Dijital Araştırma ArşiviProje Koordinatörü: Arş. Gör. Muhammet NEGİZ | KTÜ
Güncel Çalışmalar

Araştırma notları, belgeler ve incelemeler

Anahtar kelime bulutu yerine, içerikler doğrudan araştırma alanları ve arşiv üzerinden erişilebilir durumda tutulur.

Ömer Faruk Ünal: Doğrucuyu dokuz köyden...



Ömer Faruk Ünal: Doğrucuyu dokuz köyden...


Rahmetli Recep Yazıcıoğlu enerji dolu bir insandı, yerinde duramazdı... Tam bir Karadenizliydi, bazı tavırları adaşını (Recep Tayyip Erdoğan'ı) andırırdı. RECEP YAZICIOĞLU Trabzon Sürmene'de doğdu (1948)... Milas'ta müftülük yapan bir hoca efendinin oğluydu... 

1964'te Aydın Lisesini, 68'de Ankara Hukuk Fakültesini bitirdi. Maiyet memuru olarak devlet hizmetine girdi. Kalkandere, Bahçe, Hamur, Ayvacık, Kırıkhan, Alaca, Akçakoca'da kaymakamlık yaptı. Tokat, Aydın ve Erzincan valisi oldu. Ortaya yepyeni yönetim anlayışı koyduysa da Ecevit - Yılmaz - Bahçeli hükümeti tarafından merkeze alındı. Böylesi bir eylül günü geçirdiği trafik kazasında (2003) gözlerini hayata yumdu. 

ESKİ KÖYE 

Vali dediğin yaşlı ve çatık kaşlı olmalı, koltuğu doldurmalıydı. İcraat kimin umurunda? O yıllarda gelen evrak, gelen evrak dosyasına, giden evrak giden evrak dosyasına girsin tamamdı. 

YENİ ADET 

Recep Yazıcıoğlu, devleti vatandaşla barıştırdı, halk ile el ele verip yol, köprü, içme suyu problemlerini halle çalıştı. Kooperatifler kurdu, parasız mektepler, derslikler yaptı, sosyal konutlar açtı. Recep Bey idealist bir insandı, işler yolunda gitmiyorsa susamazdı, henüz kaymakamlık yıllarında kavgaya başladı... 

Ardanuç'ta heyelanlarla, Sungurlu'da kan davalarıyla uğraştı... Kalkandere'de çay üreticileri kaymakamları yıldırmışlardı ama ona sökmedi. Çay "iki buçuk yaprak" olacak dedi kesti attı, baskıyla tehditle dal yonga satmaya kalkanlara papuç bırakmadı. 

O güne kadar idareciler idare-i maslahat ile oyalanır, kokmaz bulaşmazlardı. Halbuki o silah zoruyla yol açtırdı. Hatırlıya itibarlıya eğilmedi, her isteyene tabanca ruhsatı vermedi ve tayini çıktı. Adana Bahçe'de pis bulanık suda bulaşık yıkayan lokantacıyı görünce vitesten attı, suyu ona içirtti ve rahatladı. Herkesle anladığı dilden konuşmalıydı. Ama halk onu severdi, nitekim imece usulü ile köy konakları yapıldı. 

Hamurda kravatlı memurlarla birlikte temel kazdı, lojmanları ortaya çıkardı. Kahveleri "pis olduğu bahanesi ile" kapatmıştı, yoksa amele bulamayacaktı. Kapıda "kapıyı vurmadan girin" yazısı vardı. Halk bu kadar serbestliğe alışık değildi, kapının arızalı olduğunu sanıyorlardı. Kahvelere aspiratör taktırdı. En az elli kitap bulundurma mecburiyeti getirdi ve iki gazete aldırdı. 

Mektep inşaatlarına halkı da kattı. Kurdelayı yaşlı ninelere kestirdi, tepeden inmeci, bananeci, yasakçı, elitist zevatı pohpohlamak gibi derdi olmadı. İnsanlar o kadar çaresizdi ki eşkıyayı bile kahramanlaştırıyor, kurtarıcı arıyorlardı. Egemenler vergi almayı biliyor, askerlik yaptırıyor ama hesap vermiyorlardı. Bundan böyle devlet patron, millet köle olamayacaktı. Deli miydi ne? Vali dediğin düzenin temsilcisiydi. Düzene baş mı kaldırırdı? 

23 NİSAN VALİSİ 

Tokat'a atandığında çok gençti, kaşarlanmış bürokratlara göre çocuk sayılırdı. Recep Bey Özel idareyi işin içine soktu, halktan salma (gönüllü vergi) aldı. Mahdut imkanlara rağmen Tokat'a üç bin derslik ve 147 sağlık ocağı (TC tarihinden fazla) kazandırdı. Kasada 590 bin lira para vardı 4.5 milyon liralık yatırım yaptı. İçki, sigara ve kumara savaş açtı. İnsanlar akşamları evlerine gitmeye başladı, çoluk çocuğunun farkına vardı. Kimin nasırına bastıysa bastı, ansızın Aydın'a yollandı. İlk işi kumsala ipotek koyan kamu binalarını yıkmak oldu. 

SÜRÜN ERZİNCAN'A

Erzincan'a geldiği gün sokak sokak dolandı. Halkın hatırını sordu, akıl danıştı. Partilerin il başkanlarıyla açık konuştu,

 "ben il başkanlığı yapmayacağım, lütfen siz de valilik yapmayın!" 

Anlamazlıktan geldiler, aldırmadılar, memur alımında açıkça kontenjan istediler, zira alışkınlardı. O da imtihanda alabildiğince zor sorular sordurdu, ki kazanan az olsun, mülakata gerek kalmasın... Koalisyon böyle bir şeydi işte, müdürlükler, KİT'ler parsellenmişti. Kimse çöplüğünde başka horoz istemiyordu. Bizden olsun çamurdan olsundu. 

Derken Erzincan zelzelesi koptu... Şehir enkaza döndü, çadırlar kapanın elinde kaldı, insanlar üşüyorlardı... Yavaş yavaş ipleri eline aldı, 10 bin konut yaptı, on binini de güçlendirip ayakta kalmasını sağladı. Hastanelerin kapasitesini artırdı. 

Terör canını sıkıyordu. Gitti Cezaevine girdi, PKK ve TİKKO militanları ile oturup yemek yedi, sigara dağıttı. İlk defa siyasi mahkumlar muhatap alınıyorlardı. Derken Başbağlar hadisesi patladı. 

Tunceli'den gelen bir grup göstere göstere katliam yaptı. Maksatları Sünni köyleri yıldırmaktı, nitekim bekledikleri olmuş 250 köy boşalmıştı. "Hayır. Köylerinizi terk etmeyeceksiniz" diye haykırdı. Bitireceğiz dibini kazıyacağız nutukları atmadı, aksine "terörle yaşamaya alışacağız" dedi, yalana dolana sığınmadı. 

Hizmeti en ücra mezralara kadar taşıdı, içme suyu, gölet, kanalizasyon yaptı. Köyleri, sakinleri için cazip hale getirmeye çalıştı. 

Kemaliye köyleri merkeze ulaşamıyorlardı, Keban Barajı yapılınca Fırat yükselmiş Başpınar Köprüsünü yutmuş almıştı. Bir feribot edindiler ama teröristler gelip yaktı. Halk köprü talebini Demirel'e de iletmiş ama değişen bir şey olmamıştı. Bağışlar topladı, İstanbul'daki hemşehrileri ayaklandırdı. Neticede çelik iskelet hazırlandı ve köprü görülmemiş bir usulle yerine takıldı trafik akmaya başladı... Halbuki ellerinde sadece bir dozer ve bir tekne eskisi vardı. 

Köprü halledilince neşesi yerine geldi. Rafting, su kayağı, dağcılık bildiği ne varsa yaptı, botu alabora oldukça başa sardı, turizme maya çaldı. Cirit ekiplerini, mehter takımlarını getirdi, yayla şenlikleri düzenledi. Munzurlar, Tercan Gölü, Mama Hatun Türbesi, Melik Ahmet Gazi, Terzi Baba hazretleri... Erzincan'ın turizm gibi bir şansı vardı... 

***

Mehmet Kemal Yazıcıoğlu, babasının bilinmeyen yönlerini Ömer Faruk Ünal'a anlattı. Oğul Yazıcıoğlu baba Yazıcıoğlu'nu anlattı Devletin değil, milletin valisiydi Babam sanki destan kahramanı... Herkesin onunla ilgili bir hatırası var. Yazıcıoğlu soyadını taşımak kolay değil, insanlar sizden çok şey bekliyorlar. Babam da bir memur çocuğu, gurbetçi... İlkokulu üç yılda bitirecek kadar aceleci ve henüz üniversitede okurken annemle evleniyor. Malum Rahmetli Özal, enteresan isimleri bulup çıkarırdı. Hasan Celal Güzel, Adnan Kahveci gibi... Ona babamdan da bahsetmişler, babamı vali yapabilmek için 6 ay uğraştı. Niye? Çünkü çok genç, teamüllere aykırı. Turgut Bey, Said amcamın da arkasında durdu. Onu 34 yaşında Diyanet İşleri Reisi yaptı. 

SEVENİ DE, SÖVENİ DE... 

Babamın seveni de, söveni de vardı. Zira sigara yasağı uygular. İçki ve kumara tavır alırdı. Mücadeleci bir insandı ama Aydın'da çok zorlandı. Halbuki ciddi projeleri vardı. Şehri ve ilçelerini termal ile ısıtacak, çağ atlatacaktı. Doğrusunu isterseniz bürokratlar güçlü validen hoşlanmazlar. İl teşkilatları, belediye başkanları, mebuslar da rahatsız olurlar. İbrikçi başlarına, liyakat sahipleri değil bananeciler uyar. Aslında babam daha Aydın'da iken merkeze alınacaktı. Mesut Bey onu yemekte kararlıydı. Ancak Yıldırım Akbulut ben onu kendi memleketime istiyorum deyip Erzincan'a kazandırdı. Erzincan kasvetli bir yerdi, zira terör vardı. Zelzeleden sonra sıkıntı daha da arttı. Hekim, öğretmen tayin edersin gelmez. O zamanlar şu yolların, havaalanının hayali bile kurulamazdı... 

KASE BÜYÜK İÇİ BOŞ 

Babam şaşaalı binalara karşıydı. Sahi adliyenin niye "sarayı" olacaktı? Beyazsaray'a bakın derdi ufacık bir bina ama gücü ortada. Çankaya'nın ucu bucağı yok, tesiri de yok. Sayıştay belki on kilometre git git bitmiyor. 

Lakin babam öğretmenevlerine, polisevlerine harcadığı paraya acımazdı. Memurlar ezik kalmasınlardı.

 Zoru severdi. Nitekim zelzele de ağır yara alan Erzincan'ı toparlamayı başardı. Vali çocuğu olmak zordur. Suikast ihbarları gelir, sen de duyarsın. Çocuk aklınla düşünürsün babamı kim öldürecek acaba? Ondan bundan şüphelenirsin, hop oturup hop kalkarsın. Babam şantiye şantiye gezmeyi çok severdi. Kimseye haber vermeden yola çıkardı. Bakarsın ne şefi, ne mühendisi var. 

Oturur bekçi ile muhabbet kurar. Laf lafı açar bir sürü malumat toplardı. 

Cıvıl cıvıldı boş duramazdı, birden aklına gelir: Haydi Ekşisu'ya! Babam o gün yamaç paraşütü ile atlamış. Akşama doğru hava ısınır, mecburen yükseliyor, alıp başını göklere çıkıyor... Koruma ve şoför panikte... 

Gizli saklı beni aradılar. 

