip şimdi sizi gönderirsem, yarın beni şikayet eder. Ondan sonra ayıkla pirincin taşını!..

Kaynak:
Mehmet Şeker, https://www.yenisafak.com/arsiv/2004/ekim/02/mseker.html

Valinin adamları İstanbul'da


Valinin adamları İstanbul'da

30 Ağustos 2009

Merhum Vali Recep Yazıcıoğlu'nun birlikte çalıştığı ve delilik zehrini aşıladığı bürokratlar şimdi İstanbul'u yönetiyor. Yazıcıoğlu'nun altı yıl yardımcılığını yapan Orhan Öztürk Küçükçekmece, ünlü Başpınar Köprüsü'ne ev sahipliği yapan Kemaliye'nin Kaymakamı Mümin Heybet, Tuzla Kaymakamı

Önümde bir kare fotoğraf duruyor. Tahmin edebileceğiniz üzere Merhum Recep Yazıcıoğlu'na ait. 
Yanında bugün Tuzla, o günün Kemaliye Kaymakamı Mümin Heybet ile Vali Yardımcısı Orhan Öztürk ve bazı bürokratlar var. Mümin Bey'in albümünden çıkan bu fotoğraf YAZICIOĞLU'nun çabalarıyla Kemaliye'ye götürülen bir hizmetin devir teslim töreninde çekilmiş. Gözlerimiz fotoğrafın tam ortasında mağrur bakışlı bir vali arıyor. Ama o en kenarda. Elleri önde kavuşturulmuş. Başı öne eğik. Omuzlar, mahcubiyetin, tevazuunun ağırlığıyla düşmüş. Filmlerden alışık olduğumuz hizmetçi-efendi sahnelerini andırıyor. Merhum Yazıcıoğlu, vefatına dek, Türkiye'de bu fotoğrafı verebilecek belki de tek bürokrattı. Yazıcıoğlu, ebediyete göç edince Türkiye bu delikanlı insandan mahrum kalsa da, onun birlikte çalıştığı bürokratlar, efsane valinin adını yaşatmaya, ilkelerini hayata geçirmeye devam ediyor. O bürokratlardan ikisi şimdi İstanbul'da… Tuzla Kaymakamı Mümin Heybet ve İstanbul Vali Yardımcısı Orhan Öztürk. Onlar da milletin karşısına merhum Yazıcıoğlu ile aynı eda ile çıkmanın derdini taşıyor. Vatandaşa güvenmeyi, onun değerlerine inanmayı, yönetim ilkelerinin en baş köşesine koyuyorlar. İstanbul'un taze ve sıra dışı bürokratları, merhum Vali'den öğrendiklerini hayata geçirirken iç çekiyorlar: Keşke yaptıklarımızı görebilseydi…


Orhan Öztürk: 500 çocuk yetiştirip ülkeye salacağım

İlk durağımız Mihrabat Korusu. İstanbul'un Darulaceze'den Sorumlu Vali Yardımcısı Orhan Öztürk ile kahvaltı edeceğiz. Günün oldukça erken bir saatinde, Boğaz'a nazır kahvaltı masasında foto muhabirimiz Sedat'la Orhan Bey'in gelmesini bekliyoruz. Arkamızdan gelen, hafif mütebessim bir tonla “Siz bir adet Vali Yardımcısını mı bekliyorsunuz?” diyen sese dönünce omuza atılmış bir ceket ve düğüm yapılmadan boyuna ardılmış kravatıyla gelen kişinin merhum Vali Yazıcıoğlu'nun huyundan suyundan etkilenmiş bir bürokrat olduğunu tahmin etmek zor olmuyor. Henüz 3-4 aydır İstanbul'da olan Öztürk, Darulaceze'den sorumlu Vali Yardımcılığı'nın ardından bugünlerde yeni görevi Küçükçekmece Kaymakamlığı'na adapte olmaya çalışıyor. Öztürk, Erzincan'da, tam 6 yıl Vali Yardımcısı olarak çalıştıktan sonra, yine Yazıcıoğlu'nun isteğiyle Denizli'de de aynı göreve getirilmiş.

Aslen Çorum İskilipli olan, hatta geçen dönem MHP dışındaki ANAP, DYP, CHP ve DSP gibi tüm partilerin desteğiyle İskilip Belediye Başkanı seçilen Öztürk, siyasetten bürokrasiye yeniden bir 'u' dönüşü yapmış. Bizim İskilipli dünürümüzün 'İskilip'e fazlaydı' dediği Öztürk'ü tanımak için başkanlığında yaptıklarına bakmak yeterli.



RAKİBİNİN ADINI VERDİ..

Türkiye tarihinde, başkanlığa aday olan diğer rakibinin adını, o kişinin partisi bile karşı çıkmasına rağmen sokağa veren tek kişi Orhan Öztürk. İskilip gibi küçük bir şehirde, makam arabasına kadar belediyeye dair ne varsa satıp, belediye işletmelerini, hizmetlerini 1,5 yılda özelleştiren, seçilmemeyi göze alıp yazdığı 150'ye yakın ceza ile kaldırım işgalini yasaklayan Öztürk, son seçimde Çorum'a başkan olmak istemiş ama olamamış… Küçücük İskilip'te bile bankadan aldığı maaş promosyonuyla 50 çocuğu Avrupa'ya Almanya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg'a gönderen, 3600'ünü ta İskilip'ten Çanakkale'ye, 1550'sini dört günlük gezi için İstanbul'a yollayan Öztürk, “Seçilseydim, Yazıcıoğlu gibi 500 genci yurt dışında yetiştirip, onlara dünyayı gezdirip, ufuklarını açtıktan sonra ülkeye salacaktım. Türkiye hala dünyaya kapalı bir ülke…” diyor.



KOMÜNİST DEDİLER!

Öztürk sıra Yazıcıoğlu'nu anlatmaya gelince güncel bir örnekle damardan giriyor, 20-30 sene önce Kürt sorunundan bahseden adamın içeri tıkıldığını ancak aynı kişinin bugün aynı şeyleri söylese kimsenin dönüp bakmayacağını söylüyor. “Özal'ın dediklerini de çok sonra anladık. Recep Bey de Özal gibi 20-30 sene sonrasını gösteriyordu ama çoğumuz anlamıyordu. Söylemekle bırakmıyordu, hem yapıyor, hem de yazıyordu” diyen Öztürk, Yazıcıoğlu'nun sevilmesinin sırrını şöyle açıklıyor: “Recep Bey, toplumun bütün kesimlerini kucaklayabilmiş, kuşatabilmiş birisiydi. Söylemenin de yapmanın da üslubunu biliyordu. Benzer şeyleri söyleyen pek çok kimse ceza aldı, içeri girdi. Bizdeki sorun; söyleyenler yapmıyor, yapanlar da iyi söyleyemiyor. O hem iyi söyledi, hem iyi yaptı, hem de iyi yazdı.” Yazıcıoğlu'nun kararnamesinin üç kez köşkten geri çevrildiğini hatırlatan Öztürk, Evren'in “Ya bu adam komünistmiş” dediğini, Özal'ın ise “Bizim için fark etmez” diyerek Recep Bey'i vali yaptığını anlatıyor. Yazıcıoğlu'nun komünistlikle alakası olmadığını vurgulayan Öztürk, “Devlet yetkilileri Yazıcıoğlu'nun yaptıklarına bakıyor anlayamıyor… Sağcı değil solcu değil… Tıpkı Allah, Peygamber demeden dini, ahlakı anlatan vaizlere benziyordu. Recep Bey'e o anlamda pek alışık değildi devlet yöneticileri. 12 Eylül sonrasında yerel yönetimlere kaynak, yetki vs… diyen ilk kişi oydu. Bugün aynı noktaya yeni geliyoruz” diyor. Yazıcıoğlu'nun müfettişinin hiç eksik olmadığını, sadece merkeze alındıktan sonra 3 senede 95 soruşturma geçirdiğini ifade eden Öztürk, “Suçlamaların yüzde 60'ında biz de vardık. Savunma yazmaktan neredeyse iş yapamaz hale gelmiştik. O soruşturmaların hiç birinden ceza almadı. Çünkü nedeni belliydi: Huzur vermemek, çalıştırmamak.”

