Dijital Araştırma ArşiviProje Koordinatörü: Arş. Gör. Muhammet NEGİZ | KTÜ
Güncel Çalışmalar

Araştırma notları, belgeler ve incelemeler

Anahtar kelime bulutu yerine, içerikler doğrudan araştırma alanları ve arşiv üzerinden erişilebilir durumda tutulur.

İs­ki­lip ni­re, A­la­man­ya ni­re!..








İs­ki­lip ni­re, A­la­man­ya ni­re!..

29.11.2008

Baba­sıy­la ma­ça git­mek is­te­yen oğul, adam­ca­ğı­zın ba­şı­nın eti­ni ye­mek­te­dir. Oğ­lu­nu na­sıl edip ba­şın­dan sa­va­ca­ğı­nı ka­ra ka­ra dü­şü­nen adam­ca­ğı­zın, ga­ze­te­nin bir say­fa­sın­da­ki ko­ca­man dün­ya ha­ri­ta­sı gö­zü­ne çar­par. Oğ­lu­nu ça­ğı­rır ga­ze­te­yi gös­te­rir. Son­ra ko­ca say­fa­yı yüz­ler­ce par­ça­ya bö­ler ve bu muh­te­şem "puzz­le"ı ço­cu­ğun önü­ne ko­yar. 

"Ha­di ba­ka­lım ma­ça üç sa­at var, o za­ma­na ka­dar bu ha­ri­ta­yı ta­mam­lar­san bir­lik­te ma­ça gi­di­yo­ruz, yok­sa ev­de­yiz. Sen der­si­ne, ben oku­ma­ma!.."

 Ço­cuk göz­le­ri par­la­ya­rak "Ta­mam" der ve hız­la oda­sı­na ka­pa­nır. Ya­rım saa­te var­ma­dan ko­ca ha­ri­ta ek­sik­siz bir ara­ya gel­miş­tir. Da­ha oku­ma yaz­ma­yı tam sö­ke­me­yen afa­ca­nın bu işi na­sıl be­cer­di­ği­ni hay­ret­le sor­gu­la­yan ada­mın göz­le­ri, ço­cu­ğun açık­la­ma­sın­dan son­ra bi­raz da­ha açı­lır. 

"Ba­ba­cı­ğım" der, ço­cuk; "say­fa­nın ar­ka­sın­da bir in­san res­mi var­dı. İn­sa­nı çö­zün­ce, dün­ya da ken­di­li­ğin­den hal­lol­du. Ha­di ma­ça geç kal­ma­ya­lım!" 

Ço­ğu­muz için bel­ki ha­yat bir anek­dot. Ama ben­de­niz için bir ha­yat des­ta­nı, te­mel pren­sip, muh­te­şem bir bu­luş açı­sı, ba­şa­rı­ya gö­tü­ren anah­tar... Emin olun hiç abart­mı­yo­rum. İn­sa­nı çö­ze­me­yen, onu an­la­ya­ma­yan, ona gü­ven­me­yen hiç­bir sis­te­min ba­şa­rı­lı ol­ma­sı müm­kün de­ğil... Ana­do­lu'nun mi­ni­cik bir ka­sa­ba­sın­da, İs­ki­lip'te Be­le­di­ye hiz­met­le­ri­nin da­ha et­ki­li ya­pı­la­bil­me­si için muh­te­şem bir per­for­mans ser­gi­le­yen Be­le­di­ye Baş­ka­nı ile te­le­viz­yon­da bil­gi pay­laş­tık ge­çen ak­şam. Uzun yıl­lar kay­ma­kam­lık, bir sü­re­si rah­met­li Re­cep Ya­zı­cı­oğ­lu ile Er­zin­can dep­re­mi son­ra­sın­da ol­mak üze­re va­li yar­dım­cı­lı­ğı yap­tık­tan son­ra be­le­di­ye baş­kan­lı­ğı­na so­yu­nan Sa­yın Or­han Öz­türk ay­nı şe­yi söy­lü­yor: 

"De­mi­re, çi­men­to­ya, ener­ji­ye, tek­no­lo­jik alt­ya­pı­ya gös­ter­di­ği­miz öze­ni, in­sa­na gös­te­re­me­di­ği­miz za­man ba­şa­rı ha­yal­dir..."

Gö­re­ve gel­di­ği­nin haf­ta­sı­na İs­ki­lip Be­le­di­ye­si­nin üç mü­dü­rü­nü Al­man­ya'ya gön­der­miş, ne­ler dü­şün­dü­ğü­nü an­la­ma­la­rı için yo­ğun bir be­le­di­ye­ci­lik eği­ti­mi al­ma­sı için. Son­ra da sı­ra­sıy­la, öğ­ren­ci­le­ri, iş­çi­le­ri, İs­ki­lip­li ha­nım­la­rı, İs­tan­bul'a, An­tal­ya'ya, Ça­nak­ka­le'ye, An­ka­ra'ya yol­la­mış. "Ufuk­la­rı ge­niş­le­di, be­ni da­ha iyi an­la­dı­lar" di­yor. Bu se­ya­hat­le­ri eği­tim fa­ali­yet­le­ri ile de des­tek­le­miş. "Bü­tün bun­la­rın so­nuç­la­rı önü­müz­de­ki beş-on yıl­da gö­rü­le­cek, o za­man İs­ki­lip­li­ler be­ni iyi­lik­le ha­tır­la­ya­cak­lar" di­yor. İn­sa­nı oda­ğa koy­mak laf­la ol­mu­yor!


Kaynak:
https://www.turkiyegazetesi.com.tr/Genel/a394629.aspx

Yazıcıoğlu: Kavgam ancak ölürsem biter

Yazıcıoğlu: Kavgam ancak ölürsem biter

Merkeze alınan Erzincan eski Valisi Recep Yazıcıoğlu, sistemle olan kavgasının henüz bitmediğini ifade ederek, "Bu kavga ancak, ben ölürsem biter" dedi.