-"Mehmet, baban kayıp haberin var mı? 
-Nasıl? 
-Valla uçtu dönmedi. Hava da karardı. N'apsak? Emniyeti mi arasak acaba? 

Meğer babam sağ salim inmiş, bir köye girmiş. Bulmuş bir hacı amca, oturmuş muhabbet ediyor.

Rafting yapar, su kızağı ile kayar. Adamcağız stres atacak, demek ki adrenaline ihtiyacı var. 

Yeşilaycıdır, kola aleyhine de atıp tutar. Ben bile kolamı gizli gizli içiyorum, çaktırmadan. Nitekim gazetecinin biri sordu, "kolaya karşısınız ama sizin eve de alınıyor?" Cevap kestirme: "Demek ki sözümüz geçmiyor!" 

TAM KARADENİZLİ

Aceleci, tezcanlı, meraklı. Tam bir Karadenizli, gören macera aradığını sanırdı. Böyle bir babadan sonra hayat bana nasıl monoton geldi ki anlatamam. Bülent Ecevit, Başpınar Köprüsünün açılışında "böyle bir valiye sahip olduğunuz için şanslısınız" demişti. 

Aradan üç ay geçti merkeze alındı. AK Parti yeni yeni oluşuyordu daha. Babam daha farklı düşünüyordu, milletin elini taşın altına koyacağı, parasıyla destek olacağı bir parti vardı kafasında. Almayacak, vereceksin... Tabiî çok ters anlayışımıza. Evet, tehdit alma potansiyeli vardı. Lider olacak yapıdaydı zira. Zaman zaman iş adamları gelip yalvarırlardı. 

"Aman valim bizi bırakma!" 

Gelelim vefat ettiği kazaya... Denizli'de Ziraat Odası Başkanı çağırmış, Adamcağız Vali beye Mercedes yakışır demiş, arabayı arkadaşından istemiş. Şoför kendi muhasebecisi, çocuk otomatik kullanmamış daha. Gariplikler var ama kasıt aramadık. Takdiri ilahi demek lâzım bu saatten sonra.


Kaynak:
https://m.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/omer-faruk-unal/505123.aspx


Sedat Yılmaz- Yazıcıoğlu mefkûresi Vatan Yahut Silistre!



Sedat Yılmaz- Yazıcıoğlu mefkûresi Vatan Yahut Silistre!

30 Aralık 2018

2018 yılının son yazısını kaleme alırken aklıma Vali Recep Yazıcıoğlu geldi… Aydın’da kaymakam vekili olarak kamuya ilk adımını atmış… Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre eserinde bahsettiği Silistre Kalesi’nin fedakârene yardımına koşanlar gibi vatan sevdâlısı bir insan...

Göreve başlar başlamaz 6 ay gibi kısa sürede bulunduğu kamudaki işleyişi çözmüş… Memurların çalışmalarını, vatandaşlara davranışlarını ve kamudaki ataleti tek tek not etmiş… Daha o zamanlar mevcut sistemin değişmesi gerektiğine inanmış…

Evet Recep Yazıcıoğlu sıra dışı bir yönetici... Tabulara savaş açmış, lider bir şahsiyet... Politikacılarla sık sık arası açıldığı için daha kaymakamken görev yaptığı Adana, Ağrı, Çanakkale, Hatay, Çorum ve Bolu’nun ilçelerine sürülmüş de sürülmüş…

İlk kez “Karakol değil, pembe kol” diyen Yazıcıoğlu, emniyet müdürlerinin vali olmasına da karşı çıktığından bürokrasi tarafında hiç sevilmemiş… Adam kayırmadığı ve yapması gereken işleri yaptığı için sürekli ihtar almış…

Çorum’da görev yaptığı sırada odasının kapısına astırdığı “Kapıyı vurmadan giriniz” yazısı, “Kahvehaneleri kıraathanelere dönüştürmesi, oyun oynamayı kaldırması, okuma seferberliği başlatması, resmi dairelerde belirli saat ve yerler dışında çay, kahve ve sigara içmeyi yasaklaması, içkili yerlerde belirli bir miktardan sonra alkol almayı engellemesi” birçok kişiyi rahatsız etmiş ama yılın bürokratı olarak da seçilmesini kimse önleyememiş…

Çalışkanlığının yanında sorunları hızlı çözüşü dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın dikkatini çekmiş… Özal, içinde Recep Yazıcıoğlu’nun adının da geçtiği valiler kararnamesini birçok itiraza rağmen Cumhurbaşkanı Kenan Evren’e imzalatmış… 36 yaşında Türkiye’nin en genç valisi olarak Tokat’a atanan Yazıcıoğlu muazzam işleri dolayısıyla “süper vali” adını almış…

***

1989 yılında Tokat’tan Aydın’a atanan Yazıcıoğlu’na mâlum çevreler tarafından “Yasakçı vali geldi” yakıştırmalarını unutmanın imkânı var mı! Tepkilere rağmen Yazıcıoğlu işini yapmaktan geri durmamış... Hele O’nun bir başhekimi görevden alma olayı var ki, bugün tüm kamu görevlileri, hatta özel sektörde çalışanlar bile bu hâdiseyi “başucu dersi” yapmalı…

Anlatayım… Olay şöyle… 

Yazıcıoğlu Aydın’a atandığı ilk günlerde aldığı bir şikâyet üzerine tebdili kıyafetle Nazilli SSK Hastanesi’ne gider ve başhekimin odasına çıkar… Uzun süre bekledikten sonra dışarıdan gelen başhekime tedavi olmak istediğini ancak parası olmadığını söyler. Başhekim de “Burası hayır kurumu değil. Paran yoksa tedavi olamazsın” der. Yazıcıoğlu da başhekime, “Devletin görevi vatandaşa bakmak değil mi?” diye sorar… Sinirlenen başhekim, tebdili kıyafetteki Yazıcıoğlu’nu odasından kovar.

Vali ertesi gün SSK Hastanesi’ne resmi kıyafetiyle gelir. Başhekimi çağırtır… Karşısında Yazıcıoğlu’nu gören başhekim, ne diyeceğini bilemez! Ama iş işten geçmiş, Yazıcıoğlu başhekimin eline “azil belgesi”ni daha doğrusu “kovulma evrakını” vermiştir…

Vallahi, şu anda bu başhekimin akıbetini merak etmiyor değilim!


Tabi Yazıcıoğlu’nun Aydın’dan alınmasından sonra söylediği söz de ilginç… Erzincan’a tayin edilen Yazıcıoğlu dönemin Başbakanı Özal’a “Üstsüzlere karşı bir hata mı yaptık da defterimizi dürdünüz!” diye sormuş!.. Ancak cevap alamamış!

Erzincan’a atanan Yazıcıoğlu, burada da süper valiliğini göstermiş… Meselâ 13 Mart 1992 tarihinde teravih namazı vaktinde 6,8 şiddetinde meydana gelen deprem sonrası yaptığı hizmetler hâlâ dillere destan… 653 vatandaşın hayatını kaybettiği 3850 kişinin yaralandığı, 1534 konut ve 954 işyerinin yerle bir olduğu depremde Yazıcıoğlu, halkla el ele vererek şehri 8 ayda ayağa kaldırmış…

***

Yazıcıoğlu’nu Erzincan’da zor günler peşini bırakmamış!.. 5 Temmuz 1993’te yaşanan Sivas Katliamı ve 3 gün sonra Başbağlar Katliamı’na son derece üzülen Yazıcıoğlu hâdisenin temeline inmeye çalışmış… Özellikle teröristlerin Başbağlar’ı seçmesinde şehirle bölge arasında bir köprünün bulunmayışı tespitini yapmış... Yazıcıoğlu hükümetlerin yıllardır yapamadığı ve o zamanın parasıyla 1 trilyon lira maliyet çıkarılan köprüyü hem de 8 ayda 300 milyar lira maliyetle tamamlamış… Bilindiği üzere bu köprü, “Köprü” adlı film ve dizisine senaryo konusu olmuş… 

Ne kadar anlatsak gerçek mânâda Yazıcıoğlu’nu tarif edemeyiz!.. Rahat giyinmeyi seven, şahsi işlerinde asla makam aracı kullanmayan, korumayla gezmeyen, çaycısından dâhi çay istemeyen, paraya pula önem vermeyen, vakit namazlarını asla kaçırmayan, ibadetlerinde gösteriş yapıyormuş izlenimi vermemek için çabalayan Yazıcıoğlu, bugün her makamda imza yetkisine sahip olanlara iyi bir örnek ve önder... O, Silistre Kalesi’ni kurtarmaya gidenlerin taşıdığı mefkûrenin aynısını yüreğinde taşıyordu. Allahu Teâlâ rahmet ve mağfiret eylesin...

***

2019 yılı ile birlikte gelecek senelerde Recep Yazıcıoğlu gibi idarecilere ihtiyacımız olduğunun altını çizerken çalışkanlığı, cesareti ve sistemli uygulamalarıyla dikkat çeken Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkanı kıymetli İbrahim Burkay’ı yeni yılın ilk yazısında köşeme konuk etmek istiyorum...
(...)

Kaynak:
https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/sedat-yilmaz/yazicioglu-mefkuresi-vatan-yahut-silistre-26960.html

Recep Yazıcıoğlu: Tek kişilik partiyim


Recep Yazıcıoğlu: Tek kişilik partiyim

25.05.1999 

Veziroğlu'nun 100 trilyonu

Yener bey, bizim halkımız ‘‘çarıklı erkanıharp’’tir, değirmene götürür getirir. Peki neden bu vurgunu, soygunu, hırsızlığı, yağmayı, karaparayı, uyuşturucuyu, çeteyi, anasının dinini neden görmüyor? Neden defter dürmüyor sevgili halkımız? Dürüyor gibi görünüyor ama radikal değil. Radikal partilere oy vermez, yabana gider diye. Verme kardeşim, o zaman hayırlı uğurlu olsun. Bu yağmayı, vurgunu, soygunu gündeme getirecek bir sosyalist partinin Mecliste olmasını isterim. 60'lı yılların İşçi Partisi onbeş tane adamla Türkiye'nin gündemini sarsıyordu. Sistem tartışılsın, proje tartışılsın, bunun da muharrik gücü bir sosyalist partidir.

Yener bey, Barış Partisi'nin kurucusu Veziroğlu ‘‘Ben 12 işten 100 trilyon kazandım, 15 trilyonunu partiye harcadım’’ dedi. Bir kişi 12 devlet işinden 100 trilyon kazandığını söylediği zaman bütün 65 milyon insan ayağa kalkacak ve bu işin sonu alınıncaya kadar oturmayacak. Ama bu herkese normal bir beyanatmış gibi geldi. Yahu bu ne haldir, kimin parası bu 100 trilyon? Bugün baraj, otoyol ihaleleri 5 ila 8 misli fiyatlarla gidiyor. Projeyi kendin hazırla, krediyi kendin bul, istihkakı kendin hazırla, parayı kendin çek. Yap-sat-işlet-devret gibi bir olay. Bu işin sonu toplumsal patlamalardır. İnsanlar için için bir birikim içinde, yarın bunlar kusulacak. Kustuğu zaman bunun önüne kim duracak? Şimdi kimsenin bir derdi yok, günlük tartışmalarla yatıp kalkıyoruz. Malı götüren götürüyor.


Erzincan Valisi Recep yazıcıoğlu'nun düşlerini hiç mi süslemez İzmir ya da İstanbul valiliği? Unutmadan sorayım, onun için MHP'li diyor kimileri...