Öztürk'e Yazıcıoğlu'ndan öğrendiklerini de soruyoruz. Öztürk'e göre devletin Türkiye'deki tek sorunu her işi kendisinin yapmaya kalkması. İcraata çok giriyor. “Kadrolu memurlar eliyle hizmet olmaz hezimet olur… Çünkü adamı işten atamıyorsun. Memurlarla Katolik nikahına benzer bir bağlılığımız var. Boşanma yok… 657 Türkiye'ye yapılmış en büyük kötülük” diyor. Balkanların, Ortadoğu'nun Ortaasya'nın yüklediği misyon nedeniyle Türkiye'nin emperyal bir devlet olması gerektiğini ifade eden Öztürk, şöyle devam ediyor: 'Halk bizi devletin temsilcisi olarak görüyor. Kendi halkına karşı temsil olmaz. Temsil dışa karşı, yabancılara, 3. şahıslara karşı olur. O yüzden vali ya da kaymakamın temsil görevi yoktur. Belediye başkanı da, muhtar da halkın temsilcisi… Herkes temsil arayışında… Yabancılar bazen şaşırıyor, komik durumlara düşebiliyoruz… “



Başkan olacaktı


Kepek ekmeğin ne olduğunu ülke biraz da rahmetliden öğrendi. Benim için 97'den beri kepek ekmeksiz kahvaltı keyifli olmuyor..


Kola içmezdi, kolaya hayır, süt, ayran meyve suyu içelim kampanyasını o başlattı. Ben de içmiyorum, bir kutu kolada 20 tane kesme şeker var…


Onunla en uzun süre çalışan mülki amir benim ama biraz mutfakta kaldığımız için neredeyse birlikte çok az fotoğrafımız var..

-Şimdi hayatta olsaydı İzmir'den belediye başkanıydı. İdeali büyükşehirde belediye başkanlığıydı. Valiliği de belediye başkanlığı gibi yaptı…


Bugün Yazıcıoğlu'na benzemeye çalışanlar var. Esas olan; yeni, bu türden farklı insanları ortaya çıkartmak yoksa herkes gidici zaten… Efkan Ala, Nuri OKUTAN, Cengiz AYDOĞDU vs… Yazıcıoğlu gibi farklılıklara sahip kişiler…


Bazı meslektaşları, Recep Bey'i artist, şovmen, tribüne oynayan biri diye eleştiriyordu. Tribüne oynamıyorum diyen vali var mı ki? Yazıcıoğlu, doğal, yaptıklarında içten ve samimiydi. Şovmen diyenler aslında bunu, benzeri doğallığı beceremeyenler.


İstanbul'u da hatta Türkiye'yi de bu idari yapıyla yönetmek zor. Yöneticileri çabuk tüketir bu yapı… Her zaman Muammer Bey gibi öngörüsü ve performansı yüksek, dengeleri çok iyi gözetebilen başarılı birisini bulacağınızın garantisi yok… Sistematik yenilikler olmazsa altında kalmasak da fonksiyonelliğimiz giderek azalır. Kuralların çoğu işlemez bu gidişle… Bu da çağın gerisine düşmektir. Bence İstanbul'u eyalet yapmak lazım…



Mümin Heybet: Adının deliye çıkmasını göze alacaksın

Kemaliye Kaymakamı iken Yazıcıoğlu'yla iki yıl birlikte görev yapan bugünün Tuzla Kaymakamı Mümin Heybet de Yazıcıoğlu ekolünü sürdürenlerden… Mesai saatlerini 7 /24 olarak değiştiren aynı ekoldeki tüm bürokratlar gibi Mümin Bey de yenge hanımın ilk aylardaki sitemlerine Yazıcıoğlu gibi tebessüm edip geçmiş. Ancak bugün yenge hanım da pozitif bir destekçi. Akşam mesai saati bitiminde eve giderse vicdanen huzursuz olduğunu, görevini ihmal ettiğini düşündüğünü dile getiren Heybet, “Toplumda köklü değişiklik yapabilmek için adının deliye çıkmasını göze almalısın. Ancak rahmetli gibi adın baştan deliye çıkmalı. Yoksa zor.” diyor.



İŞİN SIRRI VATANDAŞA BAKIŞTA

Vali Yazıcıoğlu'na 95 soruşturma açtıran 'iyi niyetli anarşist' tavrının sembolü görev yaptığı Erzincan'ın Kemaliye ilçesindeki Başpınar Köprüsü'ydü. Görevi boyunca devletle millet arasına köprü kuran, vatandaşa vali protokolüyle değil, dost-abi sıcaklığıyla yaklaşan Yazıcıoğlu'nun geride ölümsüz bir eser olarak bıraktığı Başpınar Köprüsü, imece usulü yapılış hikayesiyle de bir nevi Yazıcıoğlu'nun felsefesinin simgesi oldu. O köprünün önemli bir kısmını tamamlayan kişi de Mümin Heybet'ti. Yazıcıoğlu'yla çalıştığı iki yılın sıkıştırılmış 4-5 yıla tekabül ettiğini ve en verimli yılları olduğunu belirten Heybet, “Onunla çalışıp, etkilenmeyen, pozitifliğinden ve kendisiyle özdeşleşmiş hasletlerinden yararlanmayan yönetici yoktur” diyor.

Mümin Bey, Erzincan'da görev yaparken Herkesin 'deli' gözüyle baktığı Yazıcıoğlu'nun yönetim felsefesinin, gerçek hayatta ve pratikte karşılığı olduğuna da tanıklık etmiş. Mümin Bey, o felsefeyi şöyle açıklıyor: Vatandaşa güveneceksin, vatandaşın değerleriyle barışık olacaksın, vatandaşa tepeden bakmayacaksın, onu hor görmeyeceksin. İnsan odaklı yönetim anlayışının pratikteki yansımaları görüldükçe bu ilkelerin başköşeye yerleştirildiğine dikkat çeken Heybet, Tuzla'da da bu ilkeleri hayata geçirmeye çabalıyor. Heybet'in göreve gelir gelmez hedefi 'ulaşılabilir' olmak olmuş. Bu yüzden kredi kartı borcu yüzünden bir memur da çalıyor kapısını, farklı bir insan da… “Gelip kapıdan geri dönen, derdine derman bulamasa bile meramını anlatamadan giden kimse olmamalı” diyor Mümin Heybet. Özel kalemin işleyişini de buna göre yeniden yapılandırmış. Mümin Heybet, sınırsız merhameti de temel hastalıklarımızdan biri olarak niteliyor. Heybet'e göre “Vatandaşın beyanına itibar edilmesi, vatandaşa güvenilmesi ne kadar önemliyse, doğru beyanda bulunmayanların cezalandırılması da o kadar önemli. Heybet, bu yüzden rahmetli Yazıcıoğlu'nun Japonların 'yüzde seksen sistem, yüzde 20 insan unsuru felsefesiyle hareket ettiğini söylüyor ve ekliyor. “Sistem hatasız işlerse insan rahat eder”



YAZICIOĞLU EKOLÜNE YENGELER DE ALIŞTI

Yazıcıoğlu'nun yönetim virüsünü kapan Heybet için ilçede bir düğüne, cenazeye iştirak etmek, kahvehanede vatandaşın derdini dinlemek, Kaymakam'ın rutin görevleri arasında. Hiçbir hukuki zorunluluğu yok ama bunları yapmaktan mutlu. Mümin Bey, özellikle cenazelere katılmayı önemsiyor. Nedenini de kendisi anlatıyor: “İstanbul'a tayinim çıkınca görevim nedeniyle yıllarca ayrı kaldığım anne ve babama müjde vermek için telefon açtım. Müjdeyi verdikten 20 dakika sonra babam trafik kazası geçirdi ve onu kaybettim. O duygusal yoğunluk sırasında bir büyükşehirde birilerinin sizi aramasının ne kadar önemli olduğunu fark ettim. Bu insani bir görev, meziyet değil.” diyor. Heybet'in ekstra işleri arasında Tuzla Spor Kulübü'nün hamisi olmak da var, kano ve kürek takımının antrenman alanı problemi de… Pek tabi,17.00'den sonra evinde istirahate çekilebilecekken halkın içinde olmayı tercih ediyor. Aslında o da dertsiz başına dert aldığının farkında ama birilerinin bunu yapması gerektiği görüşünde…