Merkeze alınan Erzincan eski Valisi Recep Yazıcıoğlu, sistemle olan kavgasının henüz bitmediğini ifade ederek, "Bu kavga ancak, ben ölürsem biter" dedi. Kamuoyunda "Konuşan Vali" olarak bilinen ve yaptığı çıkışlarla medyanın ilgi odağı haline gelen Yazıcıoğlu, hüzünlü bir veda töreninin ardından Erzincan'dan ayrıldı. Erzincan'daki son gününü, makamdaki eşyalarını toplayarak ve çalışanlarla vedalaşarak geçiren Yazıcıoğlu, duygulu anlar yaşadı. Yazıcıoğlu için önceki akşam verilen veda yemeğine yaklaşık 500 kişi katıldı. Yazıcıoğlu ve davetliler, Kemaliye Fasıl Heyeti'nin söylediği türkülerle de iyice hüzünlendiler. Sistemle kavgasının henüz bitmediğini ifade eden Yazıcoğlu, "Bu kavga ancak, ben ölürsem biter" dedi.

Kaynak:
https://m.turkiyegazetesi.com.tr/Genel/a23395.aspx

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil-Tokat’ın efsanevi valisi



Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil-Tokat’ın efsanevi valisi


Rahmetli babam memlekette "İsmail Hafız" diye bilinirdi. Kendisini Boyabat ve köylerinde neredeyse tanımayan yoktu. Bütün sosyal faaliyetlerde yer alırdı. O kadar etkili idi ki 12 Eylül döneminde muhtarlığı elinden alından yedi muhtardan biri idi. Zira o dönemde muhtarlara dokunulmamış ve görevlerinde bırakılmışlardı. Seçimlerde göz hapsinde tutulurdu.

O, okumamız için çok gayret sarf eder ve her türlü desteği vermeye çalışırdı.

1985 yılında Rahmet-i rahmana kavuştuğu sırada Erzurum Atatürk Üniversitesinde asistandım. Yüksek lisansımı bitirmiş doktoraya hazırlık yapıyordum. Babamın hastalığında son 15 gün başında bulunabilmiştim. Belki hayattan neredeyse kopma günlerim olmuştu. Zira en sevdiğiniz bir kimsenin son demlerinde yanında olamamak nasıl bir duygudur yaşadım. Bir anlamda gurbetin acı zehrini içmiştim...

O dönemleri bugünün kırk yaş ve altındakiler rüyalarında görseler inanamazlar. Düşünün ki, gurbetten evinizi arayıp ana ve babamızla birkaç dakika görüşebilmek için postanede 7-8 saat oturduğumuz zamanlardı. Şimdiki gençler maalesef ellerindeki nimetin kıymetini bilmezler.

Dolayısıyla babamın vefatı ile birlikte artık üniversiteden istifa edip anacağımın ve sevdiklerimin yanında olmayı özler hâle gelmiştim. Bunun gelgitleri ve ne yapacağıma karar vereceğim o günlerde Tokat’a gittim. Doktora tezimin konusunu belirlemiş ve ön çalışma yapmayı planlıyordum.

O sırada Tokat Valisi Rahmetli Recep Yazıcıoğlu idi. Namı tüm Türkiye’yi sarmıştı. Kendisiyle görüşebileceğimi fazla ümit etmiyordum. Yine de bir ziyaret edeyim dedim. Zira Tokat’ın merkez köylerini de gezeceğim için desteğine ihtiyacım vardı. Daha kendisine arz etmelerinin üzerinden on dakika geçmeden huzura alınmıştım. Tanıştık. Tokat şehrinin 16. Asırdaki tarihini çalışacağımı belirtmemle birlikte yerinden kalktı geldi bana sarıldı tebrik etti. Ardından çekmecesinden Tokat tarihi ile ilgili bazı çalışmalar çıkarıp hediye etti. Müthiş memnun olmuştu.

Nerede kalacağımı sordu. Yeni geldiğimi ve otel bakacağımı söyledim. Hayır dedi benim misafirimsin derhal Tokat Öğretmenevini arayıp en güzel odayı hazırlamalarını söyledi. Çağırdığı bir şoföre hocamı önce kalacağı yere yerleştir ardından anlaşın ne zaman isterse emrinde olacaksın diyerek araba tahsis etti...

Gerçekten büyük bir şaşkınlık yaşamıştım. Rüyamda görsem inanamayacağım bir hareketti.
Öğretmenevine doğru giderken İmam-ı azam hazretlerinin bir kıssasını hatırlamıştım.

İlmin değeri

Rivayet olunur ki, İmam-ı Ebu Yusuf, hocası İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretlerinden ders almaya başlamıştı. O, çok çocuklu ve yoksul bir aileye mensuptu. Bu itibarla kaynaklar, çocukluk ve gençlik yıllarının büyük sıkıntılar içinde geçtiğini belirtmektedir. Hatta kendisini bir kunduracının yanına çırak olarak vermişlerdi. Buna rağmen oradan kaçarak İmam-ı Azam’ın sohbet ve derslerine devam ederdi. 
Bir gün annesi İmam-ı Azam’ın yanına gelerek;

"Hoca Efendi, bu çocuğun sanat elde etmesine neden engel oluyorsun? Kendisi bir kuruşa muhtaç bir yetimdir ve geçimimiz benim gibi bir ihtiyar kadının çıkrıkla eğireceği ipliğe bağlıdır. Onu o ustanın yanına günde üç beş kuruş kazanıp onunla geçinsin diye verdim. Yoksa, burada senin yanında oturmaktan ne hasıl olabilir?" di­ye çıkıştı.

İmam-ı Azam hazretleri gülerek, “Merak etmeyin çocuğunuz burada tereyağı, fıstık, badem ezmesi yemesini öğreniyor” demişti. Kadıncağız bu sözlerden bir şey anlamamıştı. Üzülüp, "sen ihtiyarlayıp bunadığın için ne dediğini bilmiyorsun..." deyip gitti.

İmam-ı Azam ise bu zeki ve kabiliyetli gence sahip çıkarak ona, kunduracıdan alacağı parayı fazlasıyla vererek ilim yolundan kopmasını önlemişti.

İmam-ı Ebu Yusuf ilimde yetişip büyük bir âlim olduktan sonra ona kadılık vazifesi verilmişti. Bu vazifesi sırasında bir gün halife Harun Reşid onu yemeğe davet etmişti. Sofraya tereyağı, fıstık, badem ezmesi getirdiklerinde Harun Reşid;

"Bunlardan ye, her zaman böyle yiyecekler ikram etmezler" demişti. Bu durum karşısında, hocasının yıllar önce annesine söylediği sözleri hatırlayıp hocasının kerametini anlayarak tebessüm etti. Harun Reşid niçin güldün deyince, hâdiseyi anlattı. Hocası İmam-ı Azam’a rahmetle dua ettiler...
Anlattığım iki hadiseden alınacak o kadar çok ders var ki.