- Benim gibi yüksek sesle düşünen adamı öyle birinci mevki illere getirmezler. Dolayısıyla olmayacak duaya amin demem, öyle bir beklentim de olmaz. Bunu yan cebime koy anlamında da söylemiyorum. Beni Anadolu'da böyle idare ederler; ne aşağı inerim, ne yukarı çıkarım. Ben hükümetlere göre konuşmam, herkes de beni öğrendi artık. Otuz yıl az bir zaman değil, zaten sonuna geldim bu işin. Bir hükümet ‘‘Arkadaş seninle çalışmıyorum’’ derse saygı duyarım, ‘‘Başüstüne’’ derim. Hükümete rağmen asla çalışmam, Danıştay'a filan da gitmem. Hiçbir zaman siyasete angaje olmadım. 36 yaşında Türkiye'nin en genç valisiydim, bana kimse şu partinin adamıdır diyemez. Daima hakem olmaya çalıştım, devletimin de öyle olmasını istiyorum. Ben parti valisi de olmadım, partici de. Tokat Valiliği kararnamemi Kenan Evren imzalamadı, Özal ikinci sefer götürdü. Evren benim solcu olduğumu söyleyip, Özal'a neden ısrar ettiğini sormuş. Rahmetli ‘‘Bizim için farketmez’’ demiş.


PADİŞAH gibi BAŞBAKAN

Bu kadar çok biliyor, çok konuşuyor ama, ne liderliğe soyunuyor, ne de kurulu bir siyasi partiye giriyor.

- Liderliğe soyunanları gördük, Cem Boyner ne aldı?.. Besim Tibuk liberal bir anlayışı dile getiriyor, 130 bin oy aldı. Sevgili halkımız radikal anlayışı benimsemiş değil. Bizim halk barajın altında kalacak fikirlere iltifat ve itibar etmiyor. Büyük partiler programa uymayan, lidere uymayan, yüksek sesle düşünen insanı içine alır mı? Ben zaten şimdi tek kişilik parti gibiyim. Liderler kabul eder mi, mesela ben kuvvetler ayrılığı için başkanlık sistemini savunuyorum. Hiçbir padişah, tek başına iktidar olan bizim başbakanlar kadar yetkili değildi. Bizde on kişilik partinin başkanı bile padişah. Koalisyonun bir ucundan yakaladı mı, ayvayı yedin. Liderler tarikat şeyhi gibi, ona biat etmeden olmuyor. Dolayısıyla bugüne kadar bana ciddi bir teklif gelmedi. Mustafa Kul ‘‘Sen girdiğin partiye dört puan getirirsin ama liderlerin işine gelmezsin’’ diyor. Haklı, ‘‘Bu adam memurken rahat durmadı, ulan siyasete girerse çenesi hiç kapanmaz’’ derler. Türkiye'ye bir Gandhi lazım. Canım arkadaşım, köylüm rahmetli Adnan Kahveci bir Gandhi olabilirdi.


BUTTO İÇİN TELGRAF

Desenize Recep Bey de bir ‘‘kurtarıcı’’ bekliyor. İki yudum limonlu soğuk su daha.

- Hayır, ben kurtarıcılardan kurtulmanın doğru olduğuna inanıyorum. Kurtarıcı aramak beleşçiliktir, halk beleş adam arıyor demektir. Ama Nasrettin Hoca'nın fil hikayesi gibi, bakarsın arkanda kimse kalmamış. Menderes'e tapanlar o asıldığında bir telgraf bile çekmediler. Ben Ayvacık Kaymakamıyken Butto'yu astırdığı için Ziya- ül Hak'a telgraf çektim. ‘‘Butto'yu asarak onu tarihe mal ettiniz. Bu korkak ve iğrenç hareketinizden dolayı sizi şiddet ve nefretle protesto ediyorum’’ dedim. Sonra baktım ki, yahu bu yabancı bir Cumhurbaşkanına hakaret; bereket versin oradan başımıza bir şey gelmedi. Benim haklı olduğum nasıl meydana çıktı, Butto asılmasaydı kızı Pakistan'ın başına bela olmayacaktı. Yener bey kardeşim, kafam bozuldu mu basarım telgrafı. Mağdur olmadığımız zaman demokrasi aklımıza gelmiyor. Türkiye'de siyasi boşluğu doğuranlar, sonuçlarına katlanıyorlar. Bugün siyasete sadece ihaleler ve memur tayini bırakılmış. Osmanlı'da faili meçhul cinayet yok, ama bakıyoruz şimdi bizde faili meçhul cinayetleri meşru gören anlayışlar var, üstelik ‘‘Devletin bekası için’’ diyorlar. Bizde hırsızlık devlet için, çete devlet için, uyuşturucu devlet için, Susurluk da devlet için. Bu mübarek devlet her şeyi alıyor içine. Ne gariptir ki, bu anlayışa mensup insanlar toplumda reddedilmiyor, kahraman kabul ediliyor.

ÇETE FACİASI

Biraz daha konuşalım şu çeteler konusunu.

- Çeteleri unuttuk kardeşim, meğer öyle bir şey yokmuş. Neredeyse Hoca ‘‘fasa fiso’’ demekle kısmen haklı çıktı. Aylarca Susurluk diye yattık kalktık, liderler zirveleri yapıldı, sonunda ‘‘görevi ihmal’’le bağlandı. Çetelere kırmızı pasaport, silah belgesi verenler meğer ''görevi ihmal'' etmişler. Bunun karşılığı beş yüzbin lira para cezasıdır. Çete mensubu olmuyor da, görevi ihmal oluyor. Böyle bir hukuk faciası, hukuk katliamı herhalde vicdan ile cüzdan arasında sıkışıldığında oluyor. İş dibe vurdu ama bu gerçeği bizim sevgili halkımız kabul etmiyor. Sevgili halkımız o zaman sonucuna katlanmak zorundadır, katlanıyor da. Türkiye'de de kesinlikle İtalya'daki gibi ‘‘temiz eller’’ rüzgarı esecek, bugün değilse yarın. Bu yağmanın, vurgunun, soygunun hesabı sorulacak.


Recep Yazıcıoğlu, Türkiye'de ‘‘farklı’’ düşünenlerin halk tarafından benimsenmediğine dikkat çekiyor. Yine Yazıcıoğlu'na göre siyasi partiler içinde yüksek sesle düşünen insana yer yok. Yazıcıoğlu, çeteler konusunun ‘‘görevi suiistimal’’ diye örtbas edilmesinin inanılmaz bir hukuk faciası olduğunu söylüyor. Yazıcıoğlu'na göre çete elemanlarını kahraman ilan edenler, sonuçlarına katlanmak zorunda...

Kaynak:
https://www.hurriyet.com.tr/gundem/tek-kisilik-partiyim-39081612

Recep Yazıcıoğlu: Bana iyi dayandılar


Recep Yazıcıoğlu: Bana iyi dayandılar

27.09.1999

Sisteme yönelik çıkışları yüzünden Erzincan Valiliği'nden merkeze alınan Recep Yazıcıoğlu, eleştirilerine devam edeceğini söyledi. Siyasetçilerin kendisine iyi dayandıklarını ifade eden Yazıcıoğlu, ‘‘Bana 32 yıl tahammül edenlere teşekkür ediyorum’’ dedi.

ERZİNCAN Valiliği görevinden son kararnameyle merkeze alınan Recep Yazıcıoğlu, ‘‘Sistemi eleştirmeye devam edeceğim’’ dedi. 32 yıllık idarecilik yaşamında hep doğruları söylediğini belirten Vali Yazıcıoğlu, ‘‘Yine de dilime 32 yıl tahammül edenlere teşekkür ediyorum’’ dedi. Görev yaptığı illerde kalkınmaya dönük proje ve çalışmalarıyla ünlenen, idari sistemli ilgili sert eleştirileriyle şimşekleri üzerine çeken Vali Yazıcıoğlu'nun Erzincan Valiliği'nden alınması, kent halkını üzdü. Meslek kuruluşları temsilcileri, başarılı bir valinin başka yere gönderilmesiyle Erzincan'ın kaybedeceği görüşünü savundu. Koalisyon ortağı partilerden MHP'nin Erzincan İl Başkanı Avni Altınok, ‘‘Yazıcıoğlu, Erzincan'da 9 yıldır görev yapıyordu. Alınması bizce normal. Ancak, kendisi bir başka ilde değerlendirilebilirdi. Merkez valiliğine alınmasına üzüldük’’ dedi.

TEŞEKKÜR EDERİM

Vali Recep Yazıcıoğlu ise Erzincan Valiliği'nden merkez valiliğine tayiniyle ilgili kimseye kırgın olmadığını söyledi. Yaklaşık 9 yıldır görev yaptığı Erzincan Valiliği'nden alınma nedenini yüksek sesle düşünmeye bağlayan Yazıcıoğlu, siyasete gireceği sinyalini verdi. 5.5 yıl Tokat'ta, 2 yıl da Aydın'da valilik yaptığını hatırlatan Recep Yazıcıoğlu, sisteme yönelik eleştirilerini kaymakamlık döneminden beri yaptığını ifade etti. Dilini kesmesinin mümkün olmadığını belirten Yazıcıoğlu, şunları söyledi: ‘‘Dilim, yeni icat olmadı. Kaymakamken de o dil vardı. Bir yerde dilimiz bizi 32 yıl sonra yemiş oldu. Bu tasarruf, dilimden olmuş olabilir; itirazım yok. 32 yıldır yönetici olarak bana nasıl tahammül edildi merak ediyordum. Tokat'tan ayrıldığımda Rahmetli Özal'a da bana 5.5 yıl tahammül ettiği için teşekkür etmiştim. Şimdi yine bana 32 yıl tahammül ettikleri için siyasilere teşekkür ediyorum.’’


DİLİMİ KESEMEM

Bundan böyle de konuşmaya devam edeceğini ısrarla vurgulayan Yazıcıoğlu, sisteme yönelttiği eleştirilerin bir zamanlar fantazi olduğunu, hep uç fikirler gibi geldiğini kaydetti. Yazıcıoğlu, ‘‘Hep uç fikirler gibi gelmişti. Bu sözlerin yansımasını bugün görüyoruz. Dilimiz vardı; hep olmaya devam edecek. Yani bu dilden vazgeçemeyiz. Dilimizi kesecek halimiz yok. Bunları söylemeye devam edeceğiz’’ dedi.

Halk istesin siyasete girerim

Vali Recep Yazıcıoğlu, siyasete gireceği sinyalini verdi, şunları söyledi: ‘‘Babam derdi ki, 'Oğlum her işte bir hayır vardır.' Biz de bu işte hayır arıyoruz. Yargı yoluna kesinlikle gitmem, küskünlüğün ve tepkinin içine girmem. Söylediklerimiz halkın hoşuna gitmişse, o zaman ne görev düşerse, yaparız. Hangi platformda, resmi, özel, siyasi, idari hangi alanda bize ihtiyaç varsa, her görevi yaparız. Türkiye'de kesintisiz ve uç noktalarda bir hoş seda bıraktığımı zannediyorum.’’