Peki yenge hanımlar bu konuda ne düşünüyor? Öyle ya 7 /24 ilçeye hizmet eden bir kaymakam doğal olarak evine vakit ayıramaz. Başlangıçta küçük serzenişler olsa da, hizmet aşkından geri dönüşü olmadığını görünce yenge hanım da pozitif destek vermeye başlamış. Mümin Bey, bu konuda nasıl bir tavır almaları gerektiğini rahmetli Yazıcıoğlu'ndan gördüklerini de şöyle anlatıyor: “Allah sağlık ve afiyet versin, Yazıcıoğlu'nun eşi Meryem hanım, bizi evlatları gibi görürdü. Rahmetli Yazıcıoğlu'na bizim yanımızda yakındığı zamanlarda olurdu. Sayın Vali de güler geçerdi.

Kaynak:
https://www.yenisafak.com/yenisafakpazar/valinin-adamlari-istanbulda-208102

Yaşar Süngü: Rahmetli Recep Yazıcıoğlu ile ilgili bir hatıra


Yaşar Süngü: Rahmetli Recep Yazıcıoğlu ile ilgili bir hatıra 

Rahmetli Recep Yazıcıoğlu ile ilgili şöyle bir hatıra anlatılır.

Gümüşhaneli muhtarın kızının evi, Erzincan depreminde yıkılınca, muhtar devletin deprem mağdurlarına vereceği evi almak için kızı ile birlikte Erzincan valiliğine gider. Öğle arası olduğu için ellerinde evraklar beklemeye başlarlar. Bu arada kot pantolonlu, yakası açık gömlekli biri gelir.

- “ Amca buyur” der

Muhtar derdini anlatır. Kot pantolonlu adam evrakları alır bir odaya gider, bir kaşe basar, diğer odaya gider başka bir evrak alır, doldurur, deftere kaydeder. Son olarak “Valilik” yazan odaya girip çekmeceden mührü alarak kâğıtlara basar ve muhtardan da imzalamasını ister.

Muhtar, biraz da çekinerek,

- Yeğenim çok sağ ol ama vali bey sana kızmasın.

- Yok amca kızmaz.

- Sağ ol yavrum, adın nedir senin?

- Recep benim adım amca.

- Yoksa sen Vali Recep Yazıcıoğlu musun?

- He ya…

Ne demişti Şeyh Edebali, Osmangazi’ye ;“Ey oğul! İnsanı yaşat ki devlet yaşasın."

Kaynak:
https://www.yenisafak.com/yazarlar/yasarsungu/recep-benim-adim-amca-2055381

MUSTAFA ÖZSOY: BABAM SENİ UNUTMADIK! UNUTMAYACAĞIZ



MUSTAFA ÖZSOY:  BABAM SENİ UNUTMADIK! UNUTMAYACAĞIZ

Babam rahmeti rahmana kavuşalı aradan tam 2 yıl geçti; tarih 28 Şubat 2018 soğuk bir kış günüydü. Lapa lapa kar yağışının olduğu bir gündü. Erzincanlıların ve sevenlerinin bu denli ne kadar çok olduğunu bu tabiri caizse kara gününde dahi Kazım Erdem ÖZSOY’u yalnız bırakmadılar. 

Babam, Erzincan’ın çok kıymetli değerlerinden, unutulmayan yapı taşlarından birisiydi. Babam, hayatı boyunca her zaman Erzincan’a ve Erzincan halkının geleceğine ışık tutan duayen çok vefakâr bir insandı. Kendi menfaatlerini hiçbir zaman düşünmezdi. Kendisine zarar geleceğini bilse dahi hiç geri adım atmazdı. Yeter ki Erzincan’a bir şeyler yapılsın Erzincan’a bir şeyler kazandırılsın. Hep böyle güzel hasletlerin peşindeydi. 

Komşu illerden Erzincan'ın daha iyi daha ileri bir seviyede olması için gazetesinde (ÖZSÖZ) Gazetesinde köşe yazılarında Erzincan'a ne kadar önem verdiğini yapılması gerekenler için adeta bir rehberlik yapıyordu. "Erzincan ve Erzincan halkı her şeyin en iyisine layıktır. Erzincan için kim bir çivi çaksa Allah ondan bin defa razı olsun" derdi. Siyaset ayrımı yapmazdı, hayata objektif bakardı. Herkesin yardımına koşardı, yapılması gerekenleri gücü nispetinde yardımcı olur, kendisi için kimselerden bir şeyler beklemezdi.

Zamanın valisi rahmetlik sayın Recep Yazıcıoğlu ile birlikte Erzincan’ın bütün köylerini dolaşmışlardı. Yazıcıoğlu,  rahmetlik babamı çok severdi. Vali Recep Yazıcıoğlu,  nereye gidecek olsa, babamı yanından hiç ayırmazdı. 

Babam anlatmıştı hiç unutamıyorum diyordu ki; 

Bir yaz günüydü. Vali Recep Yazıcıoğlu Kemaliye’ye gidiyormuş... Babamı da yanlarına almış, birlikte Kemaliye'ye gitmişler. Rahmetlik babam, Vali Recep Yazıcıoğlu’nu Kemaliye'ye çok yakın olan bizim Yuva köyündeki eve davet etmiş. Yanlarında da Vali Bey'in haricinde sanırım 7 veya 8 kişi daha varmış. O zaman, babaannem de sağ, hayatta imiş. Eve gitmişler, babaannem de onlara yemek hazırlıyormuş.

Rahmetlik vali Recep Yazıcıoğlu, babaanneme dönüp diyor ki; 'Ya anacığım, bu oğlun bu kadar adamı aldı yemeğe getirdi. Bu kadar adamı sen nasıl doyuracaksın?' diyor! 

Babaannem de Vali beye diyor ki; 'Sayın valim, ben elimden geleni yaptım. Doyan doyar, doymayan da işte çeşme akıyor.' deyip bir espride bulunuyor. Vali Recep Yazıcıoğlu da kahkahayı basıyor. 

***

Kaynak:
http://www.kazankayagazetesi.com/category/koseyazilari

Hikmet Köksal: Dar günlerde vali olmak...


Hikmet Köksal: Dar günlerde vali olmak...

Rüzgâr nereden esti bilmiyorum ama bugünlerde merhum Vali Recep Yazıcıoğlu sıkça konuşuluyor. Her yeni vali atamasında “…Bana bir zamanların unutulmaz valisi rahmetli Recep Yazıcıoğlu’nu hatırlattı” diyen meslektaşlarımda bir Recep Yazıcıoğlu ütopyası var...

İnsanlar, şehirler ve dünya değişirken her doğan gün kendi zorlukları ve fırsatları ile geliyor. “Zorluklar” yeteneklerin ortaya çıkması için fırsattır.

Bir dostum “Yiyecek bir lokma ekmeğin, içecek bir damla suyun varsa ve yattığın yerden doğrulup ayağa kalkabiliyorsan hiçbir şeyden şikâyet etmen gerekmez...” demişti. Ben de kendisine "Depremde üç gün enkaz altında kaldıktan sonra çıkarılan biri için bu sözü söylemek kolaydır. Zor olan normal zamanlarda ve elinde güç varken bunu söylemektir" dedim...