Demek ki ilme yol açan valiler, vekiller, başkanlar unutulmuyor. Hür düşünceyi savunanları yerinde ve yapıcı tenkitlerde bulunanları desteklemek gerekiyor. Zira onlar olmazsa hatalı hareketlerin, yanlış icraatların önü alınmaz. Sonuç yerine göre milletin geleceğine istiklaline kadar uzanan gençliğimiz mahvolmaya sürükleyen noktalara kadar varabilir.
(...)
Geçtiğimiz cumartesi günü Tokat’ta yediden yetmişe çok coşkulu bir kalabalıkla güzel bir tarih sohbeti gerçekleştirdik. Osmanlıyı konuştuk. Günümüzde milletimiz üzerinde oynanan oyunlara dikkat çektik. Tokat’ın tarihine ve kültürüne değindik. İsterdim ki Sayın Valimiz ve Belediye Başkanımız da orada olsunlar. İşte Recep Yazıcıoğlu Bey’i büyüten ve yücelten fark orada idi.

Tokat’ın 1455-1574 tarihleri arasında idari, iktisadi ve sosyal tarihini araştırmış bir akademisyen olarak öğle vakti olmasına rağmen salonu dolduran sevgili hemşehrilerime teşekkür ve şükranlarımı sunarım.

Kaynak:
https://m.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ahmet-simsirgil/610881.aspx

Mehmet Kemal Yazıcıoğlu: Babam gibi geliyorum!



Mehmet Kemal Yazıcıoğlu: Babam gibi geliyorum!

13.10.2003

Recep Yazıcıoğlu'nun cenazesinde oğlu Mehmet bir söz verdi; "Sen süper valiydin, söz veriyorum arkandan süper bir vali daha geliyor" diye. Mehmet, içindeki acıyla beraber şimdi sözünü tutmaya çabalıyor. "Babam, sistemi deldi geçti ama yıkmaya gücü yetmedi. Biz onun fikirlerini yaşatacağız" diyerek..


Geçtiğimiz ay kaybettiğimiz Denizli Valisi Recep Yazıcıoğlu'nun oğlu Mehmet Yazıcıoğlu, babasının yolunda yürümekte kararlı. Genç yaşına rağmen Mehmet, babasından kalan mirası sırtlamış; kendisine omuz veren insanlarla birlikte onun kaldığı yerden devam etmeye çalışıyor... 

Babanızın cenaze töreninde yaptığınız konuşmada "sen bir çılgındın, arkandan bir çılgın geliyor. Sen süper valiydin söz veriyorum ben de süper vali olacağım" demiştiniz... 

-Onu şöyle değiştirelim. Vali olalım, siyasette olalım gibi bir derdimiz yok. Benim söylediğim; insanların o ilgisini aldıktan sonra, herkesin üstüne düşeni yapması gerektiğiydi. Ben o konuşmayı yaptıktan sonra, biz vilayete çıktık. Vali beyin naaşı da hareket etti. Eniştem "naaş gitti ama kalabalık niye dağılmıyor" diye sormuş. "Vali beyin oğlunu bekliyoruz" demişler. Aşağı indim ve "Söz verdin, bu projeleri yarıda bırakma" diyen insanları gördüm. Aralarında bilim adamları, siyasetçiler ve en önemlisi halkın olduğu, o sevgi selini görünce; bu misyonu devam ettirmemiz gerektiğine yöneltti beni. "Açığız"

Ne yapacaksınız bu misyonu devam ettirmek için? 

- Vali bey tek başına bir partiydi aslında. Bir düşünceye, ideolojiye bulaşmadan; her görüşü belirli orantısıyla kabul etti. Bize düşen; onun 3.5 yılda yaptığı halk aydınlanmasını, Türkiye'nin gidişatı için neler yapılması gerektiğini, sistem denen bu kaosun nasıl çözüleceğini ve bunun içinde nasıl yer almamız gerektiğini konuşmak. Öyle bir grup düşünün ki; her alanda kendini ispat etmiş, geçmişine baktığı zaman geleceğini görecek; berrak olacak kişiler olmalı. Yarın siyasi bir yapıya kavuştuğumuzda, makam mevki derdi olmamalı bu insanlarda. Bu tür insanların hepsine kapımız açık” ‚ Bir düşünce platformu oluşturacaksınız yani. Sistemdeki tıkanıklıkları açmak için muhalif bir yapı mı olacak bu? “- Ben buna, "Recep Yazıcıoğlu Düşünce Grubu" diyorum. Panellerle, toplantılarla, yasal sınırlar içerisinde gösterilerle halkı bilinçlendirecek bu grup. Sistemden yakınan insanlar, yetkisini vermek istemiyor. Bunu aşmanın tek yolu halkın desteğini alan bir sivil hareket oluşturmak. Recep Yazıcıoğlu delip geçti ama, yıkmaya gücü yetmedi. Tek başınaydı. Bürokrat olarak yapabileceklerini yaptı ama bürokrasiyle olmuyor. Bu tür ideallere sahipseniz vali olmamanız, bir yere bağlı olmamanız gerekiyor. Sivil olacaksınız, özgür olacaksınız. Daha oluşma aşamasındayız. Vali beyi destekleyen, seven çok kişi var grubun içinde. Buradaki herkes kendini halka adamış olacak, onu bilinçlendirecek.
Onun yerini alacağım.

Siz görevi sırasında çoğunlukla babanızın yanındaydınız. Bütün bu idealler o dönemden yerleşti herhalde? 

- Onun yanında 2-3 fakülte bitirdim. Onunla birebir konuşmalarımda hep öğrenme vardı. İmzaladığı belgeleri bile neden imzaladığını sorardım. Spordan, bilimden, sanattan her alandan bilgiyle bizi doldurdu. Bunları halka anlatacak biri vardı; bize gerek yoktu o aşamada! Biz onu destekliyorduk. Çünkü parlayan bir güneşin arkasından yıldızların esamesi okunmazdı. Ama o güneş sönmeye başladığında, yerine geçmek de bizim hakkımızdı.

Babanızın mirasına sahip çıkmayı kendinize ilke edindiniz. Bundan sonra hayatınız nasıl gidecek? 