Tantan'ın genelgeleri benim fotom

Meslek yaşamında hep doğrudan yana olduğunu vurgulayan Yazıcıoğlu, İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın genelgelerine atıfta bulunarak, ‘‘Bakın geçtiğimiz gün İçişleri Bakanı bir tamim yayınladı. O tamim benim fotoğrafımı çizmiyor muydu? Kırmızı ışıkta durulacak, Mercedes'e binilmeyecek. Halktan kopuk olunmayacak. İsraf ve şatafat içinde görev yapılmayacak. Bu bir taktir değil miydi? Bu niye böyle oldu?’’ dedi

Kaynak:
https://www.hurriyet.com.tr/gundem/bana-iyi-dayandilar-39104211

Valinin adamları İstanbul'da


Valinin adamları İstanbul'da

30 Ağustos 2009

Merhum Vali Recep Yazıcıoğlu'nun birlikte çalıştığı ve delilik zehrini aşıladığı bürokratlar şimdi İstanbul'u yönetiyor. Yazıcıoğlu'nun altı yıl yardımcılığını yapan Orhan Öztürk Küçükçekmece, ünlü Başpınar Köprüsü'ne ev sahipliği yapan Kemaliye'nin Kaymakamı Mümin Heybet, Tuzla Kaymakamı

Önümde bir kare fotoğraf duruyor. Tahmin edebileceğiniz üzere Merhum Recep Yazıcıoğlu'na ait. 
Yanında bugün Tuzla, o günün Kemaliye Kaymakamı Mümin Heybet ile Vali Yardımcısı Orhan Öztürk ve bazı bürokratlar var. Mümin Bey'in albümünden çıkan bu fotoğraf YAZICIOĞLU'nun çabalarıyla Kemaliye'ye götürülen bir hizmetin devir teslim töreninde çekilmiş. Gözlerimiz fotoğrafın tam ortasında mağrur bakışlı bir vali arıyor. Ama o en kenarda. Elleri önde kavuşturulmuş. Başı öne eğik. Omuzlar, mahcubiyetin, tevazuunun ağırlığıyla düşmüş. Filmlerden alışık olduğumuz hizmetçi-efendi sahnelerini andırıyor. Merhum Yazıcıoğlu, vefatına dek, Türkiye'de bu fotoğrafı verebilecek belki de tek bürokrattı. Yazıcıoğlu, ebediyete göç edince Türkiye bu delikanlı insandan mahrum kalsa da, onun birlikte çalıştığı bürokratlar, efsane valinin adını yaşatmaya, ilkelerini hayata geçirmeye devam ediyor. O bürokratlardan ikisi şimdi İstanbul'da… Tuzla Kaymakamı Mümin Heybet ve İstanbul Vali Yardımcısı Orhan Öztürk. Onlar da milletin karşısına merhum Yazıcıoğlu ile aynı eda ile çıkmanın derdini taşıyor. Vatandaşa güvenmeyi, onun değerlerine inanmayı, yönetim ilkelerinin en baş köşesine koyuyorlar. İstanbul'un taze ve sıra dışı bürokratları, merhum Vali'den öğrendiklerini hayata geçirirken iç çekiyorlar: Keşke yaptıklarımızı görebilseydi…


Orhan Öztürk: 500 çocuk yetiştirip ülkeye salacağım

İlk durağımız Mihrabat Korusu. İstanbul'un Darulaceze'den Sorumlu Vali Yardımcısı Orhan Öztürk ile kahvaltı edeceğiz. Günün oldukça erken bir saatinde, Boğaz'a nazır kahvaltı masasında foto muhabirimiz Sedat'la Orhan Bey'in gelmesini bekliyoruz. Arkamızdan gelen, hafif mütebessim bir tonla “Siz bir adet Vali Yardımcısını mı bekliyorsunuz?” diyen sese dönünce omuza atılmış bir ceket ve düğüm yapılmadan boyuna ardılmış kravatıyla gelen kişinin merhum Vali Yazıcıoğlu'nun huyundan suyundan etkilenmiş bir bürokrat olduğunu tahmin etmek zor olmuyor. Henüz 3-4 aydır İstanbul'da olan Öztürk, Darulaceze'den sorumlu Vali Yardımcılığı'nın ardından bugünlerde yeni görevi Küçükçekmece Kaymakamlığı'na adapte olmaya çalışıyor. Öztürk, Erzincan'da, tam 6 yıl Vali Yardımcısı olarak çalıştıktan sonra, yine Yazıcıoğlu'nun isteğiyle Denizli'de de aynı göreve getirilmiş.

Aslen Çorum İskilipli olan, hatta geçen dönem MHP dışındaki ANAP, DYP, CHP ve DSP gibi tüm partilerin desteğiyle İskilip Belediye Başkanı seçilen Öztürk, siyasetten bürokrasiye yeniden bir 'u' dönüşü yapmış. Bizim İskilipli dünürümüzün 'İskilip'e fazlaydı' dediği Öztürk'ü tanımak için başkanlığında yaptıklarına bakmak yeterli.



RAKİBİNİN ADINI VERDİ..

Türkiye tarihinde, başkanlığa aday olan diğer rakibinin adını, o kişinin partisi bile karşı çıkmasına rağmen sokağa veren tek kişi Orhan Öztürk. İskilip gibi küçük bir şehirde, makam arabasına kadar belediyeye dair ne varsa satıp, belediye işletmelerini, hizmetlerini 1,5 yılda özelleştiren, seçilmemeyi göze alıp yazdığı 150'ye yakın ceza ile kaldırım işgalini yasaklayan Öztürk, son seçimde Çorum'a başkan olmak istemiş ama olamamış… Küçücük İskilip'te bile bankadan aldığı maaş promosyonuyla 50 çocuğu Avrupa'ya Almanya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg'a gönderen, 3600'ünü ta İskilip'ten Çanakkale'ye, 1550'sini dört günlük gezi için İstanbul'a yollayan Öztürk, “Seçilseydim, Yazıcıoğlu gibi 500 genci yurt dışında yetiştirip, onlara dünyayı gezdirip, ufuklarını açtıktan sonra ülkeye salacaktım. Türkiye hala dünyaya kapalı bir ülke…” diyor.



KOMÜNİST DEDİLER!

Öztürk sıra Yazıcıoğlu'nu anlatmaya gelince güncel bir örnekle damardan giriyor, 20-30 sene önce Kürt sorunundan bahseden adamın içeri tıkıldığını ancak aynı kişinin bugün aynı şeyleri söylese kimsenin dönüp bakmayacağını söylüyor. “Özal'ın dediklerini de çok sonra anladık. Recep Bey de Özal gibi 20-30 sene sonrasını gösteriyordu ama çoğumuz anlamıyordu. Söylemekle bırakmıyordu, hem yapıyor, hem de yazıyordu” diyen Öztürk, Yazıcıoğlu'nun sevilmesinin sırrını şöyle açıklıyor: “Recep Bey, toplumun bütün kesimlerini kucaklayabilmiş, kuşatabilmiş birisiydi. Söylemenin de yapmanın da üslubunu biliyordu. Benzer şeyleri söyleyen pek çok kimse ceza aldı, içeri girdi. Bizdeki sorun; söyleyenler yapmıyor, yapanlar da iyi söyleyemiyor. O hem iyi söyledi, hem iyi yaptı, hem de iyi yazdı.” Yazıcıoğlu'nun kararnamesinin üç kez köşkten geri çevrildiğini hatırlatan Öztürk, Evren'in “Ya bu adam komünistmiş” dediğini, Özal'ın ise “Bizim için fark etmez” diyerek Recep Bey'i vali yaptığını anlatıyor. Yazıcıoğlu'nun komünistlikle alakası olmadığını vurgulayan Öztürk, “Devlet yetkilileri Yazıcıoğlu'nun yaptıklarına bakıyor anlayamıyor… Sağcı değil solcu değil… Tıpkı Allah, Peygamber demeden dini, ahlakı anlatan vaizlere benziyordu. Recep Bey'e o anlamda pek alışık değildi devlet yöneticileri. 12 Eylül sonrasında yerel yönetimlere kaynak, yetki vs… diyen ilk kişi oydu. Bugün aynı noktaya yeni geliyoruz” diyor. Yazıcıoğlu'nun müfettişinin hiç eksik olmadığını, sadece merkeze alındıktan sonra 3 senede 95 soruşturma geçirdiğini ifade eden Öztürk, “Suçlamaların yüzde 60'ında biz de vardık. Savunma yazmaktan neredeyse iş yapamaz hale gelmiştik. O soruşturmaların hiç birinden ceza almadı. Çünkü nedeni belliydi: Huzur vermemek, çalıştırmamak.”

Öztürk'e Yazıcıoğlu'ndan öğrendiklerini de soruyoruz. Öztürk'e göre devletin Türkiye'deki tek sorunu her işi kendisinin yapmaya kalkması. İcraata çok giriyor. “Kadrolu memurlar eliyle hizmet olmaz hezimet olur… Çünkü adamı işten atamıyorsun. Memurlarla Katolik nikahına benzer bir bağlılığımız var. Boşanma yok… 657 Türkiye'ye yapılmış en büyük kötülük” diyor. Balkanların, Ortadoğu'nun Ortaasya'nın yüklediği misyon nedeniyle Türkiye'nin emperyal bir devlet olması gerektiğini ifade eden Öztürk, şöyle devam ediyor: 'Halk bizi devletin temsilcisi olarak görüyor. Kendi halkına karşı temsil olmaz. Temsil dışa karşı, yabancılara, 3. şahıslara karşı olur. O yüzden vali ya da kaymakamın temsil görevi yoktur. Belediye başkanı da, muhtar da halkın temsilcisi… Herkes temsil arayışında… Yabancılar bazen şaşırıyor, komik durumlara düşebiliyoruz… “



Başkan olacaktı


Kepek ekmeğin ne olduğunu ülke biraz da rahmetliden öğrendi. Benim için 97'den beri kepek ekmeksiz kahvaltı keyifli olmuyor..


Kola içmezdi, kolaya hayır, süt, ayran meyve suyu içelim kampanyasını o başlattı. Ben de içmiyorum, bir kutu kolada 20 tane kesme şeker var…


Onunla en uzun süre çalışan mülki amir benim ama biraz mutfakta kaldığımız için neredeyse birlikte çok az fotoğrafımız var..

-Şimdi hayatta olsaydı İzmir'den belediye başkanıydı. İdeali büyükşehirde belediye başkanlığıydı. Valiliği de belediye başkanlığı gibi yaptı…


Bugün Yazıcıoğlu'na benzemeye çalışanlar var. Esas olan; yeni, bu türden farklı insanları ortaya çıkartmak yoksa herkes gidici zaten… Efkan Ala, Nuri OKUTAN, Cengiz AYDOĞDU vs… Yazıcıoğlu gibi farklılıklara sahip kişiler…


Bazı meslektaşları, Recep Bey'i artist, şovmen, tribüne oynayan biri diye eleştiriyordu. Tribüne oynamıyorum diyen vali var mı ki? Yazıcıoğlu, doğal, yaptıklarında içten ve samimiydi. Şovmen diyenler aslında bunu, benzeri doğallığı beceremeyenler.


İstanbul'u da hatta Türkiye'yi de bu idari yapıyla yönetmek zor. Yöneticileri çabuk tüketir bu yapı… Her zaman Muammer Bey gibi öngörüsü ve performansı yüksek, dengeleri çok iyi gözetebilen başarılı birisini bulacağınızın garantisi yok… Sistematik yenilikler olmazsa altında kalmasak da fonksiyonelliğimiz giderek azalır. Kuralların çoğu işlemez bu gidişle… Bu da çağın gerisine düşmektir. Bence İstanbul'u eyalet yapmak lazım…



Mümin Heybet: Adının deliye çıkmasını göze alacaksın

Kemaliye Kaymakamı iken Yazıcıoğlu'yla iki yıl birlikte görev yapan bugünün Tuzla Kaymakamı Mümin Heybet de Yazıcıoğlu ekolünü sürdürenlerden… Mesai saatlerini 7 /24 olarak değiştiren aynı ekoldeki tüm bürokratlar gibi Mümin Bey de yenge hanımın ilk aylardaki sitemlerine Yazıcıoğlu gibi tebessüm edip geçmiş. Ancak bugün yenge hanım da pozitif bir destekçi. Akşam mesai saati bitiminde eve giderse vicdanen huzursuz olduğunu, görevini ihmal ettiğini düşündüğünü dile getiren Heybet, “Toplumda köklü değişiklik yapabilmek için adının deliye çıkmasını göze almalısın. Ancak rahmetli gibi adın baştan deliye çıkmalı. Yoksa zor.” diyor.