Kendisi de bana “Böyle birini tanıyor musun?..” dedi. Ben de dedim ki:
"Evet tanıyorum... Bir akşam mesai sonrası büroma geldiğinde ağlamaktan gözleri şişmiş bir vali vardı. 'Böyle seni perişan eden nedir?' diye sordum. Dedi ki: 

-Öğleden sonra makama yaşlı bir köylü geldi, sırtında felçli ve özürlü yetişkin oğlunu almış bir keder hamulesi. 

-Sayın Vali bu yükü taşıyamıyorum var biraz da sen el at… deyip koltuğa bıraktı... Ne adamın ne çocuğun tutar tarafı yok, aklım başıma benim zor gelir… Bizim derdimiz ne? Yiyecek bir lokma ekmeğin, içecek bir damla suyun varsa doğrulup ayağa kalkabiliyorsan…”

Bahsettiğim kendisiyle sekiz buçuk yılı aşkın süre birlikte çalışma imkânı bulduğum merhum Vali Recep Yazıcıoğlu. Bugünlerde “korona” musibetinin baskısıyla daralınca söz dönüp dolaşıp “dar günlerin valisi”ne geldi...

Yazıcıoğlu; performans çıtası yüksek ancak ulaşılmaz değildir. Onu bir bürokrat olarak farklı kılan Erzincan’da hem doğal afetlerle hem de terörle mücadelede başarılı olmasıdır. Tuhaf olan ise başarılı olmak isteyen çoğu yöneticinin bunu kabul etmekle birlikte aksi yöne gitmeleridir.

Yazıcıoğlu özellikle Erzincan’da görev yaptığı yıllar yeteneklerini ortaya çıkarma fırsatı veren zorluklarla test oldu. Bunlar 1992 Erzincan depremi, hemen ardından Erzincan’ın Sansa Boğazı'ndan başlayıp Başbağlar’a ulaşan Barasor Vadisi'ni içine alan yaklaşık 300 kilometre uzunluğundaki “Kuzey Yamaç”tan gelen terör tehdidi idi...

Ve üçüncüsü de onun tabiri ile kamu yönetiminin muzdarip olduğu “mamudizim” hastalığına karşı verdiği mücadeledir..

Bu üç sahadaki amansız mücadelede itiraf edelim ki yalnız değildi ve halk tabanında da karşılık buldu. Halkta karşılığı olan bir kamu yöneticisinin medya tarafından fark edilmesi daha sonra akademik alanda da tecrübelerinin paylaşılması doğaldır. Bütün bunları bir köşe yazısında açmak mümkün değil ama “Bütün bunlar nasıl oldu?..” sorusuna verilecek kısa cevaplar var.

Merhum Vali’nin yönetim tarzı basit ve kolay anlaşılabilir. Onu farklı kılan sürekli “Halkın içinde” bulunması, onları dinlemesi, mevcut sorunlarını fark etmesi ve çözüm yolları üretmesidir. Çözümlerinin hepsinin doğru olduğu söylenemez ve zaten beklenmez de ancak çözüm gayreti içinde olması insanların “işte hâlden anlayan, bizim gibi ve bizden biri” diye kabulünü mümkün kıldı...

İnsanlar her zaman aranıp sorulmaktan mutlu olmuş, temas kurmayı bir avantaj olarak görmüştür. Aksi durum yöneticiyi yabancılaştırır ve sevimsizleştirir. Oysa çoğu yönetici yakın teması yetki ve otoriteyi paylaşım olarak vehmeder. Oysa bu yaklaşım onu itici kılar ve karşı taraftan “Kibirli” olarak görünür. Bazen köylerdeki mütevazı hizmet programlarında Yazıcıoğlu; “…Hadi bakalım, konuşmayı sen yap…” diye çoğu arkadaşımızı ileri sürdüğü olmuştur.

Trajik olan ise sıkıntıya düşünce “Devlet nerede?..” diye kurtarıcı bekleyenler onun heyecanlı konuşmalarından mutlu olmuş ama “halk kendi sorunlarının sahibi olsun” deyince de rahatsız olmuştur...

1980'li yıllarla kıyaslandığında bugün yerel yönetimlerde de çok değişim yaşandı, hem mevzuat hem bütçe bakımından daha güçlü. Buna rağmen hâlâ devleti “aşkın bir yerde" gören halkın beklentileri tam değişmedi. “Ceberrutizim ve havalecilik” vehminden kurtulmak ancak halkla sıkı ve samimi temas ile mümkündür.

Kapıların açık veya kapalı olması önemli değil esas olan “ulaşabilir ve ulaşılabilir” olmaktır. "Halkla ne zaman birlikte olmak lazım?.." derseniz, cevap; “Her zaman...”

Kaynak:
https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/hikmet-koksal/614610.aspx

'Başhekimin odası nerede?' - Recep Yazıcıoğlu



'Başhekimin odası nerede?'

Efsane Vali Recep YAZICIOĞLU Aydın Valiliği’ne atandığında, henüz üç dört günlük vali iken Nazilli SSK Hastanesi ile ilgili bir şikayet kulağına çalınır…


Hiç vakit kaybetmeden hastaneye tebdil-i kıyafet gelir. Acil bölümünden girer. Oradaki görevli bir hemşireye der ki “Başhekimin odası nerede?” Hemşire şöyle bir bakar Yazıcıoğlu’na. Tanıyamaz tabi. Küçümseyici bir ses tonuyla ”Üst kata çık, koridorun sonundan sağa dön, sondaki oda” der. Yazıcıoğlu üst kata çıkar. Başhekimin odasını bulur. Kapısı açıktır ama başhekim odasında yoktur. İçeri girer.

Tam o sırada başhekim gelir. “Buyrun ne istiyorsunuz?” diye sorar. Yazıcıoğlu, rahatsız olduğunu, tedavi olmak istediğini ama parası olmadığını söyler. 

Başhekim kendisine “Burası hayır kurumu değil, paran yoksa tedavi olamazsın” der.

Yazıcıoğlu, “Devletin görevi vatandaşına bakmak değil mi doktor bey?” der. 
Başhekim sinirlenir ve Yazıcıoğlu’nu odasından kovar. Yazıcıoğlu, sessizce aşağı iner, hastanenin iki sokak arkasında bekleyen makam aracına biner, arabada onu bekleyen yardımcısına “Gerekli yazışmalar hemen bugün yapılsın yarın görevden alınma yazısını kendisine bizzat ben vereceğim” der…

Ertesi gün bu sefer resmi giyimli, kıravatlı, takım elbiseli olarak gider hastaneye…

Elinde rulo halinde bir kağıt…

Bu sefer makam aracı hastane girişine kadar gelir…

Herkes şaşkındır…

Dün gördükleri yamalı pantolonlu, kasketli, yırtık gömlekli adam meğerse yeni atanan Aydın valisiymiş…

Vay be! der görevliler…

Hiç vakit kaybetmeden başhekimin odasına çıkar…

İçeri girer…

Başhekim dona kalır…

Siz? Ama siz? der…

"Bugün itibariyle başhekimlik ünvanından azledilmiş bulunmaktasınız" der, elindeki görev azli belgesini uzatır ve ayrılır hastaneden…

Senin gibiler bu memlekete üç beş gömlek fazla geldi sn. valim…

Mekanın cennet olsun…

Kaynak:
https://www.saglikpersonelihaber.net/gundem/bashekimin-odasi-nerede-h8582.html

Esat Çoğal: Merhum Recep Yazıcıoğlu | Memleket


Esat Çoğal: Merhum Recep Yazıcıoğlu | Memleket


Sevgili nitelikli okurlar,

Hayatta hemşehri ve arkadaş olarak benzer özellikler gösteren, yıllar geçse de unutulmayan ve yaşama on yıl arayla trafik kazasıyla veda eden merhum Recep Yazıcıoğlu (2003) ve Adnan Kahveci'yi (1993) tekrar rahmetle yâd edelim ve başlarından geçen şu güzel hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim.