-Babamın vefatından bu yana çok bir uykuya sahip değilim. Ama gencim, gidebildiği kadar bu yorgunluk gidecek. Bir yerde biraz sakinleşelim diyeceğiz herhalde. Ama babam, hiçbir şekilde durmadı. 55 yaşında bile 19 yaşındaki genç gibi koşturdu. O ufuklara yol açabilen bir insandı. O yolda gidemezseniz, Recep Yazıcıoğlu'nu mahvedersiniz. Bu anlayışla oğlu olarak, bu işe sıkıca bağlanacağım. Bugüne kadar çok iyi insanların oğulları başarılı olamadı. Bizim düşüncemiz, Recep Yazıcıoğlu misyonunu devam ettirmek. Yeni toplumlar, kendileriyle birlikte şarkılar getirirler. Bizim şarkılarımız eğlenceli, kıpır kıpır olacak. Türkiye şimdiye kadar ağladı ağladı, ama artık yeter! Bir yola baş koyduk, nasıl gideceğimizi biliyoruz ve bunu başaracağız, hem de engellere rağmen!..
Artık annem var.

Engel dediğiniz nedir. Somut bir şey, ya da kişiler mi? 

-Bazı çarklara dokununca engeller de çıkacaktır. Nasıl olacağını bilemiyorum. Vali beyi merkeze aldırdılar, kızağa çektiler, susturmaya çalıştılar, Erzincan'a müfettişler gönderdiler. İşte engeller bunlardır. Ama bunlar bana bir şey yapamaz; bizim makam gibi bir derdimiz yok.

O yıllarda nasıldı babanız? 

- 3.5 yıl çok dolu geçti. 81 ili 2-3 sefer dolaştı, konferanslar verdi. O görevini yaptı, şimdi sıra bende. Annem babamı hep desteklemiş, onun yanında olmuştur; bir kaç gün önce bana "sahip olduğum bilgi birikimini şimdi seninle paylaşacağım demek. Yolun açık olsun, ben beni hayata bağlayan insanı kaybettim; ama sana bakınca onu görüyorum, bunun hakkını ver" dedi. Ben annemden bu desteği aldım ya, bundan sonra sırtım yere gelmez!
 Keşke öpseydim! 

 Babanızla son diyaloğunuz neydi? O yola çıkmadan önce en son ne zaman gördünüz? 

- Biz İzmir'e doktora gidecektik, o da Ankara'ya. Ben biraz geç kaldım bana dedi ki "Oğlum; erken yat, sabah erken kalkacaksın" dedi. "Peki baba" dedim. Ertesi sabah, erken kalktık. Baktım uyuyor, "öpsem mi acaba" dedim. "Yorgun argın uyandırmayayım" diye düşündüm. Hâlâ onun acısını duyuyorum. Keşke gidip öpseydim. Gerçi hastanede yoğun bakımda indim, destek istedim, yardım et dedim. Orada çok güzel bir diyalog oldu. Bence benimle diyaloğa girdi; orada ben onu hissettim, elini, sıcaklığını hissettim...

Beraber nasıl plan yapardınız? Ve siz; bundan sonra nereye yerleşeceksiniz, nereden başlayacaksınız? 

-Ben babama hep "siyaset" derdim; ama sıcak bakmazdı. Güvendiğiniz bir insan olduğu zaman ufkunuz bir yere kadar... Onu kaybedince, ne yapmanız gerektiği ortaya çıkıyor. Arkada size yardımcı olacak kimse olmuyor. Bana bu zor günlerde babamı seven, dışarda üç kuruşa talim eden insanlar destek olacak. Onların desteğini alırsanız hiç değilse öldüğünüzde rahmetle anılırsınız. İzmir - Söke arası; başlangıç noktası olacak bu işin. Beş ya da on pilot il seçilecek. Sponsorların desteğiyle paneller, konferanslar olacak. Ve bu misyon, böyle devam edecek...

"O benim hayallerimdi..."

Günlerce hastane kapılarında kamera önlerindeydiler... Bütün Türkiye şahit oldu, adım adım yaşadıklarına. Umutların başlamasına da, bitmesine de... Günlerce gidip gelinen yoğun bakım önünde gözyaşlarının şahidi milyonlardı! Günler sonrasında yaşanan çaresizliğin yüzlerine yerleşmesinin de... Omuz omuza vermeye çalıştıklarını gördük, bütün güçlerini toplayıp konuşmaya çalışmalarını da... Onlar; Türk halkının bağrına bastığı, kendi özünden bulduğu "süper vali"nin ailesiydi. Eşi, kızları, oğlu... Dün rahmetli Denizli Valisi Recep Yazıcıoğlu'nun eşinden 35 yıllık evliliklerini, yaşadıklarını dinlemiştik. Bugün de babasının yüzüğüyle birlikte düşünce mirasını alan oğlu Mehmet'te sıra... 

"Ben babamla birlikte hayallerimi kaybettim" diyen Mehmet Yazıcıoğlu'nda! O'nun yüzüğüyle mirasını taşıyacağım... Babamın mirasını taşımak ve sürdürmek için, elimden geleni yapacağım. Onun yüzüğü parmağımda. Ablam taktı. Bu bir gelenek değil. "Babamı temsil edecek, o bayrağı taşıyacak sen olduğun için bu yüzük senin" deyip bana verdiler. Bu, ilerde inşallah benim evlilik yüzüğüm olacak. 

Eğer ben de oğluma gerekli mirası bırakırsam, bu yüzük belki de aileden aileye taşınacak. Bu yüzüğün hakkını vermek zor. Ben bunun bazen zorluğuna düşüyorum, ama babama sığınıyorum. Ablama rüyasında görünmüş "Mehmet'e destek olun" demiş. Ben babam öldüğünden beri her akşam dualarımda, "Ruhun hep ruhumla kaynaşsın baba, bana yardım et" diye dua ediyorum. Önüme çok engeller çıkacağını, "bu çocuğun arkasından niye gidiyorsunuz?" diyenler olacağını biliyorum. Bunun bilincindeyim. Babam da çok genç yaşında bunlarla karşılaştı ama yılmadı. Biz onun genlerini taşıyoruz, yılmıyoruz. Recep Yazıcıoğlu'nun oğluysak onun genlerini taşıyorsak, bu yoldan gideriz ve hiçbir şekilde de endişemiz olmaz. Artık genç insanların ülke yönetiminde olması lazım, 70 yaşındaki insanlar bize danışmanlık yapacaklar.