İŞİN SIRRI VATANDAŞA BAKIŞTA

Vali Yazıcıoğlu'na 95 soruşturma açtıran 'iyi niyetli anarşist' tavrının sembolü görev yaptığı Erzincan'ın Kemaliye ilçesindeki Başpınar Köprüsü'ydü. Görevi boyunca devletle millet arasına köprü kuran, vatandaşa vali protokolüyle değil, dost-abi sıcaklığıyla yaklaşan Yazıcıoğlu'nun geride ölümsüz bir eser olarak bıraktığı Başpınar Köprüsü, imece usulü yapılış hikayesiyle de bir nevi Yazıcıoğlu'nun felsefesinin simgesi oldu. O köprünün önemli bir kısmını tamamlayan kişi de Mümin Heybet'ti. Yazıcıoğlu'yla çalıştığı iki yılın sıkıştırılmış 4-5 yıla tekabül ettiğini ve en verimli yılları olduğunu belirten Heybet, “Onunla çalışıp, etkilenmeyen, pozitifliğinden ve kendisiyle özdeşleşmiş hasletlerinden yararlanmayan yönetici yoktur” diyor.

Mümin Bey, Erzincan'da görev yaparken Herkesin 'deli' gözüyle baktığı Yazıcıoğlu'nun yönetim felsefesinin, gerçek hayatta ve pratikte karşılığı olduğuna da tanıklık etmiş. Mümin Bey, o felsefeyi şöyle açıklıyor: Vatandaşa güveneceksin, vatandaşın değerleriyle barışık olacaksın, vatandaşa tepeden bakmayacaksın, onu hor görmeyeceksin. İnsan odaklı yönetim anlayışının pratikteki yansımaları görüldükçe bu ilkelerin başköşeye yerleştirildiğine dikkat çeken Heybet, Tuzla'da da bu ilkeleri hayata geçirmeye çabalıyor. Heybet'in göreve gelir gelmez hedefi 'ulaşılabilir' olmak olmuş. Bu yüzden kredi kartı borcu yüzünden bir memur da çalıyor kapısını, farklı bir insan da… “Gelip kapıdan geri dönen, derdine derman bulamasa bile meramını anlatamadan giden kimse olmamalı” diyor Mümin Heybet. Özel kalemin işleyişini de buna göre yeniden yapılandırmış. Mümin Heybet, sınırsız merhameti de temel hastalıklarımızdan biri olarak niteliyor. Heybet'e göre “Vatandaşın beyanına itibar edilmesi, vatandaşa güvenilmesi ne kadar önemliyse, doğru beyanda bulunmayanların cezalandırılması da o kadar önemli. Heybet, bu yüzden rahmetli Yazıcıoğlu'nun Japonların 'yüzde seksen sistem, yüzde 20 insan unsuru felsefesiyle hareket ettiğini söylüyor ve ekliyor. “Sistem hatasız işlerse insan rahat eder”



YAZICIOĞLU EKOLÜNE YENGELER DE ALIŞTI

Yazıcıoğlu'nun yönetim virüsünü kapan Heybet için ilçede bir düğüne, cenazeye iştirak etmek, kahvehanede vatandaşın derdini dinlemek, Kaymakam'ın rutin görevleri arasında. Hiçbir hukuki zorunluluğu yok ama bunları yapmaktan mutlu. Mümin Bey, özellikle cenazelere katılmayı önemsiyor. Nedenini de kendisi anlatıyor: “İstanbul'a tayinim çıkınca görevim nedeniyle yıllarca ayrı kaldığım anne ve babama müjde vermek için telefon açtım. Müjdeyi verdikten 20 dakika sonra babam trafik kazası geçirdi ve onu kaybettim. O duygusal yoğunluk sırasında bir büyükşehirde birilerinin sizi aramasının ne kadar önemli olduğunu fark ettim. Bu insani bir görev, meziyet değil.” diyor. Heybet'in ekstra işleri arasında Tuzla Spor Kulübü'nün hamisi olmak da var, kano ve kürek takımının antrenman alanı problemi de… Pek tabi,17.00'den sonra evinde istirahate çekilebilecekken halkın içinde olmayı tercih ediyor. Aslında o da dertsiz başına dert aldığının farkında ama birilerinin bunu yapması gerektiği görüşünde…

Peki yenge hanımlar bu konuda ne düşünüyor? Öyle ya 7 /24 ilçeye hizmet eden bir kaymakam doğal olarak evine vakit ayıramaz. Başlangıçta küçük serzenişler olsa da, hizmet aşkından geri dönüşü olmadığını görünce yenge hanım da pozitif destek vermeye başlamış. Mümin Bey, bu konuda nasıl bir tavır almaları gerektiğini rahmetli Yazıcıoğlu'ndan gördüklerini de şöyle anlatıyor: “Allah sağlık ve afiyet versin, Yazıcıoğlu'nun eşi Meryem hanım, bizi evlatları gibi görürdü. Rahmetli Yazıcıoğlu'na bizim yanımızda yakındığı zamanlarda olurdu. Sayın Vali de güler geçerdi.

Kaynak:
https://www.yenisafak.com/yenisafakpazar/valinin-adamlari-istanbulda-208102

Prof.Dr. Mustafa Said Yazıcıoğlu, Recep Yazıcıoğlu, Turgut Özal ve Laiklik | Fikret Bila Haberinin Perde Arkası

 

Prof. Dr. Mustafa Said Yazıcıoğlu, Recep Yazıcıoğlu, Turgut Özal ve Laiklik | Fikret Bila Haberinin Perde Arkası


Prof. Dr. Mustafa Said Yazıcıoğlu, Vali Recep Yazıcıoğlu, Turgut Özal ve Laiklik

Fikret Bila tarafından manşete taşınan bir beyanın perde arkası...

Prof. Dr. Mustafa Said Yazıcıoğlu, Fikret Bila ile yapmış olduğu bir söyleşide, kendisine sorulan bir soruya vermiş olduğu yanıtın değiştirilerek gazete manşetlerine taşınması durumunu anlatıyor. 

Necdet Başoğlu: Adını tarihe yazdıran vali


Necdet Başoğlu: Adını tarihe yazdıran vali

12 Eyl 2020

Bugün sizlere “Efsane Vali” olarak gönüllerde taht kurmuş bir kişiden bahsetmek istiyorum.

Süper vali ve aynı zamanda

4. Murat lakabı da takılan bu vali,

Yine Türkiye’de nam yapmış ve doğum yerleri aynı olan, Devlet eski Bakanı Adnan Kahveci ile aynı kaderi paylaşmıştı.

İkisi de elim bir trafik kazası sonucu hayatlarını kaybetmiş,

Türkiye’yi yasa boğmuştu.

Evet,

Recep Yazıcıoğlu, Türkiye Cumhuriyeti tarihine adını yazdırmış önemli bir bürokrat idi.

O’nunla ilgili her ne okuduysam,

Ne gördüysem,

Duygulanmışımdır.

Merhum Yazıcıoğlu, sıra dışı yönetim şekli ve aykırılığıyla bir kesimin oklarını üzerine çekerken, bir kesimin de gönlünde taht kurmuştu.

Ayrımcılık yapmaması,

Üstünlük taslamaması ve kendini görev yaptığı yerleri iyileştirmek için paralamasıyla tanınmış,

Merhum Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ANAP’ın Kurucusu ve Genel Başkanı Merhum Turgut Özal’ın desteğiyle Türkiye’nin en genç valisi olmuştu.

Kimdi bu Recep Yazıcıoğlu?

Türkiye’nin bugüne dek gelmiş geçmiş en sıra dışı ve

En genç valisi olarak göreve başlamasının ardından pek çok şehir gezmiş,

Çalışmaları nedeniyle başka yerlere ataması gerçekleştirilmişti.

Yıllarca farklı ilçe ve illerde görev yapan Yazıcıoğlu,

Olmaz denilen şeyleri oldurmuş,

Yıkılmaz sanılan tabuları yıkmış,

Hiçbir zaman kendisini halktan üstün görmemiş ve inanmadığı hiçbir şeye “eyvallah” dememesiyle tanınmış önemli bir kişiydi.

Gerek sözleri, gerekse çalışmalarıyla,

Birilerinin kovanına çomak sokan Yazıcıoğlu, Erzincan’da valilik yaptığı sırada birkaç yıllığına merkez valiliğine çekilmişti.

Recep Yazıcıoğlu’nun nasıl bir yaşam tarzı vardı?

Merhum Recep Yazıcıoğlu 2 Haziran 1948’de Trabzon’un Sürmene ilçesi Köprübaşı Mahallesi’nde dünyaya geldi.

Ve müftü olan babası Mustafa ile annesi Fatma, oğullarına içinde doğduğu ay dolayısıyla Recep adını vermişlerdi.

Babasının tayininin Muğla Milas’a çıkmasının ardından Recep, evin işleriyle ilgilenmeye başlamış.

O zamanlar kırsal kesimde yaşayan pek çok erkek çocuk gibi O da odun kesip, ekin biçmiş.

Ardından Recep, annesi ve kardeşleriyle birlikte babasının yanına Milas’a taşınmış.

Zorunlu olarak memleketten taşınınca yalnızca memleketinden değil aynı zamanda yareni olan Meryem’den de ayrılmak durumunda kalmıştı.

Bir süre Milas’ta kalan Recep, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandıktan sonra başkente gitmişti.

Bir yandan eğitimine devam ederken diğer yandan da Meryem’e mektup yollamaya devem eden Yazıcıoğlu,

Kardeşinin aracılığıyla Meryem’ine bir nişan yüzüğü yollamış.

Günlerden bir gün dayısından,

Birinin, Meryem’e aşık olduğu ve onu kaçırmasından korktuğu ile ilgili mektup alınca işler değişmiş.

Recep, hemen Trabzon Sürmene, Köprübaşı’na giderek kısa süre içerisinde Meryem’le nikâhlanmış.

Recep Yazıcıoğlu,

Çok sevdiği eşini kendi ailesinin yanına Muğla’ya bıraktıktan sonra eğitimine devam etmek için Ankara’ya dönmüş.

Bir süre Ankara-Muğla arasında gel git yapan Yazıcıoğlu,

Sonunda mezun olmuş ve Aydın’a kaymakam vekili olarak atanmış.

Recep Yazıcıoğlu, altı ay boyunca ildeki bütün kurumlarda görev yapmış.

O zamana kadar bildiği ama belki de bu kadar yakından tanık olmadığı işleyişi öğrenmiş,

Memurların nasıl iş yaptığını, hemen halledilebilecek meselelerin nasıl ertelendiğini,

Halka karşı nasıl ters davranıldığını ve benzeri davranışları açıkça görmüş.

İşte bu deneyimleriyle,

Sistemin değişmesi gerektiği kararını vermiş.


12 Mart ve Rize Kalkandere

Kaymakam vekili olarak bir müddet görev yapmasının ardından Ankara’ya kaymakamlık kursuna çağırılmış.

Kursu bitirdikten sonra ise Rize Kalkandere’ye kaymakam olarak atanmış.

İşte bu dönemde 12 Mart Darbesi yapılmış.

İlk sınavını buradaki bir yol çalışması için veren Yazıcıoğlu, halkın yol yapımını engellemeye çalışmasına karşılık vermiş ve belinde silahı, altında iş makinesiyle yolun açılmasını sağlamıştı.