Maliye eski Bakanlarımızdan merhum Adnan Kahveci, Recep Yazıcıoğlu'nun Aydın Valisi olarak görev yaptığı zamanlarda, “Recep, Ankara’dan çok sıkıldım hafta sonu özel arabamla sana geliyorum. Kimsenin haberi olmasın lütfen kimseye haber etme, biraz kafa dinlendirelim hemşehrim” der.

Yazıcıoğlu da , “Çok iyi olur, ben de sıkıldım tebdili kıyafetle şöyle uzak bir köye gidelim” der.

Hemşehrisi, çocukluk arkadaşı Kahveci özel arabası ile gelir. İkisi de tanınmamak için köylü vatandaşlar gibi rahat salaş bir şekilde giyinirler.

Kahveci’nin arabasıyla uzak bir köye doğru yola çıkıp, köyün biraz uzağına arabayı park edip, köye yürüyerek giderler. Yolda köyün yakınındaki bahçede çalışan yaşlı bir ihtiyar görürler.

“Amca, selamün aleyküm, kolay gelsin. Biz Tanrı misafiriyiz. Karnımız tok. Bu gece bu köyde kalmak istiyoruz. Misafir alır mısın?” derler. İhtiyar amca da “O ne demek evladım, başımızın üstünde yeriniz var. Hadi hemen gidelim eve” deyip, misafirlerini evine götürür. Yaşlı hanımına “hanım bak sana iki tane tanrı misafiri getirdim. Malın gittiğine bakma, yüzün ağardığına bak” der.

Yaşlı amca ve teyze misafirlerinin rahat etmeleri için, elinden geleni yapar. Misafirler sabah erkenden kalkıp giderler. Yaşlı amca, bakanı ve valiyi tanımıştır ama bir şey diyememiştir. Hanımına, “Hanım, bu gece bizim fakirhaneye, devletin, sanırım bakanı ve valisi misafir oldu, bizi şereflendirdi” der.

Yaşlı teyze de kocasına, “Yok lan herif, benimle dalga mı geçiyon… Üstlerine başlarına bakmadın mı, şu kılıklı adamlardan bakan, vali olur mu hiç!” der ve inanmaz. Aradan bir zaman geçer. Bu sefer rahmetli Recep Yazıcıoğlu aynı köye makam arabasıyla gelmiştir. Misafir oldukları yaşlı amcayı ve teyzeyi sorar. Yaşlı amca ve teyze gelir ve sohbet ederken, “Sayın Valim, şimdi kendini teyzene tanıt. Siz fakirhaneye şeref verdiğinizde teyzenize bunlar devletin bakanı ve valisi dediğimde, 'yok lan baksana üslerine, başlarına, bunlardan bakan, valimi olur!' diye inanmamakta inatlaşmıştı" der.

Teyze çok üzülür, mahcup olur. Yazıcıoğlu, yaşlı teyzeye sarılıp, “Teyzem üzülme, sen haklısın ama o akşam ne ben valiydim, ne de arkadaşım bakandı. İkimiz de şehirlerin havasından bunalmış ve kırlarda sade vatandaş olarak kafa dinlendirmeye geldik. Allah sizlerden razı olsun. Sizin gibilerin sayısını artırsın” der.

Şimdi sevgili okurlarım;

“Unutulmamak istersen, hayatta iken bırakabilmelisin bir iz, bir eser;

Yoksa ölünce unutulup gidersin de, senin de üzerinden yeller eser”

Efsane Vali Recep Yazıcıoğlu

Aramızdan ayrılışının 17. yıl dönümünde saygıyla ve rahmetle anıyorum... Bu gibi valilerin Allah sayısını artırsın inşallah.

Hoşça sağlıcakla kalın ama en önemlisi, bu hayatta iz bırakan adam gibi adam kalın.

Kaynak:
https://www.memleket.com.tr/merhum-recep-yazicioglu-27532yy.htm

Orhan Erdem: Risk alan bir vali, Recep Yazıcıoğlu | Aydın24 Haber

Orhan Erdem: Risk alan bir vali, Recep Yazıcıoğlu | Aydın24 Haber

Vali Recep Yazıcıoğlu aramızdan ayrılalı 17 yıl oldu. Rahmetli benim 40 yıllık arkadaşım ve aziz bir dostumdur.

Dostluğumuz vefatına kadar kesintisiz sürüp gitti.

Aydın’dayken hep beraberdik. Daha sonra da Vali bey Söke’ye geldiğinde mutlaka beraber olurduk. Ülke meselelerini konuşurduk. Biz 68 kuşağıyız. Ülke meselelerini çok düşünen, çözüm arayan, tartışan nesildik. Ülke meseleleri her zaman bu kuşağın birincil meselesi olmuştur. 

Vali Recep Yazıcıoğlu, inancı, tavrı, uslubü, duruşu “farklı” bir bürokrattı. Fark yaratan bir Valiydi. Bir memleket meselesiyle karşılaştığı zaman hiç çekinmeden “risk alır” sorunu çözmek için sorumluluğu doğrudan üstlenir; yapılması gerekeni mutlaka yapardı. Bütün bürokratların elini kolunu bağlayan mevzuatı kendi yöntemleri ile aşardı. O önce gerekeni yapar, isim arkadan gelirdi.

Tokat Valiliğinde düşüncelerini uygulama imkanı buldu. Toplum kalkınması için yaptığı işler onu “ gönüller valisi”yaptı.”Nev-i şahsına münhasır” (kişiliğine özgü) bir vali oldu. O’na” 4.Murat” dediler, “zıpkın gibi vali” dediler, “aykırı vali” dediler, “deli vali” dediler”raftingçi, paraşütçü vali” dediler. Herkes kendine göre isim koydu. Daha doğrusu, herkes kendini bir nebze onda gördü.

Aydın’da kısa süre kalabildi. Aydınlılar O’nun “farkını” anlamadılar. Kıymetini bilemediler. Yapmaya çalıştıklarını, icraat yapmasını istemediler. Şimdi düşünüyorum da “ dostum Yazıcıoğlu’nun karakteri “ile “memleketim Aydın’ın karakteri” birbirleriyle uyuşmadı bir türlü.

Yerel politikacılar onunla çok uğraştı. Fitne ve fücur ocakları hiç boş durmadı. Hakkında bir sürü asılsız dedikodu çıkardılar. O’na iftira attılar. Çıkarcı çevreler, hesabı bozulanlar kendini bir adam sananlar, O’nu rahmetli Özal’a şikayet ettiler. “Bize yüz vermiyor, bizi adam yerine koymuyor” dediler. “Ben devletim” diyor diye konuştuğunu söyleyerek O’nu sürekli gammazladılar. O’ndan kurtulmanın bir çaresini aradılar.

Erzincan’a 1991 yılı Ağustos ayında Vali olarak atandı. Erzincan Valiliğinde 8 yıl kaldı. Ve idarecilikte uzun süre görev yaparak ün saldı. Orada çok önemli işler yaptı. Erzincan depreminin büyük yaralarını sarmak için çok uğraştı. Yepyeni, modern bir Erzincan yarattı. Gidip görün hayran kalacaksınız.

Ben de 60’lı yıllarda Erzincan’da bir süre öğretmenlik yapmıştım. Ora halkı beni “Aydınlı öğretmen” diye bilir. Vali’nin Aydın’dan geldiğini duyunca “Bizim Aydınlı öğretmen ne yapıyor?” diye sorarlarmış. “Bak buradaki hemşerilerin seni özlemiş, gelsene” diyerek beni Erzincan’a davet etti.  Davetine icabet ettim,  bir süre misafiri oldum.

Bir gün makamında otururken Fırat nehrinin üzerine “yapılamaz denilen” meşhur “köprü” nün yapılış ve montaj resimlerini planlarını gördüm. Bu köprü 100  ton ağırlığında bir bütün bloktur. Bir ucu derme çatma bir feribotun üstüne konulmuş Fırat’ın azgın sularına meydan okunarak nehrin en dar yerine taşınarak feribotun üstünde bin bir güçlükle yerine monte edilmiş. Hiçbir kurum, hiçbir mühendis böyle bir uygulamaya teknik olarak onay vermemiş. “Yapılamaz” denmiş. Yapılması için risk almaktan da kaçmışlar.