Kaynak:
https://www.turkiyegazetesi.com.tr/Genel/a180798.aspx

Özcan Ünlü: Recep Yazıcıoğlu


Özcan Ünlü: Recep Yazıcıoğlu

08.09.2003


Bir gün Vali Recep Yazıcıoğlu, televizyonda hararetle sistem eleştirisinde bulunuyormuş. Devrin içişleri bakanı, yanındaki müsteşarına dönerek sormuş: 

-"Yahu bu adam kimden kuvvet alıyor böyle?" 

Müsteşar cevaplamış: 

-"Herhalde sizden efendim!"

 ... 

Sayın Yazıcıoğlu ile, kitap fuarlarında daha sık bir araya geliyorduk. Çünkü ikimizin kitapları da aynı yayınevinden (Birey) çıkıyordu. İmza günlerinde yan yana oturuyorduk. Özellikle İstanbul, Bursa ve İzmir'deki kitap fuarlarında vali beyin masasının önünde çok uzun kuyruklar oluşuyordu. "Bu Sistem Değişmeli", "Sıradışı Bir Vali", "Sil Baştan", "Vali" isimli kitapları binlerce okura ulaşmıştı. 

Özellikle gençlerin ve devlet ciddiyeti konusunda kafasında soru işareti bulunanların yararlanmaya çalıştığı Yazıcıoğlu, okurlarından fırsat buldukça bize takılır, "bakın, ben daha dünün yazarıyım ama insanlar en çok benim kitaplarıma ilgi gösteriyor" derdi. Doğruydu. Çünkü o, sıradışı bir vali olmanın ötesinde standart dışı bir bürokrattı aynı zamanda. Geçen yıl Sultanahmet'teki "Dini Yayınlar Fuarı"nda yine yan yana kitap imzalıyorduk. Bir ara, 

-"Sayın valim, İstanbul'a geliyormuşsunuz. İnşallah gerçekleşir" 

demiştim. Tebessümünü daha bugün gibi hatırlıyorum:

-"İyi olur da bu şehir bizi yutar be kardeşim!" 

demişti. Eminim, İstanbul'dan korktuğu için söylemiyordu bunu; belki başka şeylere dikkat çekmek istiyordu. 

... 

Bir dönemler o kadar şikayetçi ve ümitsizdi ki, mezar taşına "Hür, demokrat, adam gibi bir ülkede yaşayamadan gitti" ibaresini yazdırmayı düşünüyordu. Doğru bildiğini söylemeyi ve söylediklerini yapmayı sürdürdü hayatı boyunca... 

Bir gezim sırasında Tokat Kalesi'nden şehre bakarken, sadece benim değil, Tokatlılar'ın da söylediği bir söz geldi aklıma: "Şehri baştan sona değiştirmişti." Erzincan'da yaptıklarını sıralamaya bu köşenin sınırları yetmez bile... 

... 

Dört yıl boyunca "merkez"de tutulan fakat bu sırada bol bol düşünüp eserler kaleme alan Yazıcıoğlu, geçen yıl nihayet hatırlanarak Denizli Valiliği'ne tayin edilmişti. "Daha önce çalıştığım illerde hep niye fabrikalar yok, üretim yok, istihdam yok diye hayıflanıp durdum. Şimdi burada tam bir tekstil cenneti ve bir fabrikalar tarlasına düştüm" diyerek heyecanlı bir mesainin içine girmiş, tıpkı diğer illerde yaptıklarını burada da uygulamaya -her şeye rağmen- başlamıştı. Küreselleşme, sanayi toplumu, Batı'nın açmazları, Türkiye'de siyaset, siyaseti tıkayan gerekçeler, beyin göçü, devlet yapısı gibi kavramlar üzerine çokça düşünen ve bunları eserlerine alıp tartışmaya açan Yazıcıoğlu ile birlikte, sadece yukarıdaki hatıralar ve hatırlanan başlıklar gitmedi, gitmiyor. Türkiye'nin son çeyrek asrına damga vurmuş sıradışı ve cesur bir bürokratı çekiliyor yeryüzü sahnesinden. Ben kendi adıma Vali Recep Yazıcıoğlu'ndan çok şey öğrendim. İlk öğrendiğim ise, itiraf ediyorum, "adam gibi adam olmak"tı... 

... 

O'nu daha iyi tanımanızı istiyorum: 2 Haziran 1948'de Trabzon'un Sürmene ilçesinde doğdu. Yüksek öğrenimini Ankara Hukuk Fakültesi'nde tamamladı. 1971- 1984 yılları arasında sırasıyla Kalkandere, Bahçe, Hamur, Ayvacık, Kırıkhan, Alaca, Akçakoca kaymakamlıkları görevinde bulundu. 1984 yılında Tokat Valiliği'ne atandı. Daha sonra, 14 Ağustos 1989'da Aydın Valisi olarak göreve başladı. 19 Ağustos 1991 tarihinde Erzincan Valiliği'ne atandı ve bu görevinden sonra, 26 Eylül 1999'da da Merkez Valiliği'ne getirildi. Evli, üç çocuk ve bir torun sahibi olan Recep Yazıcıoğlu, zaman zaman yaptığı sistem eleştirileriyle ve aykırı görüşleriyle dikkat çekti. Bu eleştiri ve görüşlerini "Bu Sistem Değişmeli", "Sıradışı Bir Vali", "Sil Baştan" ve "Vali" isimli kitaplarında bir araya topladı.

Kaynak:
https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ozcan-unlu/178348.aspx

Muhtarlık kapısını hiç kapatmıyor


Muhtarlık kapısını hiç kapatmıyor

07/10/2015 12:41

Mahalle arkadaşı Merhum Vali Recep Yazıcıoğlu'nu örnek alan Milaslı muhtar, muhtarlık binasının kapısını hiç kapatmıyor. 

Muğla'nın Milas ilçesindeki Gazipaşa-Firuzpaşa Mahalleleri Muhtarı Recep Panay, mahalle arkadaşı merhum Denizli Valisi Recep Yazıcıoğlu'nu örnek alarak muhtarlık binasının kapısını sürekli açık tutuyor.