Diğer kaymakamlara benzemeyen Yazıcıoğlu,

Daha ilk görevinde kendini belli ettiği için politikacılarla arası açılmış. Kalkandere’den sonra sürgün edilirmiş gibi pek çok yere ataması yapılmış. Adana, Ağrı, Çanakkale, Hatay, Çorum, Bolu ilçelerinde kaymakamlık görevlerinde bulunmuştu.

Annesi ile Babası;

Annesi ile babasının tayin edildiği her yerde dikkatleri üzerine çeken Yazıcıoğlu, adam kayırmadığı ve aslında yapması gereken işi yaptığı için çoğu bürokrat tarafından sevilmemiş.

Yaptığı değişikliklerden bir tanesi ise Çorum’da kaymakamlık yaptığı sırada odasına astırdığı “kapıyı vurmadan girin” şeklindeki ibaredir.

Ayrıca Akçakoca’da da kahvehaneleri kıraathanelere dönüştürerek, ilçede okuma seferberliği başlatmış.
Özal - Evren’le Yazıcıoğlu için karşı karşıya gelir

Kaymakam olarak dikkat çeken benzeri çalışmalara imzasını atan Yazıcıoğlu’nun namı hükümete kadar ulaşmış. O zamanlar başbakan olan Turgut Özal da müsteşarına genç kaymakamı izlemesini emretmiş.

Beklediği gibi sonuçlarla karşılaşan Merhum Cumhurbaşkanı Özal, Yazıcıoğlu’nun ismini valiler kararnamesine yazdırmış.

Ancak Kenan Evren,

Kaymakamın yaşının çok genç olduğunu öne sürerek bu karara itiraz etmiş. Neticede ise Özal baskın gelmiş ve Recep Yazıcıoğlu 36 yaşında Türkiye’nin en genç valisi olarak Tokat’a atanmış.

Burada ilk olarak eğitim konusunda çalışmalara başlayan vali,

Ahır gibi yerlerde okuyan öğrenciler için yeni derslikler yapılmasını sağlamış.

Hatta pek çoğunda işçilerle birlikte inşaatlarda kendisi de çalışmış. İlk başlarda bu duruma şaşkınlıkla bakıp,

“Böyle vali olur mu?” diyenler, daha sonra Yazıcıoğlu’nu yere göğe sığdıramayanlar arasına katılmış.

Karakolu “pembekol” olarak ifade etmesi, kola yerine süt için demesi, içtenliği, yeri geldiğindeyse sertliği ile dilden dile dolaşan vali olmuş.

Efsane Vali Recep Yazıcıoğlu;

Efsane Vali, süper vali gibi lakapların yanı sıra IV. Murat olarak da anılan Yazıcıoğlu’na böyle denmesinin nedeni getirdiği yasaklamalarmış. Resmî dairelerde belirli saat ve yerler dışında çay, sigara, kahve içmeyi, kahvehanelerde oyun oynamayı, içkili yerlerde belirli bir miktardan sonra alkol almayı yasaklayan Yazıcıoğlu,

Dördüncü Murat olarak anılmaktan pek hoşnut olmamış.

Ama bu yakıştırmanın yanında yılın bürokratı olarak da anılmış.

Aydın Valisi Olduğunda Başhekimi Görevden Neden Aldı?

Tokat’tan sonra Aydın’a atanan Yazıcıoğlu, gittiği her ilde “yasakçı vali geldi” gibi deyimlerle karşılaşmış.

Aydın’da pek hoş karşılanmayan Yazıcıoğlu, buradan da Erzincan’a gönderilmiş. Ama daha önce birilerini rahatsız edecek birkaç değişiklik yapabilmiş.

Bunlardan bir tanesi de bir başhekimi görevinden almasıymış.

14 Ağustos 1989 ile 19 Ağustos 1991 tarihleri arasında Aydın valiliği görevine atanan Recep Yazıcıoğlu, daha ilk günlerinde Nazilli SSK Hastanesi ile ilgili aldığı şikâyet üzerine hastaneye gitmiş.

Üzerinde tebdil-i kıyafetleriyle hastaneye giren Yazıcıoğlu,

Gördüğü bir hemşireye başhekimin odasını sormuş.

Ve hemşireden hemen hepimizin aşina olduğu umursamaz,

Küçümseyici davranışlarla dolu olan cevabı alarak üst kata doğru çıkmaya başlamış.

Üstünlük Taslamayan Vali, kapısı açık olan Başhekimin odasına girerek burada onu beklemeye başlamış.

Kısa süre içerisinde başhekim içeri girmiş ve “buyurun, ne istiyorsunuz” diye sormuş.

Yazıcıoğlu da hasta olduğunu, tedavi olmak istediğini ama hiç parasının olmadığını söylemiş.

Oranın hayır kurumu olmadığını, parası yoksa tedavi de olamayacağını söyleyen başhekime, devletin görevinin vatandaşına bakmak olup olmadığını sormuş sivil kıyafetler içindeki vali.

Aldığı cevap karşısında sinirlenen başhekim, valiyi odasından kovmuş.

Hemen o gün gerekli işlemlerin yapılmasını isteyen Yazıcıoğlu,

ertesi gün başhekimin yanına resmi kıyafetleriyle ve elindeki belgeyle gitmiş. Gördüğü manzara karşısında epey şaşıran başhekime vali, başhekimlik unvanından azledilmiş olduğu haberini vermiş.


Erzincan Dönemi;

Bu tayin haberini aldığında Özal’ı arayarak “üstsüzlere karşı bir hata mı yaptık da defterimizi dürdünüz” demiş. Erzincan’daki görevinin ilk yıllarında yaşanan deprem yüzünden Recep Yazıcıoğlu büyük bir hayal kırıklığı yaşamış. Yerle bir olan şehir, enkaz altında hayatını kaybedenler, yakınlarını arayan perişan insanlar valiyi derinden etkilemiş.

Günlerce uyku uyumayan vali, sonunda şehrin yaralarını sarmak için kollarını sıvamış ve sadece 8 ayda halkla birlikte şehri ayağa kaldırmayı başarmış. Fakat Erzincan’da onu bekleyen bir olay daha varmış. 5 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’ndan yalnızca 3 gün sonra Başbağlar Katliamı yapılmış. Vali; kadın, erkek ve çocuklardan oluşan 33 kişinin bir camide canice katledildiği haberini almış.


Polisten vali olmaz dediği için merkeze çekildi

Teröristlerin katliam yeri olarak Başbağlar’ı seçmesinin nedeni ise şehirle arasında köprünün bulunmamasıymış. İşte bu durum valiye yeni projesi için güç vermiş. Devletin yıllardır yapamadığı ve 1 trilyon maliyet çıkardığı köprüyü 8 ayda 300 milyar maliyetle tamamlamış. Ki Yazıcıoğlu’nun bu projesi yıllar sonra Köprü isimli diziye ve Vali isimli filme konu olmuş. Günlerce göl kenarında yatan, şortu ve yalın ayaklarla inşaatta çalışan Yazıcıoğlu, bir kez daha olmaz denileni oldurmuş ve insanların takdirini kazanmış.


Erzincan Depremi

Aynı dönemlerde Yazıcıoğlu’nun dikkatleri üzerine çektiği bir diğer olay da emniyet müdürlerinin vali olarak atanması karşısında yaptığı yorumlar olmuş. Polisten vali olmayacağını söyleyen Yazıcıoğlu, Ankara’nın tepkisini çekmiş ve bir gece yarısı aldığı telefonla merkez valiliğine alındığını öğrenmiş. Kaba tabirle kızağa çekilen vali, duruma çok içerlese de ailesiyle birlikte Ankara’nın yolunu tutmuş. Bu dönemde Türkiye’nin pek çok ilini gezerek konferanslar vermiş.


Bir Yazıcıoğlu klasiği

Gümüşhaneli muhtarın kızının evi Erzincan depreminde yıkılınca muhtar, devletin deprem mağdurlarına vereceği evi almak için Erzincan'a kızının yanına gider.

Kızını alır, valilik binasına çıkarlar, öğlen arası olduğu için ellerinde evraklar beklemeye başlarlar.

Bu arada kot pantolonlu, yakası açık gömlekli biri gelir.

- "Amca buyur" der.

Muhtar derdini anlatır. Kot pantolonlu adam evrakları alır bir odaya gider, bir kaşe basar, diğer odaya gider başka bir evrak alır, doldurur, deftere kaydeder. En son kapısında "Valilik" yazan odaya girip çekmeceden bir mühür alarak kâğıtlara mührü basar ve muhtardan da imzalamasını ister.
Muhtar, biraz da çekinerek,

- Yeğenim çok sağol ama vali bey sana kızmasın.
- Yok amca kızmaz.
- Sağ ol yavrum, adın nedir senin?
- Recep benim adım amca.
- Yoksa sen vali Recep Yazıcıoğlu musun?
- He ya..

Trabzonlu Recep Yazıcıoğlu, devletin değil, milletin hizmetkârıydı.

 

Recep Yazıcıoğlu’nun Ölümü

Recep Yazıcıoğlu, gelen siyasi teklifleri de hep geri çevirmiş. 3,5 yıllık dinlenme döneminin ardından Denizli’ye atanan Yazıcıoğlu, yeniden aktif olarak görev yapma heyecanıyla yeni projeler üzerinde çalışmaya başlamış. Fakat gözlerindeki rahatsızlık onu engelliyormuş.

Son zamanlarda görme problemleri yaşayan vali, muayene olmak için Ankara’ya gitmeye karar vermiş.

Şoförüne kendi aracını hazırlamasını söylemiş.

Çünkü O, özel işlerinde hiçbir zaman makam arabasını kullanmazmış.

Aynı gün Ziraat Odası Başkanı Haldun Tellioğlu ile telefon konuşması yapan Yazıcıoğlu, Tellioğlu’nun başkente birlikte gitme teklifini kabul etmiş

Ve Tellioğlu “valime Mercedes yakışır” diyerek bir arkadaşının arabasını ödünç almış. Şoför olarak da çaycısını görevlendirmiş.

Yazıcıoğlu, kendi aracıyla gitmek istemesine rağmen Tellioğlu’nun yoğun ısrarları sonucunda Mercedes’e binmeyi kabul etmiş.

Tellioğlu’nun çaycısının kullandığı araba Ankara’ya 36 km kala aşırı hızdan dolayı takla atarak duvara çarpmış.

Ziraat Odası Başkanı olay yerinde hayatını kaybederken Yazıcıoğlu araçtan dışarı fırlayarak ağır yara almış.

Hastaneye kaldırılan vali 5 günlük yaşam savaşının sonunda, 8 Eylül 2003’te hayata veda etti.

Mercedes’in şoförlüğünü yapan çaycı ise kazadan yara almadan kurtuldu.

Eşi Meryem Yazıcıoğlu, kızları Rüveyda ile Necla ve oğlu Mehmet Kemal ile birlikte binlerce kişiyi yasa boğan olay, üzerinden yıllar geçmesine rağmen unutulmamış. Çoğu kişi bu kazanın bir suikast olduğunu düşünse de iddiaları doğrulayacak kanıtlar hiçbir zaman ele geçirilemedi.

Ölümünden sonra yokluğunu en çok hissedenlerden biri ise eşi Meryem Yazıcıoğlu.


Eşi Meryem Yazıcıoğlu


Vali hakkında, hem eşi hem de çocukluğunun birlikte geçtiği dayısının kızı olan Meryem Yazıcıoğlu’nun yaptığı açıklamalar, O’nu biraz daha yakından tanımanızı sağlayacak.