Bu “Köprü” Sayın Valinin sorumluluğunda yapılan bir teknik çalışmadır. O’nun eseri sayılır. Vali Yazıcıoğlu 70 yıldır lafı edilip becerilemeyen bu “köprüyü bütün riskleri göze alarak” her türlü zahmete katlanarak, sayısız tehlikelere göğüs gererek, gece gündüz demeden çok çalışarak tamamlamıştır.

Vali bey resimler, haritalar, planlar üzerinde yapılan işi bana bir de kendisi anlatınca gayrı ihtiyari çok heyecanlandım. Gözlerim yaşardı. Bana ne oldu? Niye ağlıyorsun? Dedi. Yapılan işin büyüklüğü karşısında kalmanın heyecanı ve şaşkınlığı içerisinde zorlukla cevap verdim

“Sayın Valim bu fotoğrafta görüldüğü gibi yan yan giden şu feribotun üzerindeki yüzlerce tonluk demir köprü kayıp Fırat’a düşseydi; bunca emek, bunca zahmet ve yapılan milyonlarca masraf zayi olsaydı, bunun hesabını nasıl verecektin? Böyle inanılmaz büyüklükteki bu sorumluluğu niye üstüne aldın? Diye sordum.

Hiç unutman, bir an bile duraksamadan cevap vermişti;

 "Halkımın mutluluğu ve refahı için, ülkemin kalkınması için bundan çok daha büyük sorumlulukları üstlenmeye, daha büyük riskleri yüklenmeye, daha büyük tehlikelere atılmaya daima hazırım. Memleketin meseleleri büyüktür. Meseleleri çözmek için risk almak şarttır. Ben risk almazsam, hiç kimse bir iş yapmaz, hiçbir iş yapamayız." dedi.

Dostumun bu sözlerinden daima ibret dersi almışımdır. Bir meseleyle karşılaştığımda, hep o köprü gelir gözlerimin önüne. Hep aziz dostumun sözleri çınlar kulaklarımda.

O köprü, bana daima halka hizmetin ne denli kutsal, ne kadar riskli olduğunu hatırlatır. Bana görevimi hatırlatır.

Vali Recep Yazıcıoğlu’nu her anışımda, "Memleket meselelerini çözmek için yola çıkanlar, bu amaçla görev üstlenenler, meseleden kendine vazife çıkararak risk almalıdırlar." diye düşünürüm.

Halk O’nun farkını anladı. Fikirlerini, icraatlarını benimsedi. O’nu çok sevdi. O’na “Benim Valim” dedi. O’nu bağrına bastı.

Memleket meselelerini çözmek için gayret edenler Vali Yazıcıoğlu’nu kendilerine örnek alıyor, Onun yolunu izliyorlar. O’na yapılan haksızlıkları duyup da risk almaktan korkanlar ise, icraat yapmaktan kaçınıyorlar. Bir süre ortalıkta dolanıp, üç beş plaket, birkaç şild alıp, merkez valisi olup gidiyorlar. Böyle kişilerin memlekete bir hayırları olmuyor. İsimlerini hatırlayan bile yok.

Rahmetliyi her geçen gün daha çok özlüyoruz.

Amma onun gibi halkın  mutluluğu ve refahı için” risk alabilen” memleketimin kalkınması için icraatlarıyla “fark yaratacak”, farkını bilip, takdir edeceğimiz, fikirlerini, icraatlarını benimseyeceğimiz, “valimiz” deyip bağrımıza basacağımız bir valiyi her geçen gün daha fazla arıyoruz.

Sevgili Valim fikirlerin ve eserlerin ile “Gönüllerin Valisi” olarak halkın gönlünde daima yaşayacaksın.

Ruhu şad olsun.

ORHAN ERDEM

08.09.2020


Kaynak:

http://www.aydin24haber.com/risk-alan-bir-vali-recep-yazicioglu-2802yy.htm

ADNAN ÖKSÜZ-VALİ BEY! | MİLLİ GAZETE



ADNAN ÖKSÜZ-VALİ BEY! | MİLLİ GAZETE

Yıl; 1992…

Gümüşhaneli bir muhtar, kızının evi Erzincan depreminde yıkılınca, devletin deprem mağdurlarına vereceği evi almak için kızının yanına, Erzincan’a gider.
Kızını alır, valilik binasına çıkarlar. Öğle arası olduğu için ellerinde evraklar beklemeye başlarlar.
Bu arada kot pantolonlu, yakası açık gömlekli biri gelir.

“Amca buyur!” der.

Muhtar, derdini anlatır. Kot pantolonlu adam evrakları alır, bir odaya gider, bir kaşe basar, diğer odaya gider başka bir evrak alır doldurur, sonra deftere kaydeder. En son kapısında “Valilik” yazan odaya girip çekmeceden bir mühür alarak kâğıtlara mührü basar ve muhtardan da imzalamasını ister.
Olanları şaşkınlıkla izleyen muhtar, biraz da çekinerek,

- “Yeğenim çok sağ olasın ama Vali Bey sana sakın kızmasın!”
- “Yok amca, kızmaz!”
- “Sağ ol yavrum, adın nedir senin?”
- “Recep benim adım, amca!”
- “Yoksa sen Vali Recep Yazıcıoğlu musun?”
- “He ya...”

Devletle milleti birleştiren, bütünleştiren bir valiydi, merhum Recep Yazıcıoğlu.


**
Bizzat ben de şahidiyim; Erzincan’da bir şarküterideyken Vali Recep Yazıcıoğlu girdi. Yanında ne bir koruması ne de bürokratları vardı. Tek başına idi. Tulum peynirinin ve diğer süt ürünlerinin tadına baktı. Esnafla sohbet etti. Bisikletine bindi ve gitti…

Valiler, bulunduğu şehrin en üst mülki amiri. Devleti temsil ediyorlar. Öncelikle vatandaşın valisine güvenmesi ve başı ağrıdığında, “Benim valim derdime derman olur…” diye düşünmesi gerekir. Türkiye’de hâlihazırda böyle valiler yok mu? Var! Tümünün böyle olması lazım…

Son zamanlarda kimi davranışları sebebiyle bazı valiler gündeme gelince aklıma geldi yukarıda anlattığım anekdot! Paylaşayım istedim…

Kaynak:
https://www.milligazete.com.tr/makale/5639139/adnan-oksuz/potibor

Rahmetli Vali Recep YAZICIOĞLU'ndan Hatıralar - Mahir Odabaşı


Rahmetli Vali Recep YAZICIOĞLU'ndan Hatıralar - Mahir Odabaşı

Rahmetli Recep Yazıcıoğlu 1992 yılında Erzincan valisi olarak görev yaparken deprem meydana gelir. Depremin ilk ayındaki tek problem, çadır ihtiyacının ilk gün karşılanamaması olmuştur. Her yerde olduğu gibi, Erzincan’da depremin ilk günlerinde hayali, mübalağalı, yanlış haberler en çok rastlanan olaylardır. İşte böyle bir fısıltı haberden dolayı, bir grup vatandaş, Hükümet Konağına doğru ‘’ VALİ İSTİFA, VALİ İSTİFA !’’ diye slogan atarak yürür. Makamında özveri ile gecesini gündüzüne katarak depremin yarasını nasıl sararım hesabını yapan vali, sesi duyunca hemen hükümet konağının balkonuna çıkar. Halkın kendisine tepki göstermesine bir anlam veremez. ‘Hayırdır, problem ne?’ diye sorar. Halk da:’ Bizim için çadır gelmiş, ama sen yandaşlarına dağıtmak için depolarda tutuyormuşsun. -9 derece soğukta çoluk çocuk üşüyor…..’ Bu cevap karşısında, sözünü dudaktan, gözünü budaktan esirgemeyen, hastalığı da çareyi de bilen ve durmadan reçete sunan Vali Recep Yazıcıoğlu, halkın anlayacağı bir dille, ‘’Gidin depolara bakın, ( o zamana kadar hiç çadır gelmemiştir) bırakın yandaşlarımı, kendi çocuklarıma dahi bir çadır ayırtırdımsa, valilikten hemen istifa ediyorum, zaten gözüm yok !’’ der. Bu samimi cevap karşısında halk ‘’ VALİ KALSIN, HÜKÜMET İSTİFA ! ‘’ diye slogan atmaya başlar. Deprem sonrası, öyle anlar gelmiştir ki, insanları teskin etmek, kurtarma ve yardım organizasyonu yapmaktan çok daha büyük sorun haline gelmiştir.