Mustafa Yazıcıoğlu'nun Milas Müftülüğü yıllarında, oğlu merhum Vali Recep Yazıcıoğlu'yla akran olduklarını ve sonraki yıllarda kendisini sürekli takip ettiğini belirten Panay, yöneticilikte örnek aldığı kişinin Yazıcıoğlu olduğunu kaydetti.

Yazıcıoğlu'nun kaymakamlık yıllarında "Kapıyı vurmadan girin" ibaresi bulunan yazısının halkla arasındaki iletişimi göstermesi açısından kendisine ilham kaynağı olduğunu anlatan Panay, "Merhum valimizle ilçemizde bulunduğu yıllardan arkadaştık. Kendisini daha sonraki yıllarda da sürekli takip ettim. Yöneticilikte örnek aldığım insan o oldu" dedi.

Seçime ilk katıldığı 1994 yılından bu yana iki mahallenin muhtarlık görevini yürüttüğünü hatırlatan Panay, şöyle konuştu:

"1994 yılından bu yana Milas'ın en büyük mahallelerinden Gazipaşa ve Firuzpaşa'nın muhtarlık görevini devam ettiriyorum. Göreve geldiğim günden bu yana muhtarlık kapısını vatandaşa hep açık tuttum. Bizler vatandaş için varız. Gece geç saatlere kadar bu kapı hep açıktır. Hatta bazı zamanlar sabaha kadar açık kaldığı da olmuştur. İçeride değerli bir eşya olmadığı için de hırsızlık olayına rastlamadım."

Yöneticilerin halkın taleplerini hızlı karşılamasının önemli olduğundan söz eden Panay, "Halkın yüzüne kapı kapatılmaz. Her düzeyde yöneticiler şeffaflığı halka yansıtmak durumundayız. Halka ve Hakk'a yaklaşmayan halka hizmet edemez. Kapının sürekli açık kalması vatandaşlarımızı da memnun ediyor. Herhangi bir işlemleri varsa çok kısa sürede çözebiliyoruz. Bizler için de en büyük mutluluk bu" dedi.

Kaynak:
http://www.radikal.com.tr/mugla-haber/muhtarlik-kapisini-hic-kapatmiyor-1446847/


Sedat Yılmaz- Yazıcıoğlu mefkûresi Vatan Yahut Silistre!



Sedat Yılmaz- Yazıcıoğlu mefkûresi Vatan Yahut Silistre!

30 Aralık 2018

2018 yılının son yazısını kaleme alırken aklıma Vali Recep Yazıcıoğlu geldi… Aydın’da kaymakam vekili olarak kamuya ilk adımını atmış… Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre eserinde bahsettiği Silistre Kalesi’nin fedakârene yardımına koşanlar gibi vatan sevdâlısı bir insan...

Göreve başlar başlamaz 6 ay gibi kısa sürede bulunduğu kamudaki işleyişi çözmüş… Memurların çalışmalarını, vatandaşlara davranışlarını ve kamudaki ataleti tek tek not etmiş… Daha o zamanlar mevcut sistemin değişmesi gerektiğine inanmış…

Evet Recep Yazıcıoğlu sıra dışı bir yönetici... Tabulara savaş açmış, lider bir şahsiyet... Politikacılarla sık sık arası açıldığı için daha kaymakamken görev yaptığı Adana, Ağrı, Çanakkale, Hatay, Çorum ve Bolu’nun ilçelerine sürülmüş de sürülmüş…

İlk kez “Karakol değil, pembe kol” diyen Yazıcıoğlu, emniyet müdürlerinin vali olmasına da karşı çıktığından bürokrasi tarafında hiç sevilmemiş… Adam kayırmadığı ve yapması gereken işleri yaptığı için sürekli ihtar almış…

Çorum’da görev yaptığı sırada odasının kapısına astırdığı “Kapıyı vurmadan giriniz” yazısı, “Kahvehaneleri kıraathanelere dönüştürmesi, oyun oynamayı kaldırması, okuma seferberliği başlatması, resmi dairelerde belirli saat ve yerler dışında çay, kahve ve sigara içmeyi yasaklaması, içkili yerlerde belirli bir miktardan sonra alkol almayı engellemesi” birçok kişiyi rahatsız etmiş ama yılın bürokratı olarak da seçilmesini kimse önleyememiş…

Çalışkanlığının yanında sorunları hızlı çözüşü dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın dikkatini çekmiş… Özal, içinde Recep Yazıcıoğlu’nun adının da geçtiği valiler kararnamesini birçok itiraza rağmen Cumhurbaşkanı Kenan Evren’e imzalatmış… 36 yaşında Türkiye’nin en genç valisi olarak Tokat’a atanan Yazıcıoğlu muazzam işleri dolayısıyla “süper vali” adını almış…

***

1989 yılında Tokat’tan Aydın’a atanan Yazıcıoğlu’na mâlum çevreler tarafından “Yasakçı vali geldi” yakıştırmalarını unutmanın imkânı var mı! Tepkilere rağmen Yazıcıoğlu işini yapmaktan geri durmamış... Hele O’nun bir başhekimi görevden alma olayı var ki, bugün tüm kamu görevlileri, hatta özel sektörde çalışanlar bile bu hâdiseyi “başucu dersi” yapmalı…

Anlatayım… Olay şöyle… 

Yazıcıoğlu Aydın’a atandığı ilk günlerde aldığı bir şikâyet üzerine tebdili kıyafetle Nazilli SSK Hastanesi’ne gider ve başhekimin odasına çıkar… Uzun süre bekledikten sonra dışarıdan gelen başhekime tedavi olmak istediğini ancak parası olmadığını söyler. Başhekim de “Burası hayır kurumu değil. Paran yoksa tedavi olamazsın” der. Yazıcıoğlu da başhekime, “Devletin görevi vatandaşa bakmak değil mi?” diye sorar… Sinirlenen başhekim, tebdili kıyafetteki Yazıcıoğlu’nu odasından kovar.

Vali ertesi gün SSK Hastanesi’ne resmi kıyafetiyle gelir. Başhekimi çağırtır… Karşısında Yazıcıoğlu’nu gören başhekim, ne diyeceğini bilemez! Ama iş işten geçmiş, Yazıcıoğlu başhekimin eline “azil belgesi”ni daha doğrusu “kovulma evrakını” vermiştir…

Vallahi, şu anda bu başhekimin akıbetini merak etmiyor değilim!