Evet, süper vali rahat giyinmeyi sever,

Kendiişleri için asla makam arabasını kullanmaz,

Valilik yaptığı yerlerde eski cipiyle giderdi.

İnancı tam olan Recep Yazıcıoğlu, namazlarını kaçırmaz,

Görevi dolayısıyla göz önünde olduğu zamanlarda ise ibadetiyle gösteriş yapıyormuş izlenimi vermemek için namazlarının kazalarını evinde kılardı.

Sivil kıyafetleriyle halkın arasına katılıp, denetim yapar,

Çabuk parlar ama öfkesi geçince insanları kırdığı için kendi kendini yermiş. Paraya pula önem vermez,

Korumayla gezmez ve kendisine hizmet ettirmezmiş.

Anlayacağınız O;

Türkiye’nin en genç valisi olmayı sonuna kadar hak etmiş, gelmiş geçmiş en sıra dışı vali unvanının hakkını da vermişti.

Pratik, Nesrin Bayraktar’ın yazdıklarından esinlendiğimi söylemeliyim.


Bu yazı ölümünün yıl dönümü nedeniyle kaleme alınmıştır.

Bilgilerinize.

Kaynak:
https://www.netgaste.com/makale/5355113/necdet-basoglu/adini-tarihe-yazdiran-vali

RECEP YAZICIOĞLU



RECEP YAZICIOĞLU

02 EYLÜL 2016

2 Haziran 1948′de Trabzon’un Sürmene ilçesinde doğan Recep Yazıcıoğlu, yüksek öğrenimini Ankara Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. 1975 yılında askerliğini Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda asteğmen olarak yaptıktan sonra, 1968 yılında, Aydın Maiyet Memuru olarak göreve başladı. 1971 – 1984 yılları arasında sırasıyla Kalkandere, Bahçe, Hamur, Ayvacık, Kırıkhan, Alaca, Akçakoca kaymakamlıkları görevinde bulundu. 1971 – 1984 yılları arasında, sırasıyla Kalkandere, Bahçe, Hamur, Ayvacık, Kırıkhan, Alaca, Akçakoca ilçelerinde kaymakamlık görevinde bulundu.

1984 yılında Tokat Valiliği’ne atandı. Daha sonra, 14 Ağustos 1989′da Aydın Valisi olarak göreve başladı. 19 Ağustos 1991 tarihinde Erzincan Valiliği’ne atandı ve bu görevinden sonra, 26 Eylül 1999′da da Merkez Valiliği’ne getirildi. Evli, üç çocuk ve bir torun sahibi olan Recep Yazıcıoğlu, zaman zaman yaptığı sistem eleştirileriyle ve aykırı görüşleriyle dikkat çekti. Son olarak Denizli Valiliği görevinde bulunan Yazıcıoğlu, 2 Eylül 2003′de Eskişehir-Ankara Yolu üzerindeki Temelli Belediyesi yakınlarında trafik kazası geçirdi. Ankara İbn Sina Hastanesi’ne yatırılan Yazıcıoğlu, kazadan iki gün sonra bitkisel hayata girdi.

Türk halkının yakından tanıdığı ve çok sevdiği Vali Recep Yazıcıoğlu, 8 Eylül 2003′de Ankara İbn Sina hastanesi’nde vefat etti. Cenazesi bir gün sonra, Söke ilçesinde defnedildi.

Sıradışı bir Vali !

Vali Yazıcıoğlu'nu bir de yardımcısı anlatıyor, bakalım o nasıl tanıyor merhum Vali’yi…

Onu ilk kaymakamlık kursunda bize ders vermeye geldiğinde gördüm. O güne kadar hep toplum kalkınması çerçevesindeki inanılmaz icraatlarını, Tokat efsanesini, traktörle veya motosikletle tebdili kıyafet yaptığı habersiz denetimlerini, baston yutmuş gibi kasılmaktan bir taraflarına felç inecek bürokrat tavırlarını, bürokrasiyi ve halkı da sigaya çeken, toplumumuza başaramama fırsatını bile tanımayan merkeziyetçi yönetim yapısına karşı alternatif çözümleri de ortaya koyan eleştirilerini birlikte çalıştığı meslektaşlarımızdan, basından vs.. duymuştum. Aklıma takıldığı için sordum: 

 Siz valilerin seçimle gelmesini savunuyorsunuz. Seçimle gelen başarısız yöneticilerin yanında tayinle gelen sizin gibi başarılı yöneticiler de var. Bir de üniter yapı meselesi… Bu niye önemli?

 Bilmeden damardan girmişim. Üç saatin nasıl geçtiğini anlayamadık. Ders bittiğinde hepimiz karşımızda örnek alınmaya değer, heyecanı, iddiaları olan muhteşem biriyle karşılaştığımızı anladık. Her meslek grubunda olduğu gibi mülki idarede onun gibi olmaya heveslendiğimiz bir örnek insandı artık. Bu örneğin tekrarlanmaması gayretlerine de şahit olduğunu söylerdi. Değil mi baltanın sapı bizdendi. 1984 yılından beri Türkiye de kaymakamların örnek aldığı, yanında çalışan hiçbir meslektaşımızın hakkında olumsuz tek laf edemeyeceği bir insandı.

1993 yılında Erzincan Vali Yardımcılığına tayin edildiğimde Mümtaz Soysal'ın zıpkın diye tarif ettiği birisinin yanına gitmekten dolayı epey heyecanlı ve memnundum. Merkeziyetçi yönetim yapısının Özal'ın bütün gayretlerine rağmen cari olduğu, güçlü yerel yönetim yapısının üniter devlet yapısına sanki ters addedildiği ülkemizde taşrada olmasına rağmen ülke gündemine yaptıkları ve söyledikleri ile girmeyi başarmış, bundan daha önemlisi hiçbir zaman ülke gündeminden çıkmamış birisi ile çalışmak her meslektaşıma nasip olacak bir mazhariyet değildi.

Altı yıl Erzincan'daki görev yaptığım vakitler, şimdi hayatımda hatırlamaktan bile zevk aldığım en müstesna yıllardı. Çalışana her türlü yetkiyi, imkanı vermeye programlanmış, Erzincan’da çalıştığı dokuz yıl boyunca her türlü güzel işe bir yerinden mutlaka katılmış, hiçbir şey yapamazsa gidip aferin, arkanızdayım, her türlü yardıma hazırım sözünü söylemiş birisi olduğunu yakından gördüm. Bu sebeple ve sahip olduğu müthiş bir empati yeteneği, içinde fazilet duygusuna yer vermek kaydıyla başkalarının meşru menfaatlerine karşı duyduğu saygı sebebi ile herkesin sevgisi yanında minnettarlığını kazandı.

“ELLERİ NASIRLI VALİ”

Ölümünün ardından bütün gazeteler onun renkli ve bilge kişiliğine ağıt yaktı: İbrahim Öztürk, yayınlanan, “Güle güle, ‘elleri nasırlı vali’” başlıklı yazısında şöyle diyordu:

  “Profesör Dr. Osman Altuğ, hayatının her anını sürpriz hareketler üzerine kuran, bunu bir nevi zamansız vedasıyla da gösteren Denizli Valisi Sayın Recep Yazıcıoğlu’nu tarif ederken bir benzetme yapma ihtiyacı duyuyor. “Onu” diyor “halk, ‘elleri nasırlı vali olduğu için sevdi.” 

Kullanılan bu ifade öylesine etkileyici idi ki, bir taraftan boşalan gözyaşlarıma engel olamazken, bir taraftan da şahsım olarak benim de Sayın Yazıcıoğlu’nun derin hatırası karşısında birkaç şey söylememi icap ettirdi. (…) Esasen Sayın Yazıcıoğlu’nun 55 yıla sığdırdığı zengin hayatı, Anadolu insanının tırnakları ile kazıyarak nerelere geldiğini, onlarla nasıl hemhal olabileceğini gösteren ‘örnek’ bir şahsiyet, örnek bir yönetici ve örnek bir insan modeli idi. “Nasırlı el” tasviri bu nedenle sembolik bir yakıştırma değil, hayatının merkezinden alınma bir gerçektir. (…) ‘Halkın gözbebeği’ mayası ve özü ile bu toprakların insanı olduğunu her hareketinde gösterdi. Erdemi ve bilgeliği bir yaşam kültürü ve bir hikmet haline getiren Anadolu–İslam kültürünün ‘önce insan’ dedirten o yüce algılamasının somut bir göstergesi olarak da Sayın Yazıcıoğlu önemli bir ana karakter olarak gösterilebilir…

Alın çizgileri, halkının ızdıraplarını adeta resmeder şekilde buruş buruştu. Halkın içinde hakikati arama sevdası, onu sadece “ideal bir” idareci konumuna yerleştirmedi, aynı zamanda belki de kaderi oldu. Halkla iç içe olmasından; yani içinde yaşattığı ülke insanından tedirgin olanlar, onun halkla birlikte çıktığı bir çağdaş “Gandi-vari” sessiz yürüyüşünden hep korktular.”

Kaynak:
https://trabzon.org.tr/recep-yazicioglu/

TAHA AKYOL: MİLLET'İN VALİSİ


TAHA AKYOL: MİLLET'İN VALİSİ

10 Eylül 2003

DENİZLİ Valisi merhum Recep Yazıcıoğlu niye geniş kitlelerce sevilirdi? Sadece vali olarak yaptığı hizmetlerden mi, yoksa "duruş"undan mı?

İllerine büyük hizmetler etmiş çok sayıda valimiz vardır. Recep Yazıcıoğlu'nun halk nazarında bu kadar sevilmesinin önemli sebeplerinden biri, hiç şüphesiz onun "sıra dışı, aykırı bir vali" olmasıydı:

"Devletin içinde" idi, ama "millet"in dilini konuşur, özlemlerini hissederdi; halkla "duygudaşlığa" sahip bir vali idi.

Sivri örneğini ünlü Ankara Valisi Nevzat Tandoğan'da gördüğümüz türden, halka tepeden bakan, "devletlü" tipinde bir vali değildi... Devletin halk üzerinde nasıl bir baskı cihazı gibi çalıştığını bilir ve kendisini halkla beraber 'bastırılmış' hissederdi.

İşte eşi Meryem Hanım'a vasiyeti:

"Hür demokratik bir ülkede doğmadı, demokrasiyi görmeden öldü diye yazsınlar mezar taşıma..."

***
KENDİSİYLE birçok telefon görüşmem, iki defa da yüz yüze sohbetim olmuştu. Bu sene CNN Türk'te "Eğrisi Doğrusu" programına davet edecektim; kararlaştırmıştık.

"Demokrasimizin neresi eksik?" diye soracaktım?

"Sağ- sol yok, artık değişim ve statüko var" sözünün anlamını soracaktım.

"Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi", eski terimle "adem-i merkeziyet" prensibi ülkeyi bölmez mi diye soracaktım.

Bir valinin, bir kamu görevlisinin kendisini "devletin adamı" hissetmesiyle, halkın içinde hissetmesinin devlet hizmetlerini nasıl etkilediğini soracaktım.

Bir görüşmemizde, Turgut Özal hakkında konuşurken bana mealen şunu söylemişti:

- Bir idareci kendisini 'devletin adamı' gibi görürse halka 'yine ne halt edecek' diye şüpheyle bakar, halkın başından zart zurtu kaldırmaz. Ama kendini halktan biri gibi hissederse o zaman devletten aldığı bütün güçle halka hizmet eder, halkın önünü açar. Aslında devletin de lehine olan budur ama bunu bizim devlete anlatmak zor...