Rahmetli Recep Yazıcıoğlu, Erzincan valisidir. Onlarca insanın ölümüne sebep olan deprem meydana gelmiştir. O da özveri ile gecesini gündüzüne katarak yaraları sarmaya, çaresizlikten çare üretmeye ve devletin şefkatli yüzünü hissettirmeye çalışır. Havaalanına yardım malzemeleri gelir. O anda Alay Komutanı ile beraber orada bulunmaktadırlar. Vali ve komutan gelen malzemeleri askerlerle beraber sırtlarında taşırlar. Bu samimi çalışmalarına şahit olan bir asker (sivil hayatta fakülte eski dekanı) çok duygulanır, dünyaya gelen erkek çocuğuna o alay komutanın adını verir.

Rahmetli Recep Yazıcıoğlu, Kemaliye İlçesinin bir köyünde yaşayan eski Bakanlardan sayın Ali Coşkun’un Beyin akrabası olan yaşlı bir teyzenin evine ziyarete gider.Yaşlı teyze, ikram için misafirlerine hemen bir bardak ‘’cola ‘’ getirir. Merhum vali teyzeye dönerek: ‘’Teyzem burası köy yeri sizde hiç ayran, yoğurt bulunmaz mı?’’ der. Teyzede: ‘’ Bulunmaz olur mu yavrum çok der’’ O halde niye ayran içirmiyorsun da cola içirmeye çalışıyorsun deyince, ’’ Yavrum ne bileyim, vali senin eve gelecekmiş deyince, şehirden senin için aldırtmıştım !’’ der. Merhum vali ise, ‘’Teyzem bırak bunları şehirlerde isteyen içsin, sen bana senin köyünde bulunan, senin ürettiğin taze misss… gibi ayran ver !’’ der.

Eski Maliye Bakanlarımızdan merhum Adnan Kahveci, Recep Yazıcıoğlunun Aydın valisi olarak görev yaptığı zaman ‘’Recep, Ankara’dan çok sıkıldım hafta sonu özel arabamla sana geliyorum. Kimsenin haberi olmasın biraz kafa dinlendirelim der. Yazıcıoğlu, çok iyi olur. Bende sıkıldım tebdili kıyafetle şöyle uzak bir köye beraber gidelim der. Hemşerisi, çocukluk arkadaşı Kahveci özel arabası ile gelmiştir. İkisi de tanınmamak için köylü vatandaşlar gibi giyinirler.Kahvecinin arabasıyla uzak bir köye doğru yola çıkıp, köyün biraz uzağına arabayı park edip, köye yürüyerek giderler.Yolda köyün yakınındaki bahçede çalışan yaşlı bir ihtiyar görürler.’’Amca, selamün aleyküm, kolay gelsin.Biz Tanrı misafiriyiz.Karnımız tok. Bu gece bu köyde kalmak istiyoruz. Misafir alırmısın derler.İhtiyar amcada o ne demek evladım, başımızın üstünde yeriniz var.Hadi hemen gidelim eve deyip, misafirlerini evine götürür.Yaşlı hanımına ‘’hanım bak sana iki tane tanrı misafiri getirdim.Malıın gittiğine bakma, yüzün ağardığına bak der.Yaşlı amca ve teyze misafirlerinin rahat etmeleri için, elinden geleni yapar. Misafirler sabah erkenden kalkıp giderler.Yaşlı amca, bakanı ve valiyi tanımıştır ama o da belli etmemiştir. Hanımına: ‘’ Hanım, bu gece bizim fakirhaneye, devletin bakanı ve valisi misafir oldu, şereflendirdi ‘’ der. Yaşlı teyzede kocasına ‘’ Yok lan herif, benimle dalgamı geçiyon… üstlerine başlarına bakmadın mı, şu kılıklı adamlardan bakan, vali olur mu hiç ! ‘’ der ve inanmaz. Aradan bir zaman geçer. Bu sefer rahmetli Recep Yazıcıoğlu aynı köye makam arabasıyla gelmiştir. Misafir oldukları yaşlı amcayı ve teyzeyi sorar. Yaşlı amca ve teyze gelir ve sohbet ederken, ‘’ Sayın Valim, şimdi kendini teyzene tanıt. Siz fakirhaneye şeref verdiğinizde teyzenize bunlar devletin bakanı ve valisi dediğimde ‘’ yok lan baksana üslerine, başlarına, bunlardan bakan, valimi olur !’’ diye inanmamakta inatlaşmıştı der. Teyze çok üzülür, mahcup olur. Yazıcıoğlu, yaşlı teyzeye sarılıp ‘’ Teyzem üzülme, sen haklısın ama o akşam ne ben valiydim, ne de arkadaşım bakandı. İkimizde şehirlerin havasından bunalmış ve kırlarda sade vatandaş olarak kafa dinlendirmeye gelmiştik’’ der.

Hayatta hemşeri ve arkadaş olarak benzer özellikler gösteren, yıllar geçse de unutulmayan ve yaşama on yıl arayla trafik kazasıyla veda eden merhum Recep Yazıcıoğlu (2003) ve Adnan Kahveciyi (1993) bu vesile ile tekrar rahmetle yâd ediyorum.

‘’Unutulmamak istersen, hayatta iken bırakabilmelisin bir eser,

Yoksa ölünce unutulup gidersin de, senin de üzerinden yeller eser ’’

Kaynak:
https://www.osmancikhaber.com.tr/rahmetli-vali-recep-yazicioglundan-hatiralar-makale,28.html

"BAĞIŞ YAPARAK ARAŞTIRMALARA VE İÇERİĞE" DESTEK OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ.

En Popüler Yayınlar

Necdet Başoğlu: Adını tarihe yazdıran vali

Necdet Başoğlu: Adını tarihe yazdıran vali 12 Eyl 2020 Bugün sizlere “Efsane Vali” olarak gönüllerde taht kurmuş bir kişiden bahsetmek istiyorum. Süper vali ve aynı zamanda 4. Murat lakabı da takılan bu vali, Yine Türkiye’de nam yapmış ve doğum yerleri aynı olan, Devlet eski Bakanı Adnan Kahveci ile aynı kaderi paylaşmıştı. İkisi de elim bir trafik kazası sonucu hayatlarını kaybetmiş, Türkiye’yi yasa boğmuştu. Evet, Recep Yazıcıoğlu, Türkiye Cumhuriyeti tarihine adını yazdırmış önemli bir bürokrat idi. O’nunla ilgili her ne okuduysam, Ne gördüysem, Duygulanmışımdır. Merhum Yazıcıoğlu, sıra dışı yönetim şekli ve aykırılığıyla bir kesimin oklarını üzerine çekerken, bir kesimin de gönlünde taht kurmuştu. Ayrımcılık yapmaması, Üstünlük taslamaması ve kendini görev yaptığı yerleri iyileştirmek için paralamasıyla tanınmış, Merhum Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ANAP’ın Kurucusu ve Genel Başkanı Merhum Turgut Özal’ın desteğiyle Türkiye’nin en genç valisi olmuştu. Kimdi bu Recep Yazıcıoğlu? Türkiye...