Tabi Yazıcıoğlu’nun Aydın’dan alınmasından sonra söylediği söz de ilginç… Erzincan’a tayin edilen Yazıcıoğlu dönemin Başbakanı Özal’a “Üstsüzlere karşı bir hata mı yaptık da defterimizi dürdünüz!” diye sormuş!.. Ancak cevap alamamış!

Erzincan’a atanan Yazıcıoğlu, burada da süper valiliğini göstermiş… Meselâ 13 Mart 1992 tarihinde teravih namazı vaktinde 6,8 şiddetinde meydana gelen deprem sonrası yaptığı hizmetler hâlâ dillere destan… 653 vatandaşın hayatını kaybettiği 3850 kişinin yaralandığı, 1534 konut ve 954 işyerinin yerle bir olduğu depremde Yazıcıoğlu, halkla el ele vererek şehri 8 ayda ayağa kaldırmış…

***

Yazıcıoğlu’nu Erzincan’da zor günler peşini bırakmamış!.. 5 Temmuz 1993’te yaşanan Sivas Katliamı ve 3 gün sonra Başbağlar Katliamı’na son derece üzülen Yazıcıoğlu hâdisenin temeline inmeye çalışmış… Özellikle teröristlerin Başbağlar’ı seçmesinde şehirle bölge arasında bir köprünün bulunmayışı tespitini yapmış... Yazıcıoğlu hükümetlerin yıllardır yapamadığı ve o zamanın parasıyla 1 trilyon lira maliyet çıkarılan köprüyü hem de 8 ayda 300 milyar lira maliyetle tamamlamış… Bilindiği üzere bu köprü, “Köprü” adlı film ve dizisine senaryo konusu olmuş… 

Ne kadar anlatsak gerçek mânâda Yazıcıoğlu’nu tarif edemeyiz!.. Rahat giyinmeyi seven, şahsi işlerinde asla makam aracı kullanmayan, korumayla gezmeyen, çaycısından dâhi çay istemeyen, paraya pula önem vermeyen, vakit namazlarını asla kaçırmayan, ibadetlerinde gösteriş yapıyormuş izlenimi vermemek için çabalayan Yazıcıoğlu, bugün her makamda imza yetkisine sahip olanlara iyi bir örnek ve önder... O, Silistre Kalesi’ni kurtarmaya gidenlerin taşıdığı mefkûrenin aynısını yüreğinde taşıyordu. Allahu Teâlâ rahmet ve mağfiret eylesin...

***

2019 yılı ile birlikte gelecek senelerde Recep Yazıcıoğlu gibi idarecilere ihtiyacımız olduğunun altını çizerken çalışkanlığı, cesareti ve sistemli uygulamalarıyla dikkat çeken Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkanı kıymetli İbrahim Burkay’ı yeni yılın ilk yazısında köşeme konuk etmek istiyorum...
(...)

Kaynak:
https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/sedat-yilmaz/yazicioglu-mefkuresi-vatan-yahut-silistre-26960.html

"BAĞIŞ YAPARAK ARAŞTIRMALARA VE İÇERİĞE" DESTEK OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ.

En Popüler Yayınlar

Necdet Başoğlu: Adını tarihe yazdıran vali

Necdet Başoğlu: Adını tarihe yazdıran vali 12 Eyl 2020 Bugün sizlere “Efsane Vali” olarak gönüllerde taht kurmuş bir kişiden bahsetmek istiyorum. Süper vali ve aynı zamanda 4. Murat lakabı da takılan bu vali, Yine Türkiye’de nam yapmış ve doğum yerleri aynı olan, Devlet eski Bakanı Adnan Kahveci ile aynı kaderi paylaşmıştı. İkisi de elim bir trafik kazası sonucu hayatlarını kaybetmiş, Türkiye’yi yasa boğmuştu. Evet, Recep Yazıcıoğlu, Türkiye Cumhuriyeti tarihine adını yazdırmış önemli bir bürokrat idi. O’nunla ilgili her ne okuduysam, Ne gördüysem, Duygulanmışımdır. Merhum Yazıcıoğlu, sıra dışı yönetim şekli ve aykırılığıyla bir kesimin oklarını üzerine çekerken, bir kesimin de gönlünde taht kurmuştu. Ayrımcılık yapmaması, Üstünlük taslamaması ve kendini görev yaptığı yerleri iyileştirmek için paralamasıyla tanınmış, Merhum Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ANAP’ın Kurucusu ve Genel Başkanı Merhum Turgut Özal’ın desteğiyle Türkiye’nin en genç valisi olmuştu. Kimdi bu Recep Yazıcıoğlu? Türkiye...

Yavuz Donat: "Recep Yazıcıoğlu"

Yavuz Donat: Recep Yazıcıoğlu   30 Aralık 2012, Pazar Denizli'deydik... Vali Bey'le beraber... Öğle yemeği yiyecektik. "Gel" d emişti: -Çarşıda esnaf topluca yemek yiyor... Onlarla birlikte yiyelim... Esnafın derdini de dinlersin. Gitmiş ve yazmıştık. Onu da zamansız kaybettik... Trafik kazasında. Dostumuzdu... Çoğu kez makam aracına binmez, yürürdü. Bir gün... Erzincan Valisi iken... Ankara'ya gelmiş. Yürüyerek Başbakanlığa gitmiş. Bu sırada görevli durdurmuş: -Hoop hop hemşehrim... Dur... Kimsin?... -Ben Erzincan Valisi'yim... -Yok yaaa... Sen Erzincan Valisi'ysen ben de Fransa Cumhurbaşkanı'yım... Delinin zoruna bak... Valiymiş... Dur bakalım... Kimliğini çıkar. "Efsane valiydi." Halkın içindeydi. Kaynak: https://www.sabah.com.tr/yazarlar/donat/2012/12/30/recep-yazicioglu

KÖPRÜ'DE DUYGUSAL BULUŞMA

KÖPRÜ'DE DUYGUSAL BULUŞMA ARKA PLAN MERHUM RECEP YAZICIOĞLU'NUN HAYTINDAN KESİTLERİ EKRANA TAŞIYAN "KÖPRÜ"NÜN OYUNCULARIYLA "SÜPER VALİ"NİN EŞİ VE ÇOCUĞU İLK KEZ BİR ARAYA GELDİ. ESKİŞEHİR'DEKİ BÜYÜK BULUŞMAYI MİLLİYET TELEVİZYON ADIM ADIM İZLEDİ.  