***

MERHUM Yazıcıoğlu kesinlikle "milliyetçi" idi. Milli Mücadele onun için adeta bir 'siyasi iman' kaynağı idi. "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği" onun 'siyasi amentü'sünün en önemli maddelerinden biriydi. Ama baskıcı "devletçi seçkinler"in yazdığı resmi ideolojinin değil, serbestlik isteyen 'millet'in milliyetçisiydi.

Onun "düşman sözü askeri bir terminoloji, sivile taşıyamazsın" demesi, birçok siyasi sorunumuzun, hatta bir yönüyle siyasi tarihimizin özeti gibidir.

Dün arkadaşımız Serpil Yılmaz yazdı; Yazıcıoğlu'nun sözlerini:

"Batı'da düşünce özgürlüğü, can güvenliği ile eş tutuluyor... (Bizde ise) şahıs olarak hepimiz faşistiz, farklılıklarımızı kabul edemiyoruz. İnsanlara kıyıyoruz..."

Yazıcıoğlu, "devlet içinde halkın uzantısı" olduğu için çok sevildi. Bu heyecanla, bu zihniyetin yaratıcılığıyla yönettiği illere büyük hizmetler götürdü.

Bizde devlet ve halk arasında asırlara uzanan gerilimler vardır. Elli yıllık demokrasi tarihimizdeki krizlerin de kaynağı budur.

Nasıl mı çözülür? Çözüm konusunda Yazıcıoğlu başlı başına bir modeldi...

Rahmet ve saygıyla anıyorum.

KAYNAK:
https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/milletin-valisi-5154547


VALİ RECEP YAZICIOĞLU'NUN BÜYÜK MİRASI - M. NİHAT MALKOÇ - KÜMBET DERGİSİ 2008

 

VALİ RECEP YAZICIOĞLU'NUN BÜYÜK MİRASI - M. NİHAT MALKOÇ - KÜMBET DERGİSİ 2008



VALİ YAZICIOĞLU'NUN HEMŞERİSİ OLMAK - ALİ AYDIN - KÜMBET DERGİSİ 2008

 


VALİ YAZICIOĞLU'NUN HEMŞERİSİ OLMAK - ALİ AYDIN - KÜMBET DERGİSİ 2008 




"BAĞIŞ YAPARAK ARAŞTIRMALARA VE İÇERİĞE" DESTEK OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ.

En Popüler Yayınlar

Necdet Başoğlu: Adını tarihe yazdıran vali

Necdet Başoğlu: Adını tarihe yazdıran vali 12 Eyl 2020 Bugün sizlere “Efsane Vali” olarak gönüllerde taht kurmuş bir kişiden bahsetmek istiyorum. Süper vali ve aynı zamanda 4. Murat lakabı da takılan bu vali, Yine Türkiye’de nam yapmış ve doğum yerleri aynı olan, Devlet eski Bakanı Adnan Kahveci ile aynı kaderi paylaşmıştı. İkisi de elim bir trafik kazası sonucu hayatlarını kaybetmiş, Türkiye’yi yasa boğmuştu. Evet, Recep Yazıcıoğlu, Türkiye Cumhuriyeti tarihine adını yazdırmış önemli bir bürokrat idi. O’nunla ilgili her ne okuduysam, Ne gördüysem, Duygulanmışımdır. Merhum Yazıcıoğlu, sıra dışı yönetim şekli ve aykırılığıyla bir kesimin oklarını üzerine çekerken, bir kesimin de gönlünde taht kurmuştu. Ayrımcılık yapmaması, Üstünlük taslamaması ve kendini görev yaptığı yerleri iyileştirmek için paralamasıyla tanınmış, Merhum Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ANAP’ın Kurucusu ve Genel Başkanı Merhum Turgut Özal’ın desteğiyle Türkiye’nin en genç valisi olmuştu. Kimdi bu Recep Yazıcıoğlu? Türkiye...

Yavuz Donat: "Recep Yazıcıoğlu"

Yavuz Donat: Recep Yazıcıoğlu   30 Aralık 2012, Pazar Denizli'deydik... Vali Bey'le beraber... Öğle yemeği yiyecektik. "Gel" d emişti: -Çarşıda esnaf topluca yemek yiyor... Onlarla birlikte yiyelim... Esnafın derdini de dinlersin. Gitmiş ve yazmıştık. Onu da zamansız kaybettik... Trafik kazasında. Dostumuzdu... Çoğu kez makam aracına binmez, yürürdü. Bir gün... Erzincan Valisi iken... Ankara'ya gelmiş. Yürüyerek Başbakanlığa gitmiş. Bu sırada görevli durdurmuş: -Hoop hop hemşehrim... Dur... Kimsin?... -Ben Erzincan Valisi'yim... -Yok yaaa... Sen Erzincan Valisi'ysen ben de Fransa Cumhurbaşkanı'yım... Delinin zoruna bak... Valiymiş... Dur bakalım... Kimliğini çıkar. "Efsane valiydi." Halkın içindeydi. Kaynak: https://www.sabah.com.tr/yazarlar/donat/2012/12/30/recep-yazicioglu

KÖPRÜ'DE DUYGUSAL BULUŞMA

KÖPRÜ'DE DUYGUSAL BULUŞMA ARKA PLAN MERHUM RECEP YAZICIOĞLU'NUN HAYTINDAN KESİTLERİ EKRANA TAŞIYAN "KÖPRÜ"NÜN OYUNCULARIYLA "SÜPER VALİ"NİN EŞİ VE ÇOCUĞU İLK KEZ BİR ARAYA GELDİ. ESKİŞEHİR'DEKİ BÜYÜK BULUŞMAYI MİLLİYET TELEVİZYON ADIM ADIM İZLEDİ.  

Yazıcıoğlu: "Bordromdan utanıyorum"

  Yazıcıoğlu: "Bordromdan utanıyorum" Aydın Valisi Recep Yazıcıoğlu, "Ben 3.5 milyon lira maaş alırken, aynı bordrodan 500 bin lira maaş alanlar var" dedi.

Kamu hizmetleri motivasyon kuramı çerçevesinde vali Recep Yazıcıoğlu'nun mülki idare amirliği dönemi üzerine bir inceleme

  Kamu hizmetleri motivasyon kuramı çerçevesinde vali Recep Yazıcıoğlu'nun mülki idare amirliği dönemi üzerine bir inceleme  Çalışmada, Vali Recep Yazıcıoğlu'nun bir mülki idare amiri olarak sergilemiş olduğu tutum ve davranışlar, Kamu Hizmetleri Motivasyon Kuramına göre analiz edilmiştir. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmanın kuramsal boyutu olan Kamu Hizmetleri Motivasyon Kuramı incelenmiştir. Yine bu bölümde çalışmanın araştırma tasarımı olan nitel araştırma yöntemi ve bu yöntemin alt dalları olan "Tarihsel Araştırma Tekniği, Betimsel Araştırma Tekniği, Sözlü Tarih Tekniği, İçerik-Doküman Analizi ve Yarı Yapılandırılmış Mülakat Tekniği" incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünü literatür taraması oluşturmaktadır. Bu bölümde mülki idare amirlerinin hatıraları, kamu yönetimi reform raporları ve mülki idare araştırmaları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Tanzimat'tan günümüze kadarki süreçte mülki idarede yaşanan dönüşüm tartışılmıştır. So...

Denizli Valisi'nin rafting keyfi...

Denizli Valisi'nin rafting keyfi... 20.06.2003 Denizli Valisi Recep Yazıcıoğlu, doğa yürüyüşü ve dağ tırmanışlarından sonra, bu kez Büyük Menderes Nehri'nde rafting yaptı. Çal ve Bekilli ilçelerindeki incelemelerinin ardından Büyük Menderes Nehri'ne inen Vali Yazıcıoğlu, Antalya'dan gelen 6 kişilik ekiple bota binerek rafting yaptı. Oldukça heyecanlı dakikalar yaşadığını anlatan Yazıcıoğlu,  ''Çoruh Nehri'nde ve Fırtına Deresi'nde rafting yaptım. Orada 5. derecede tehlikeli yer sayısı 4'ü geçmez. Burası öyle değil. 7 kilometre boyunca 5. derecede tehlikeli yerler mevcut. Bugüne kadar keşfedilmemiş ama bu da rafting için Büyük Menderes'in çok uygun olduğunu gösteriyor''  dedi. Kaynak: https://www.milliyet.com.tr/gundem/denizli-valisinin-rafting-keyfi-5171836

“Rahmetli öğretti” - Erzincan'da 12 ayda 12 spor

“Rahmetli öğretti” - Erzincan'da 12 ayda 12 spor Rafting, yamaç paraşütü, buz tırmanışı, trekking, offroad, dağ bisikleti, base jump, kayak, dağcılık, motokros, planör, parasailing... Bu sporların hepsini aynı şehirde ve neredeyse yılın 12 ayı yapabilmenin mümkün olduğunu biliyor musunuz? Erzincan yıllardır ‘zorunlu ara’ verdiği spor turizminin merkezi olma hayaline kavuşmak için gün sayıyor. Kahvelerden tek tek topladığı gençler, sokaklardan alıp zorla raftinge götürdüğü çocuklar bugün birer yetişkin sporcu olarak ‘Süper Vali’ yi hâlâ saygı, sevgi ve özlemle anıyorsa... Erzincanlı’nın her iki lafından biri “Rahmetli öğretti” ya da “Rahmetli söylemişti” diye başlıyorsa... Onun açtığı yolda bugün Erzincan’da Dünya Yamaç Paraşütü Şampiyonası düzenleniyor ve seneye de büyük finalin Erzincan’da yapılmasına karar verildiyse... Vali Recep Yazıcıoğlu ’nu anmadan bir Erzincan yazısı olmaz! Halk arasında ‘Süper Vali’ diye tanınan Recep Yazıcıoğlu 1991’de Erzincan’a atandığında şehrin o...

ARAŞTIRMALARA DESTEK OLUN!

VALİ RECEP YAZICIOĞLU ARAŞTIRMALARI (1967-2003)  "VALİ-İ VİLAYET, HADEME-İ DEVLET" Vali Recep Yazıcıoğlu hakkındaki araştırma projemize belge, fotoğraf, kaynak desteğinde bulunmak için iletişim adresi: mnergiz@live.com İlginiz için teşekkür ederim. Muhammet Negiz | Proje Koordinatörü

Kronolojik Arşiv

UNUTULMAYAN VALİ RECEP YAZICIOĞLU ARAŞTIRMALARI (1967-2003)

Bu Blogda Ara

Destek Olunuz & Donate !التبرع بالمال

ÖĞRENMEYİ SEVMEK

"Bilgiye sahip olarak doğmuş birisi değilim. Yalnızca öğrenmeyi ve öğretmeyi seviyorum."
Konfüçyüs

"Bilgi, ahlaki hareketten kalan şeydir."
Nurettin Topçu

Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!... İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar. Yahya Kemal Beyatlı
UNUTULMAYAN VALİ RECEP YAZICIOĞLU ARAŞTIRMALARI (1967-2003)

Koordinatör:

Arş. Gör. Muhammet NEGİZ | KTÜ

_________________________________________
*Bilgi, belge ve doküman paylaşımı için:
mnergiz@live.com

Son 1 Yılın Popüler Yayınları

Proje Koordinasyonu

Arş. Gör. Muhammet NEGİZ | KTÜ

Recep Yazıcıoğlu’nun kamu yöneticiliği mirasını arşiv, sözlü tarih ve yönetim bilimi perspektifleriyle belgeleyen dijital araştırma platformu.

“Unutulmayan” bir kamu yöneticisini anlatmanın en güçlü yolu, hatırayı belgeyle; anlatıyı bağlamla; liderliği ise kurumlarla birlikte okumaktır.
Platformun editoryal yaklaşımı