Yavuz Donat: "Recep Yazıcıoğlu"

Yavuz Donat: Recep Yazıcıoğlu   30 Aralık 2012, Pazar Denizli'deydik... Vali Bey'le beraber... Öğle yemeği yiyecektik. "Gel" d emişti: -Çarşıda esnaf topluca yemek yiyor... Onlarla birlikte yiyelim... Esnafın derdini de dinlersin. Gitmiş ve yazmıştık. Onu da zamansız kaybettik... Trafik kazasında. Dostumuzdu... Çoğu kez makam aracına binmez, yürürdü. Bir gün... Erzincan Valisi iken... Ankara'ya gelmiş. Yürüyerek Başbakanlığa gitmiş. Bu sırada görevli durdurmuş: -Hoop hop hemşehrim... Dur... Kimsin?... -Ben Erzincan Valisi'yim... -Yok yaaa... Sen Erzincan Valisi'ysen ben de Fransa Cumhurbaşkanı'yım... Delinin zoruna bak... Valiymiş... Dur bakalım... Kimliğini çıkar. "Efsane valiydi." Halkın içindeydi. Kaynak: https://www.sabah.com.tr/yazarlar/donat/2012/12/30/recep-yazicioglu

KÖPRÜ'DE DUYGUSAL BULUŞMA

KÖPRÜ'DE DUYGUSAL BULUŞMA ARKA PLAN MERHUM RECEP YAZICIOĞLU'NUN HAYTINDAN KESİTLERİ EKRANA TAŞIYAN "KÖPRÜ"NÜN OYUNCULARIYLA "SÜPER VALİ"NİN EŞİ VE ÇOCUĞU İLK KEZ BİR ARAYA GELDİ. ESKİŞEHİR'DEKİ BÜYÜK BULUŞMAYI MİLLİYET TELEVİZYON ADIM ADIM İZLEDİ.  

Yazıcıoğlu: "Bordromdan utanıyorum"

  Yazıcıoğlu: "Bordromdan utanıyorum" Aydın Valisi Recep Yazıcıoğlu, "Ben 3.5 milyon lira maaş alırken, aynı bordrodan 500 bin lira maaş alanlar var" dedi.

Kamu hizmetleri motivasyon kuramı çerçevesinde vali Recep Yazıcıoğlu'nun mülki idare amirliği dönemi üzerine bir inceleme

  Kamu hizmetleri motivasyon kuramı çerçevesinde vali Recep Yazıcıoğlu'nun mülki idare amirliği dönemi üzerine bir inceleme  Çalışmada, Vali Recep Yazıcıoğlu'nun bir mülki idare amiri olarak sergilemiş olduğu tutum ve davranışlar, Kamu Hizmetleri Motivasyon Kuramına göre analiz edilmiştir. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmanın kuramsal boyutu olan Kamu Hizmetleri Motivasyon Kuramı incelenmiştir. Yine bu bölümde çalışmanın araştırma tasarımı olan nitel araştırma yöntemi ve bu yöntemin alt dalları olan "Tarihsel Araştırma Tekniği, Betimsel Araştırma Tekniği, Sözlü Tarih Tekniği, İçerik-Doküman Analizi ve Yarı Yapılandırılmış Mülakat Tekniği" incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünü literatür taraması oluşturmaktadır. Bu bölümde mülki idare amirlerinin hatıraları, kamu yönetimi reform raporları ve mülki idare araştırmaları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Tanzimat'tan günümüze kadarki süreçte mülki idarede yaşanan dönüşüm tartışılmıştır. So...

Denizli Valisi'nin rafting keyfi...

Denizli Valisi'nin rafting keyfi... 20.06.2003 Denizli Valisi Recep Yazıcıoğlu, doğa yürüyüşü ve dağ tırmanışlarından sonra, bu kez Büyük Menderes Nehri'nde rafting yaptı. Çal ve Bekilli ilçelerindeki incelemelerinin ardından Büyük Menderes Nehri'ne inen Vali Yazıcıoğlu, Antalya'dan gelen 6 kişilik ekiple bota binerek rafting yaptı. Oldukça heyecanlı dakikalar yaşadığını anlatan Yazıcıoğlu,  ''Çoruh Nehri'nde ve Fırtına Deresi'nde rafting yaptım. Orada 5. derecede tehlikeli yer sayısı 4'ü geçmez. Burası öyle değil. 7 kilometre boyunca 5. derecede tehlikeli yerler mevcut. Bugüne kadar keşfedilmemiş ama bu da rafting için Büyük Menderes'in çok uygun olduğunu gösteriyor''  dedi. Kaynak: https://www.milliyet.com.tr/gundem/denizli-valisinin-rafting-keyfi-5171836

“Rahmetli öğretti” - Erzincan'da 12 ayda 12 spor

“Rahmetli öğretti” - Erzincan'da 12 ayda 12 spor Rafting, yamaç paraşütü, buz tırmanışı, trekking, offroad, dağ bisikleti, base jump, kayak, dağcılık, motokros, planör, parasailing... Bu sporların hepsini aynı şehirde ve neredeyse yılın 12 ayı yapabilmenin mümkün olduğunu biliyor musunuz? Erzincan yıllardır ‘zorunlu ara’ verdiği spor turizminin merkezi olma hayaline kavuşmak için gün sayıyor. Kahvelerden tek tek topladığı gençler, sokaklardan alıp zorla raftinge götürdüğü çocuklar bugün birer yetişkin sporcu olarak ‘Süper Vali’ yi hâlâ saygı, sevgi ve özlemle anıyorsa... Erzincanlı’nın her iki lafından biri “Rahmetli öğretti” ya da “Rahmetli söylemişti” diye başlıyorsa... Onun açtığı yolda bugün Erzincan’da Dünya Yamaç Paraşütü Şampiyonası düzenleniyor ve seneye de büyük finalin Erzincan’da yapılmasına karar verildiyse... Vali Recep Yazıcıoğlu ’nu anmadan bir Erzincan yazısı olmaz! Halk arasında ‘Süper Vali’ diye tanınan Recep Yazıcıoğlu 1991’de Erzincan’a atandığında şehrin o...

ARAŞTIRMALARA DESTEK OLUN!

VALİ RECEP YAZICIOĞLU ARAŞTIRMALARI (1967-2003)  "VALİ-İ VİLAYET, HADEME-İ DEVLET" Vali Recep Yazıcıoğlu hakkındaki araştırma projemize belge, fotoğraf, kaynak desteğinde bulunmak için iletişim adresi: mnergiz@live.com İlginiz için teşekkür ederim. Muhammet Negiz | Proje Koordinatörü

Kronolojik Arşiv

UNUTULMAYAN VALİ RECEP YAZICIOĞLU ARAŞTIRMALARI (1967-2003)

Bu Blogda Ara

Destek Olunuz & Donate !التبرع بالمال

ÖĞRENMEYİ SEVMEK

"Bilgiye sahip olarak doğmuş birisi değilim. Yalnızca öğrenmeyi ve öğretmeyi seviyorum."
Konfüçyüs

"Bilgi, ahlaki hareketten kalan şeydir."
Nurettin Topçu

Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!... İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar. Yahya Kemal Beyatlı
UNUTULMAYAN VALİ RECEP YAZICIOĞLU ARAŞTIRMALARI (1967-2003)

Koordinatör:

Arş. Gör. Muhammet NEGİZ | KTÜ

_________________________________________
*Bilgi, belge ve doküman paylaşımı için:
mnergiz@live.com

Son 1 Yılın Popüler Yayınları

Proje Koordinasyonu

Arş. Gör. Muhammet NEGİZ | KTÜ

Recep Yazıcıoğlu’nun kamu yöneticiliği mirasını arşiv, sözlü tarih ve yönetim bilimi perspektifleriyle belgeleyen dijital araştırma platformu.

“Unutulmayan” bir kamu yöneticisini anlatmanın en güçlü yolu, hatırayı belgeyle; anlatıyı bağlamla; liderliği ise kurumlarla birlikte okumaktır.
Platformun editoryal yaklaşımı