Yazıcıoğlu: "Bordromdan utanıyorum"

  Yazıcıoğlu: "Bordromdan utanıyorum" Aydın Valisi Recep Yazıcıoğlu, "Ben 3.5 milyon lira maaş alırken, aynı bordrodan 500 bin lira maaş alanlar var" dedi.

Kamu hizmetleri motivasyon kuramı çerçevesinde vali Recep Yazıcıoğlu'nun mülki idare amirliği dönemi üzerine bir inceleme

  Kamu hizmetleri motivasyon kuramı çerçevesinde vali Recep Yazıcıoğlu'nun mülki idare amirliği dönemi üzerine bir inceleme  Çalışmada, Vali Recep Yazıcıoğlu'nun bir mülki idare amiri olarak sergilemiş olduğu tutum ve davranışlar, Kamu Hizmetleri Motivasyon Kuramına göre analiz edilmiştir. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmanın kuramsal boyutu olan Kamu Hizmetleri Motivasyon Kuramı incelenmiştir. Yine bu bölümde çalışmanın araştırma tasarımı olan nitel araştırma yöntemi ve bu yöntemin alt dalları olan "Tarihsel Araştırma Tekniği, Betimsel Araştırma Tekniği, Sözlü Tarih Tekniği, İçerik-Doküman Analizi ve Yarı Yapılandırılmış Mülakat Tekniği" incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünü literatür taraması oluşturmaktadır. Bu bölümde mülki idare amirlerinin hatıraları, kamu yönetimi reform raporları ve mülki idare araştırmaları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Tanzimat'tan günümüze kadarki süreçte mülki idarede yaşanan dönüşüm tartışılmıştır. So...

Denizli Valisi'nin rafting keyfi...

Denizli Valisi'nin rafting keyfi... 20.06.2003 Denizli Valisi Recep Yazıcıoğlu, doğa yürüyüşü ve dağ tırmanışlarından sonra, bu kez Büyük Menderes Nehri'nde rafting yaptı. Çal ve Bekilli ilçelerindeki incelemelerinin ardından Büyük Menderes Nehri'ne inen Vali Yazıcıoğlu, Antalya'dan gelen 6 kişilik ekiple bota binerek rafting yaptı. Oldukça heyecanlı dakikalar yaşadığını anlatan Yazıcıoğlu,  ''Çoruh Nehri'nde ve Fırtına Deresi'nde rafting yaptım. Orada 5. derecede tehlikeli yer sayısı 4'ü geçmez. Burası öyle değil. 7 kilometre boyunca 5. derecede tehlikeli yerler mevcut. Bugüne kadar keşfedilmemiş ama bu da rafting için Büyük Menderes'in çok uygun olduğunu gösteriyor''  dedi. Kaynak: https://www.milliyet.com.tr/gundem/denizli-valisinin-rafting-keyfi-5171836

“Rahmetli öğretti” - Erzincan'da 12 ayda 12 spor

“Rahmetli öğretti” - Erzincan'da 12 ayda 12 spor Rafting, yamaç paraşütü, buz tırmanışı, trekking, offroad, dağ bisikleti, base jump, kayak, dağcılık, motokros, planör, parasailing... Bu sporların hepsini aynı şehirde ve neredeyse yılın 12 ayı yapabilmenin mümkün olduğunu biliyor musunuz? Erzincan yıllardır ‘zorunlu ara’ verdiği spor turizminin merkezi olma hayaline kavuşmak için gün sayıyor. Kahvelerden tek tek topladığı gençler, sokaklardan alıp zorla raftinge götürdüğü çocuklar bugün birer yetişkin sporcu olarak ‘Süper Vali’ yi hâlâ saygı, sevgi ve özlemle anıyorsa... Erzincanlı’nın her iki lafından biri “Rahmetli öğretti” ya da “Rahmetli söylemişti” diye başlıyorsa... Onun açtığı yolda bugün Erzincan’da Dünya Yamaç Paraşütü Şampiyonası düzenleniyor ve seneye de büyük finalin Erzincan’da yapılmasına karar verildiyse... Vali Recep Yazıcıoğlu ’nu anmadan bir Erzincan yazısı olmaz! Halk arasında ‘Süper Vali’ diye tanınan Recep Yazıcıoğlu 1991’de Erzincan’a atandığında şehrin o...

ARAŞTIRMALARA DESTEK OLUN!

VALİ RECEP YAZICIOĞLU ARAŞTIRMALARI (1967-2003)  "VALİ-İ VİLAYET, HADEME-İ DEVLET" Vali Recep Yazıcıoğlu hakkındaki araştırma projemize belge, fotoğraf, kaynak desteğinde bulunmak için iletişim adresi: mnergiz@live.com İlginiz için teşekkür ederim. Muhammet Negiz | Proje Koordinatörü

Kronolojik Arşiv

UNUTULMAYAN VALİ RECEP YAZICIOĞLU ARAŞTIRMALARI (1967-2003)

Bu Blogda Ara

Destek Olunuz & Donate !التبرع بالمال

ÖĞRENMEYİ SEVMEK

"Bilgiye sahip olarak doğmuş birisi değilim. Yalnızca öğrenmeyi ve öğretmeyi seviyorum."
Konfüçyüs

"Bilgi, ahlaki hareketten kalan şeydir."
Nurettin Topçu

Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!... İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar. Yahya Kemal Beyatlı
UNUTULMAYAN VALİ RECEP YAZICIOĞLU ARAŞTIRMALARI (1967-2003)

Koordinatör:

Arş. Gör. Muhammet NEGİZ | KTÜ

_________________________________________
*Bilgi, belge ve doküman paylaşımı için:
mnergiz@live.com

Son 1 Yılın Popüler Yayınları

Proje Koordinasyonu

Arş. Gör. Muhammet NEGİZ | KTÜ

Recep Yazıcıoğlu’nun kamu yöneticiliği mirasını arşiv, sözlü tarih ve yönetim bilimi perspektifleriyle belgeleyen dijital araştırma platformu.

“Unutulmayan” bir kamu yöneticisini anlatmanın en güçlü yolu, hatırayı belgeyle; anlatıyı bağlamla; liderliği ise kurumlarla birlikte okumaktır.
Platformun editoryal yaklaşımı